Türkiye İslamcılığının Performansı ve Doğası

Öz

Bu makalenin temel tezi, Türkiye’de İslamcılık geleneğinin kendi içindeki kurumsal negatif İslamcı damarın ortak bir Türkiye teorisi arayışına entelektüel katkı sağlamasının zor olduğu; buna karşılık pozitif İslamcılık damarının bu entelektüel imkânı taşıdığı ancak son dönemde etkisizleştiğidir.

Türkiye’deki bu fotoğrafın İslam’ın doğasında yer alan kök bir diyalektiğe kadar uzanan yansıması olduğudur.

Türkiye’de bazı İslamcıların her şey yolunda gibi üst perdeden söylemlerinin -kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayı- temsil krizini pekiştirdiği ve bunun özeleştirisini ivedilikle yapmaları gerektiğidir.

Başlayalım ve yazı içinde gark olma durumu olursa Sokrates’in Yunus balığının bizi sırtına almasını umalım.

(Bu yazıyı daha önce yayınladığım Türkiye teorisi ve İslamcılık makalemin ikincisi olarak düşündüm.)

Giriş

Temel tezimizi açıklamak için önce bütüncül kavramsal bir harita çıkarmamız gerekiyor. Bu kısım uzun ama yazının anlaşılması için zorunlu.

Sonra, Türkiye İslamcılığı performans karnesinde görülen düşük notları geriye doğru giderek ilk kaynak başında tartışarak analitik bir çerçeve çizeceğiz.

Son bölümde ise savunmayı iyi bilen İslamcılığın hegemonik mücadelelerinde de aynı yetkinlikte olduğunu düşünmesinin dışarı nasıl yansıdığını görmesi için bir ayna tutacağız.

A-Kavramsal Çerçeve

Önce Türkiye iklimini merkeze alarak ilgili ve benzer kavramları birbirinden ayıralım.

Temel Kavramlar

İslam: İlk vahiyle Hz. Peygamberin vefatı arasındaki bütün müktesebatı Allah’a izafe eden inanç ve yaşam disiplinidir.

Müslüman: Kur’an’ın Allah’ın kelamı, Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğunu ikrar eden, her ikisinden geldiğine kanaat ettiği her şeye teslim olduğunda yaratılış gayesine uygun olarak yaşadığını düşünen kişidir.

İslamiyet: Doğuşundan günümüze kadar İslam’a dair tüm olguları, olayları, eşyayı ve süreçleri tanımlayan sosyolojik bir kavramdır.

Müslümanlık: Doğuşundan günümüze kadar İslami yaşam formlarının tamamını içeren sosyolojik bir tanımdır.

Benzer Kavramlar

Radikal İslamcılık: Yöneticiler Müslüman kimlikli olsun olmasın Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen tağuti devlete karşı cihadı önceleyen, demokratik mücadelenin peygamberi bir metot olmadığı düşüncesiyle tüm geleneksel İslami yapılardan ayrılan ve bunun için örgütlenmeyi şart gören akımdır. Ak Parti iktidarı öncesi ve sonrasına göre farklı sosyolojik içeriklere sahip olması kavramın en dikkat çeken yönüdür. Bu kitle kendini tevhidi İslam, gerçek İslam gibi deyimlerle açıklar. İslamcılar bu kavramı kendileri için kullanmazlar.

Siyasal İslam: Dönemsel olarak iki farklı anlam taşır:

  • Demokratik Katılım Dönemi: 1990’larda Refah Partisi’nin yükselişiyle tedavüle sokulan dini kimliğin demokratik siyasete katılımını problemleştiren ve 28 Şubat sürecinde tam operasyonel anlam kazanan kavram.
  • İktidar Dönemi: Ak Parti iktidarıyla birlikte, İslam’ın iktidar üretme veya iktidarı koruma amacıyla araçsallaştırıldığı iddiasını taşıyan eleştirel kavramsallaştırma. Bu kavram Türkiye’deki kimlik siyaseti sosyolojisinin kilit kavramıdır. Genel kabulün aksine Türkiye’ deki kimlik siyasetini ilk olarak palazlandıran en etkili kavramdır.

İslamcılar bu kavramı da kendileri için kullanmazlar.

İslami Hareket: Osmanlı egemenliğinin buharlaştığı topraklarda Müslüman toplulukların fiili işgale ve tasfiye politikalarına karşı verdikleri onur mücadelesini tanımlayan organik bir deyimdir.

Bu deyim İslamcıların gönül huzuruyla kullandıkları en yaygın tanımlamadır.

İslamcılık Kavramları

Geleneksel yapıların haricinde modern dönem İslami dinamizmi tarif eden üç kutuplu kavramdır.

Bunları şu başlıklar altında tasnif edeceğiz:

Semantik dışsal tanımlar,

Semantik içsel tanımlar,

Sosyolojik tanımlar.

Semantik Dışsal Tanımlar             

Bu tanımlar dış dünyada hem akademik çevrelerin hem de politik çevrelerin İslamcılık tarifini ele alır.

Hegemonik İslamcılık: İslam’ı çıkarları karşısında potansiyel bir tehlike olarak gören Batılı güç odaklarının İslam dünyasını kontrol altında tutma amacıyla ürettiği literatürü ifade eder.

 Hegemonik İslamcılığın iki türü vardır.

  • Eski Nesil: Osmanlı’da ve Türkiye’de kolonyalizm karşısında hareket eden her şeyi açıklayan Batılı ideolojik bir adlandırmadır.
  • Yeni Nesil: Çıkarları bağlamında yeni dünya düzeni gereği ve Çin tehlikesine karşı Müslüman coğrafyayla daha soft ilişkiyi ve karşılıklı diyaloğu anlatan bir adlandırmadır.

Eski nesil ve yeni nesil İslamcılık kavramları aynı genetiğe sahip mitoz bölünmedir.

Vesayet İslamcılığı: Türk tipi vesayet rejiminin maskelediği Kemalizm’e biat etmeyen, bağımsız siyasi irade ortaya koyan Müslümanlık çeşitlerinin tasfiyesini ve bu iradenin sıfırlanmasını hedefleyen agresif, Batı referanslı politik tanımlamadır.

Vesayet İslamcılığı maalesef ki henüz akademik literatüre girmiş değildir!

Semantik İçsel Tanımlar

Bu tanımlar İslamcılığın kendi dünyasının olumlu ya da olumsuz tariflerini gösterir.

Pozitif İslamcılık: Her zaman ve mekânda tümüyle İslam’a dayanmayı amaçlayan ve organik İslami şuuru anlatan modern bir kavramdır. Entelektüel İslami küme içinde yapılan değerlendirmeler arasında Müslüman tanımının yeterli olduğu ek olarak İslamcılık kavramına ihtiyaç olmadığı düşünceleri olsa da bu kavram gerekli ve işlevseldir.

Negatif İslamcılık: Her zamana, her mekâna ve her olguya İslam’ı dayatan, psikanalitik reflekslerle işleyen İslami bir bilinçtir. Bu tanım bilinçaltında saklı kalabildiği gibi terör olarak da kendini gösterebilen bir devinime sahiptir. İslam geleneğinde bu bilinç türünü besleyen güçlü akidevi damarlar mevcuttur.

Deepfake İslamcılık: Bambaşka sosyal, kültürel, politik ve jeopolitik kurgularla örgütlenen çevrelerin, sahip oldukları İslami kimliği bir kamuflaj gibi kullanıp kendi içinde tutarlı görünerek gerçek ile sahtenin ayrımını imkânsız kıldıkları sentetik akımları anlatır. 90’lar ve 2000’ler aynı zamanda bu tür İslamcılıkların altın çağıdır! Hizbullah, Fetö ve Adnan Oktar olayları buna örnektir.

İslamcılığın Sosyolojik Tipolojisi

Türk İslamcılığı: Osmanlı’nın çözülme döneminden itibaren gelişen fikir akımlarının, küresel İslami hareketlerin, İran Devrimi’nin ve Batı’nın İslamizasyon politikalarının rüzgarında oluşan; 70’lerden 90’lara kadar güçlü literatür üreten; devlet, toplum ve gelenekle çatışarak kapsül yapılar (Rodney Stark) hâlinde gelişmiş, bugün birbirinden farklı mecralarda hayatiyetini devam ettiren özgün sosyolojidir.

Kürt İslamcılığı: Türk İslamcılığı ile aynı ideolojik köklere sahip olmakla birlikte Kürt meselesi nedeniyle onlardan ayrışan, Hizbullah’ın şiddet mirası nedeniyle meşruiyet krizi yaşayan ve sonrasında Kürt ulusal siyasetine farklı derecelerde eklemlenen bireyler ve yapılardır.

Türk devlet İslamcılığı: Fransız tipi laikleşme politikalarına rağmen Batı tarafından Türk devletinin “doğası gereği potansiyel İslamcı” olarak kodlanmasıyla oluşan uluslararası algıların pratikteki tüm yansımalarını ifade eder.

Türk devleti uluslararası kamuoyu önünde bir törenle Hristiyanlığa geçiş yapmadığı sürece İslamcılık Demokles’in kılıcı gibi tepesinde güncellenip duracaktır. Batı için Türk devleti günahkâr değil vaftizin kurtaramayacağı şekilde suçlu doğmuştur.

Halk Müslümanlığı: Hiçbir örgütlü dini yapıya bağlı olmayan en geniş toplumsal kesimin kültürel Müslümanlık biçimi. Etnisite gibi nesilden nesile aktarılan, pratik ve doğal bir dini kimliktir. Geleneksel veya modern İslami yapılara karşı sezgisel olarak mesafeli dururlar. Devletin ve milletin emniyet sübabıdırlar.

Halk Müslümanlığının A’dan Z’ye alt kırılımı vardır.

A-Analitik Teolojik Çerçeve

Kavramsal çerçeveyi belirledikten sonra İslamcılığın semantik iç tanımlarını esas alarak yola devam edelim.

Pozitif İslamcılık ile Negatif İslamcılığı kaynağına inerek kritik edelim.

Kök Hücre İlk Çelişki

İslam’ın doğuşu aşamasında iki farklı bilinç formu belirdi.

  • İnsan üzerinden mutlak olanı değerleyen bilinç.
  • Mutlak üzerinden insanı değerleyen bilinç.

Başlangıçta bu iki perspektif birbirine bitişikti, kök hücre içinde saklı soft bir çelişkiydi zamanla net ve katı bir çelişkiye dönüştü.

Bu çelişki fıtrî–yapısal bir çelişkidir ve İslam içi pratiklerin farklılaşmasının ana kaynağıdır.

İnsan Dolayımı

İslam 6. yüzyılda dünya gündemine girdi.

Gündemi oluşturan olgu; farklı bir canlı türü, bir element ya da metafizik bir unsur değil bizzat bir insandı.

İslam insan formunda geldi, insan ve varlık süzgecinden geçerek kendini tamamladı.

Başka bir anlatımla insan İslam’ın tamamlanmasında araç oldu.

İslam’ın öznesi bir insandır, o da “kişi olarak” Abdullah oğlu Muhammet’tir.

Kur’an, Sünnet, İslam külliyatı, İslam sonrası dünya tarihi, Kâbe, minareler, semboller vb. her şey bir insan olan Hz. Muhammet kırk yaşına girdikten sonraki dönemde sistemleşti.

İnsan ve Fizik Ötesi

İslam önce bir insanın Allah’tan vahiy aldığına kendisinin “inanmasıyla” başladı.

Müslümanlık ise yakın çevresinin bu insanın “doğru söylediğine inanmasıyla” oluştu.

Vahyin başlangıcında Hz. Muhammet’in ilk günlerini nasıl şok içinde geçirdiği tüm tarih kayıtlarında yer alır.

Hz. Muhammet’in kendisi bile yaşadığı deneyimin vahiy olduğuna bir süre sonra ikna oldu. Zira Melekler Hz. Muhammet ile oturup konuşarak ya da anlaşarak ortak bir karar almadılar, Cibril geldi ve ona direkt telkinde bulundu. O da düşündü taşındı, ölçtü biçti, inandı ve Müslüman oldu.

“De ki: Ben Müslümanların ilkiyim.” (En’âm Suresi 163. ayet / Elmalı Hamdi Yazır Meali)

Böylece İslam her şeyiyle insani dolayıma tabi oldu.

Öyleyse insan ve evren her ne özellik taşıyorsa Allah ayetlerini bu insan ve evren yasaları (Sünnetullah) içinde yeryüzüne indirdi.

İdrak ötesi idrak koşulları içinde kendini tanımladı.

Bu kapsamda İslam, fizik ve fizik ötesi arasındaki gitgele tabi oldu. İslam bu stresi iman kavramı ile aşmaktadır.

Bu durum, insan türünün İslam’ı insanı merkeze alarak tartışma hakkını meşru kılar.

Sıçrama Teorisi

Başlangıç döneminde ilk müminlerin zihninde bir sıçrama yaşandı.

Vahyin devam edeceği belli olunca Hz. Muhammed’in (AS) sözüne güvenenler bundan böyle Allah’tan gelecek vahyi beklediler.

Böylece Muhammed’ul Emin merkezli düşünme biçimi Allah (CC) merkezli düşünme biçimine sıçramış oldu.

İslam’ı; Hz. Muhammet (AS) merkezli düşünme biçiminde hiyerarşik sıralama şudur: Varlık, insan, Muhammet ve Allah.

İslam’ı; Allah (CC) merkezli düşünme biçiminde hiyerarşik sıralama ise şu şekildedir: Allah, varlık, insan ve Muhammet.

İkisi de Müslümanlıktır. İkisi de yakini imana giden yoldur.

Ama İslam bu iki bakış açısı farklılığına neden olmasıyla büyük bedel ödedi, ödemeye devam edecek.

Birinci hiyerarşiyi “izafiyet teorisi piramidi” olarak tanımlayacağız.

İkinci hiyerarşiyi ise “mutlak zinciri piramidi” olarak tanımlayarak yola devam edeceğiz.

İşte şimdi anahtar elinizde.

İzafiyet Teorisi

Allah (CC) bir varlık değildir.

Başka bir tanımla Allah ‘mutlak varlık’ değil sadece ‘mutlaktır’.

O her şeyden münezzehtir. İslam’ın tanrı tasavvurunun esası selbi-tenzihi (değilleyici) teoridir. İslam’ın sarsılmazlığının en temel nedeni tümel aklın nihayeti olan (Aristo-İmmanuel Kant) bu benzersiz tanrı tasavvurudur.

Dolayısıyla varlık içi istisnasız her olgu ve fenomen mutlak değildir.

Mukaddes değerler izafeten bir değerdir.

İzafiyet görecelik ve dünyevilik içerir.

Yaratılan her şey Mutlak’a olan yakınlığına göre ölçümlenir.

Allah’a yakınlık (takva) elbette ki kategorik en üst değerdir.

Ancak değerin derecesi ne olursa olsun mutlak olana eşit değildir.

Müslüman alimler tarih boyunca her şeyi tartıştılar. Halku’l Kur’an (Kur’an’ın yaratılmış olup olmadığı) tartışması buna birinci dereceden örnektir. Bu ve benzeri bir dünya tartışma İslam bilginlerinin bir kelam ilmi kuralım diye değil yakıcı varoluşsal sorunları olarak doğmuştu ama gel gör ki süreçleri mezheplerin bünyesine atarak izah etme yanlışı İslam düşüncesinin içine çökmesine neden oldu.

Özcesi İslam içi izafiyet teorisi bağlamı İslam’ın ebediliğinin teminatıdır.

İzafiyet teorisi bağlamı bir din olarak arkaikleşmemenin güvencesi, hayata katılmanın ana rahmidir.

İzafiyet teorisini anlamayanlar, İslam’ın ontolojik sorunlarının çözümü için saç-baş yolmaya devam eder, hangi çağdaş yoruma başvururlarsa başvursunlar işin içinden çıkamazlar.

İzafiyet teorisi yaklaşımı “İslamiyet’in” en kritik konularını anlamlandıran, problem görülen istisnasız her şeyi çözen tek adrestir.

Mutlak Hiyerarşisi

Dinlerin doğası dokunduğu her şeyi mutlaklaştıran (absolutist) sarmal bir özelliğe sahiptir.

Bu durum dinlerin tanrı esasına dayanmasından kaynaklanır.

İnsan daima kolay olanı tercih eder.

Müslüman da bir insan olarak aynı yolu takip eder kendine en yukarıdan en aşağı doğru inen bir konfor merdiveni, bir mutlak zinciri oluşturur.

Bu zincir halkalarının birbirine eklenmesi başladıysa durdurulamaz, çünkü tek bir halkanın kopması tüm hiyerarşiyi çökertir. Kurumsal İslami oluşumlar buna asla izin vermez, veremez.

Allah mutlaktır; değil mi ki Muhammed (AS) Allah’ın Rasulü’dür pek tabi o da mutlaktır.

Allah Rasulü’nün sözleri de ya vahiy ya da vahy-i gayr-ı metluvdur ve mutlaktır. Öyleyse Hadis külliyatı da mutlaktır.

Vahyin gölgesinde yaşanan siyer-i nebi de mutlaktır. Öyleyse siyer külliyatı da mutlaktır.

Allah’ın Resulünün sahabesi de mutlak olana dahildir. Allah Resulünün sahabesine tabi olan Tabiin da öyledir. Tabiin’e tabi olan Tebeu’t-tabiin de tartışma dışıdır. Ana akım İslami yapı buradan Seyyitler, Evliyalar, Mücedditler, Keramet ehilleri, İmamlar, Kutb-u zamanlar, kainat imamları üzerinden halka halka ilerleyerek Mehdi’nin zuhuru ve İsa’nın inişine kadar halkayı tamamlar.

Farklı tonlarda yaşayan bu düşünce Selefilik’te mutlak hiyerarşisinin mücessem haline dönüşür.

İslam içi bir diğer büyük akımda ise durum tam bir garabettir. Şia’nın mutlak hiyerarşisi Hz. Ali’yi Hristiyanlık benzeri bir teslis içinde tutar. 12 İmam’dan sonra velayetle zamanın imamları üzerinden Mehdi’nin huzuruna kadar devam eder.

Sözün özü bu İslami damarlar ayrı ayrı kaçınılmaz olarak kendilerini kurtuluşun tek yolu kabul eder.

Sonuç

Mutlak hiyerarşisi sarmalında olanlar, doğası gereği ortak bir Türkiye teorisinin inşasını da içselleştiremezler.

Çünkü bu düşüncede hakikat tektir. O da (inanç olarak İslam değil) sosyoloji olarak İslamiyet’tir. İslamiyet bile  tartışılamaz. Herkes sadece işbu hakikate tabi olmalıdır. “Herkes Müslüman olacak işte biti gitti!”

Bu hakikat tekelciliğinin tüm tonlarının “İlim Çin’de dahi olsa alınız” hadisinin anlamını görmezlikten gelmesi işten bile değildir.

Çünkü onlar soyut ya da somut kutsal bir sosyal kapsül içinde yaşamaktadırlar. Kapsülde olmak kurtuluşun tek reçetesidir. Kapsül dışında kalanlar en hafif dini adlandırmayla ağyardır. Her bir kapsül asr-ı saadet şablonuyla eşitlenerek bilinçaltına yerleşir.

Kapsül sosyolojisinin iki yüzü vardır. İçeride başka bir kimlik taşır dışarıda başka bir kimlik taşır.

Kapsül sosyolojisi -taşıdıkları diğer nice pozitif değere karşın- ortak Türkiye teorisi arayışını aşağı çeken negatif değer üretip durmaktadır.

Entelektüel İslam ise ortak bir Türkiye teorisi arayışının doğal motor gücü olma anlamında gerekli kültürel birikime sahip bulunuyor ancak ortaya koyduğu külli performans zayıf.

İşte bakın şimdi orda Türkiyeli entelektüel İslam’ın biyolojik resmi aynaya yansıyor.

Hızla yaşlandığını kendi de fark ediyor.

Başını ellerinin arasına alıyor.

Gerekli dersleri alıp almadığını ise birlikte göreceğiz!

One Comment Kendi yorumunu ekle

Yorum bırakın