Kürt Meselesi Süreci ve Türkiye Teorisi Arayışı

Kürt Meselesi “Türkiye Teorisi” arayışında ikinci büyük ideolojik kümeyi oluşturmaktadır.

Yanardağ

Bir yanardağı uzaktan ya da ekrandan izlemek görsel bir şölendir.

Ancak yanardağın çevresinde olanlar için durum son derece ciddidir.

Lavlar bağı, bahçeyi, tarlayı, fabrikayı, evi ya da iş yerini yakıp küle çevirebilir.

Her an yakıcı bir lav parçası masum bir bedene, bir çocuğun kaderine isabet edebilir.

Yanardağın içi ise cehennem gibidir.

Yanardağın magma odacıklarından, diatrem kanallarından, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle kimi zaman içe doğru kimi zaman dışa doğru lavlar püskürür.

Sosyal Yanardağ

Kürt meselesi Türkiye’nin sosyal yanardağıdır.

Ülke, Kürt sorununu çoğunlukla yeniden faaliyete geçen Etna yanardağını izler gibi izledi.

Ancak Kürtlerin yaşadığı bölgelerde, kentlerde, köylerde, yaylalarda, Nusaybin’in, Derik’in dar sokak aralarında, Kürt vatandaşların ruhunda ve bu sorun nedeniyle evlatlarını kaybeden ailelerin yüreğinde yüksek basınç ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle kimi zaman içe doğru kimi zaman dışa doğru lavlar püskürüp durdu.

Ateş düştüğü yeri yaktı.

Bu süreçte tahrip edilen maddi ve manevi değerlere karşı iki farklı tutum oldu:

Halkın tutumu.

Politikacıların tutumu.

Halk anlamsızlığın ve absürtlüğün üzerine oturan sorunu çaresizce izledi.

Kürt ve Türk politikacılar ise iki ayrı vesayet dilini kullanarak siyaset yaptılar.

Kürt Politikacıları

Kürt politikacılar, silahı ve şiddeti esas alan PKK örgütünün geliştirdiği dile mahkûm oldu.

Mahkûm oldular çünkü örgüt çizgisinin dışına çıkanların başına neler geldiğini yakinen biliyorlar.

Kürtler için kurtuluş mücadelesi verdiği iddiasındaki PKK diğer tüm “Kürdistani” örgütleri bölgeden acımasızca sildi.

Bu yorum bölgeyi kan gölüne çeviren ilk sebebin devlet nosyonuyla hareket eden Batıcı askeri-bürokratik vesayet rejimi olduğu gerçeğini ikincil konuma indirgemez.

Temel hak ve hürriyetlerin reddi, inkârı ve asimilasyonu noktasındaki haklı gerekçelere dayanarak ve bedellerine katlanarak Kürt siyaseti bünyesinde bile isteye yer alanların varlığını da inkâr etmez.

Haklı gerekçelerin verdiği inançlılık ve infaz edilme gizli korkusunun iç içe geçtiği ikili psikolojiyi Kürt siyasetçilerin yüzlerinden okuyabiliyoruz.

Radikal Sol örgütlerden sonradan PKK hegemonyası altına giren Kürt siyasetçilere gelince; kraldan çok kralcılık yaptıklarını ve çözüm sürecinin akamete uğraması için en önde çırpındıklarını ve bu tutumlarının yeni süreçte de devam edeceğini kestirebiliyoruz.

Bugün Kürt siyasetine, birinci önceliği sekülerlik ve İslam düşmanlığı olan sonradan Kürtçü unsurlar egemen durumda.

Çatışma ortamının sertliği Kürtlerin malumu olan bu çelişkinin gün yüzüne çıkmasını ertelemektedir.

Süreç olumlu seyrettiğinde, Kürt siyasetinin iç çelişkilerinden biri olan bu olgu bağlamında da çatışma yaşanacaktır.

Süreç olumlu seyrettiğinde, halka dayalı Kürt siyaseti bu asalak unsurları sırtından atacaktır.

Kök PKK

Terör örgütü farklı vasilerin kontrolünde büyüdü.

PKK içerde devlet altı yapılarla, askeri ve bürokratik odaklarla iş tuttu.

Vesayet rejimi, uluslararası kirli ticaretini terör örgütü ile perdeledi.

Kirli ticaretin deşifre olmaması adına devlet imkanlarını kullanarak ideolojik bir mücadele ortamı için gerekli tüm enstrümanları hayata geçirdi.

Çatışmalarda hayatlarını kaybedenler böyle bir üst ittifaktan sonsuza kadar habersiz olacaklar.

PKK ülke dışında ise Avrasyacı ve Batılı istihbarat örgütleriyle iş tuttu.

Türkiye’de darbeci zihniyetlerin sorunları körüklemesi sebebiyle gün geçtikçe kitleselleşen örgüt artık tek başına da irade koymaya başladı.

Bölge jeopolitiğinde söz sahibi olmak isteyen tüm ülkeler tek tek PKK’ya kucak açtı.

Türkiye Cumhuriyeti vesayet altında ve zayıf, Batılı uluslararası düzen vasi ve güçlüydü, bu nedenle PKK örgütü Kürt siyasetini üzerinden ülke içinde psikolojik üstünlüğü ele geçirdi.

Örgütün geliştirdiği terminoloji devrimci Sol, Sol Kemalist, Sosyal Demokrat ve kimi İslamcı entelektüeller arasında moda oldu.

Adam akıllı bir çözüm için önce devletin kendi zihniyetini değiştirmesi ve bağırsaklarını temizlemesi gerekiyordu.

Bu ne zaman gerçekleşecekse sorunun çözümü o zamana kadar bekleyecekti!

Türk Politikacıları

Türkiye Cumhuriyeti politikacıları da Batıcı vesayetin etkisi altında politika yaptılar.

Bu politikacılar Batıcı vesayet rejiminin kavramsallaştırmalarını tekrar edip durdular.

Kürt sorununun durup dururken ortaya çıktığını anlatmaktan başka argümanları olmadı.

Kürt sorunu söz konusu olunca devlet adına ya da devlet tarafında konuşmak en güvenli mecra.

Zira arkalarında kocaman anayasal bir güvence var.

Türk politikacıları; Kürt sorununda konunun özünü teğet geçerek, mayınlı alanlardan uzak durarak ve genel geçer analizlere sarılarak kendilerini garanti altına aldılar.

Vesayet Rejimi Dili

Vesayet rejimi etkisi sıfırlanmadığı sürece devletçi yaklaşımlar devam edecek.

Kemalist vesayet rejiminin çok etkili olduğu dönemlerde yapılan anayasalara sırtını dayayarak bu yasal dille konuşmak bugün hala geçerliliğini koruyor.

Ancak bu gerici bir düşünme biçimi.

Şimdi yeni bir statüko var.

Unutmamalı ki, bu yeni statükonun bir yarısı eski düzen diğer yarısı yeni düzen.

Darbe anayasası yerinde durduğu sürece devletin yarısı eski düzen hükmündedir.

Bir siyasi konjonktür değişiminde vesayet düzeninin avdet etmesi için tüm şartlar hazır.

Hükümet değişti, fiili düzen değişti ama rejimin değiştiği söylenemez.

Kemalist vesayet rejiminin ürettiği makro sorunları bugün olduğu gibi güçlü bir iradeyle çözme azmi var olduğu sürece de devletin diğer yarısı organik devlet olarak hüküm görmeye devam edecektir.

Son yıllarda kendini gösterme imkânı bulan bağımsız, organik ve milli devlet bilinci tamamlanmayı bekliyor.

Ankara Meftunları

Toplumsal sorunlar karşısında toplum tarafında değil de müesses düzen tarafında durmak ana akım Türk siyasetinin doğası.

Ankara bir seyir terası.

Ankara her yere uzaktan bakar.

Ankara siyasetçilerinin yüzüne sosyal lavların tozu-taşı sıçramaz.

Onların ana derdi dünyalıklarını tamamlamak ve daha fazlasına ulaşmaktır.

Böyle olunca sorunları çözme iradesi gösteremezler.

Toplumsal olguları anlama ya da toplumsal problemleri çözme kabiliyetleri de körelir.

Onlar Ankara’da devletin baş edilemez devasa çarklarına, büyük büyük kurumlarına tanık olur, kalplerini korku sarar, sosyolojinin hiç olduğuna siyasetin her şey olduğuna kanaat getirir, bu nedenle daima düzen yasalarının arkasına sığınır, anayasa terimlerinden ve anayasa maddelerinden mazeret devşirir, yaylı, çok ayarlı koltuklarına güvenle yaslanırlar.

Üstelik bunların bir kısmı zamanında eski İslamcı bir kısmı eski Solcu bir kısmı da eski Kürt mücadelecisidir.

Bunlar Ankara’ya yerleşir yerleşmez önce seyir terasına çıkarlar.

Gördükleri manzaraya âşık olurlar.

Artık hayatlarında üç şey vardır:

Kibir elektriğiyle ısıtılan seyir terası.

Gerçekten izlemeye değer sosyal manzaralar.

Sonunda Allah’ın gördüğü ve şans küpünün içine bıraktığı benlikleri.

Müstesnalar iki elin parmaklarını geçmez.

Bu devrimci ruhlu müstesna siyasetçiler devlet ve millet için kendini paralarken yüzlercesi bürokratik vesayet rejimi kanunlarının gadrine uğramamak için çaba sarfeder.

Kurulu düzenin kozmik odasından hangi rüzgâr esiyorsa önce rüzgârın yönünü tespit eder sonra yelkenini ona göre ayarlar.

Yeni ortama göre kariyer planlarını güncellerler.

Devlet ve Ak Parti

Organik devletin; kendi organik elitlerini ve kendi organik kahramanlarını yetiştirdiğini görüyoruz.

Bunlar ulusal ve uluslararası koşullar ne olursa olsun kök devletin çıkarlarını kolluyor ve toplum-devlet ilişkisinin aslına dönmesi için gayret ediyorlar.

Buna karşılık Ak Parti kadroları demokratik devrimci bilinçten uzak görünüyorlar.

Halihazırda melez bir statükonun savunucusu izlenimi veriyorlar.

Bir fikir, bir eylem üretemeden olay, olgu ve sorunların arkasından sürükleniyorlar.

Devletin stratejik bir akılla Devlet Bahçeli üzerinden yaptığı muazzam Kürt meselesi çıkışında boşa düştüler.

Birçoğu fiziken Ak Partili olsa da ruhen muhafazakâr, Kemalist, statükocu ve mutemet olmuş, liderleriyle duygusal bağı kopmuş hatta kendisinden uzaklaşmaya çalışırken Kürt sorunu sürecine (ve Suriye devrimi sürecine) yakalandı.

Hazırlıksız yakalandıkları için ani bastıran gelişmelerin neresinden tutacaklarını kestiremiyorlar.

O nedenle sadece izliyorlar.

Bu ve önceki deneyimler bize organik devletin, sürece uygun yeni bir siyasi oluşum içinde olması gerektiğini gösteriyor.

Bir Türkiye teorisi inşa etmek zamanın ruhu nedeniyle zorunluluk.

Türkiye teorisi ihtiyacı da Türk siyasetinin dönüşmesini, çürümüşlerin ayıklanmasını, kurucu ve bütünlüklü yeni bir merkez oluşumu gerekli kılıyor.

Otoriter Demokrasiden Milli Demokrasiye

Ulusal ve uluslararası koşullar nedeniyle Türkiye’nin otoriter bir demokrasiye ihtiyaç duyduğunu, devletin bu bilinçle hareket ederek süreci kontrol altında tutma zorunda olduğunu yıllar önce ifade etmiştik.

Yeni ulusal ve uluslararası şartlar nedeniyle bugün milli bir demokrasinin inşa edilmesi gerekiyor.

Yeni düzen, artık kurucu belli bir yapıyı ya da yapıları değil bir bütün olarak ülkenin tüm milli unsurlarını merkeze alarak yoluna devam etmeli.

Yeni küresel yapı Türkiye’nin koşacağı geniş bir koridor açmaya devam ediyor.

Bu da iç çelişkileri tedavi etmeyi ve devlete hükmetmeyi değil devlet olmayı gerekli kılıyor.

Organik milli devletin inşası genişletilmiş ve yenilenmiş kadrolara ihtiyaç duyuyor.

Vesayet rejiminin en kullanışlı enstrümanı olan Kürt meselesi en büyük sınav olarak önümüzde duruyor.

Kürt sorunu; iç konjonktürel ve dış jeopolitik sebeplerle de çözümün “en mümkün” zamanını yaşıyor.

Önce Devlet Sonra Kürtler

“Devlet” kavramını, konunun anlaşılmasını sağlamak amacıyla bir kereliğine “Vesayet Rejimi” yerine kullanacağız.

Kürt sorununu var eden devlettir.

Konuyu buradan, “Kürt sorununu var eden devlettir” den almayan tüm analizler hükümsüzdür.

Bu düşünce biçimi, Kürt sorununu yaratan Kürtlermiş gibi devlet dilini pervasızca kullanan politikacıları geride bırakır.

Bu düşünce biçimi, sürece ayak bağı olacak olan “hadi şimdi tövbe edip gelin!” basiretsizliğini bitirir.

Örgütün Kaderi

PKK; devlet altına sığınan ama kendini devlet gibi lanse eden eski rejim odaklarının kurduğu ve varlığını sürdürmesi için gerekli tüm ortamı hazırladıkları bir örgüt olduğunu bilmektedir.

Deşifre olmamak için darbe sürecinde FETÖ ile ortak hareket etmiştir.

Hendek savaşı bu anlamda bir milattır.

Yeni düzenle iş tutamayan Kandil liderliği Türkiye merkezli çözümü öneren İmralı liderliğinin kararlarına ve yönelimlerine karşı çıkmaya devam edecektir.

Bir önceki süreçte kafası karışık olan İmralı, eski rejimle kurulan ilişki ağlarının tüm kontrolünün tam olarak organik devlete geçtiğine ikna olduysa demokratik çözüm için bu kez elinden geleni yapacaktır.

DEM partili Türkiye Kürtleri üzerinde Öcalan ve Demirtaş çizgisi belirleyici olacaktır.

Bundan sonra sınır dışında süreç Türk istihbaratıyla uluslararası istihbaratların bilek güreşine mebni olacaktır.

Bölge infazlar ve suikastlar döneminin eşiğinde bulunmaktadır.

Kürtlerin Mazurluğu

Kürt vatandaşlarının pozisyonu olan bitenden farklıdır.

Kürtler yaşadıkları tüm olayları devlet ve örgüt şeklinde formüle etti, durumu böyle algıladı çünkü karşılarında ordu ve sivil polisler vardı.

Kürtler örgüt anlamında haklılar ancak devlet algısında yanılıyorlar.

Kürtlerin bu yanılgıyı fark edememeleri anlaşılır bir durumdur ve bu yaklaşımlarında mazurdurlar.

Kendi içinde katman katman olan bu iki farklı olguyu ayrıştıramayan bir süreç yönetimi eni sonu başarısız olur.

Devlet İçi Mücadele

Kürt sorununun birinci derecede sorumlusu askeri-bürokratik vesayet düzenidir.

Terör örgütü bu çok kirli düzenin ardılıdır.

Toplum bu kavganın dışındadır.

Ancak ateş çemberinin içinde çaresiz kalmıştır.

Kürt sorunu Kürtlere ve Türklere dair bir sorun değil esasta devlet içi bir mücadeledir.

Bu mücadele sorunu üretenler arasında olumlu sonuçlandığında soruna maruz kalanlar da hızla normalleşecektir.

Süreç tamamlandığında Kürtler ağır ve derin sorunları yaşamamış gibi hayatlarına devam edeceklerdir.

Organik Ruh

Bunun için öncelikle darbe anayasasının rızaya dayalı bir temelde değiştirilmesi, anayasadaki tüm kelime ve kavramların içeriğinin organik ruhla doldurulması gerekmektedir.

Ancak bu yeni ruhla, Kürtlerin, İslamcıların ve kimi Solcuların tartışıp durduğu Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti, Türk bayrağı ve Anayasa’nın ilk maddeleri üzerinden şekilsel bir değişikliğe dahi gerek kalmayacaktır.

Böyle olduğunda Kürtlerin, İslamcıların ve kimi Solcuların daha çok kamuoyuna açık olmayan toplantılarda tartışıp durduğu “Türk halkı mı Türkiye halkları mı?”, “Türk milleti mi Türkiye toplumu mu?” gündemleri ortadan kalkar.

Kemalist vesayet rejimi dönemlerinden tevarüs edilerek gelen son darbe anayasasının yeni ruhla değişimi, hiçbir vatandaşı dışarda bırakmayan bir millet tanımı ve Kürtlerin sembol isimleriyle yürütülecek sağlıklı bir süreçten sonra işte o zaman geride kalan direnç odaklarına karşı tam bir tasfiye gerçekleştirilmesinde sakınca olmayacaktır.

İşte o zaman hakiki bir meşruiyet tartışması yaşanmayacaktır.

Büyük Sınav

Kürtlerin dahil olduğu bir Türkiye teorisi aynı zamanda küresel çapta bir model oluşturmanın da benzersiz imkânını verir.

Kürt sorunu bir yanardağdır.

Ya ülke olarak magmaların içinde yaşarız.

Ya da yanardağ etkisini yitirdiğinde yeryüzünün bire on veren en verimli topraklarının oluşmasını sağlaması gibi ülkeyi maddi ve manevi olarak imar edecek imkânlara ulaşırız.

Yorum bırakın