Zombi Emperyalizm Çağında Devlet Olmanın Eşiği
Ben toplumun ruhuyum.
Ben devletin de ruhuyum.
Ben size dair her şeyi içeren ve hepsini bir arada tutan ilk ilkeyim.
Ay-altı doğanın temel referansıyım.
Mutlak olanın aynasıyım.
Ben varım.
Ben bilinemem ama düşünülebilirim.
Görünmem ama faalim.
Beni zatımla değil sıfatlarımla tanırsınız.
Allah’a izafetle doksan sekiz ismim vardır.
Ben devlet aygıtının üstünde konumlanan bir “devlet” değilim.
Sünnetullah’a ve tabiat yasalarına müdahale edemem.
Ben devletin ve toplumun kendisini referans alması gereken ilk ilkeyim.
Hukukun kaynağı, adaletin terazisi, iyiliğin ölçüsü, merhametin kalbi, ahlakın mihenk taşıyım.
Ben devletin kendini denetlemesi gereken ortak akıl, ortak bilinç ve ortak vicdanım.
Devlet hakimiyetle değil bana sadakatiyle meşru olur.
Ben ideolojik bir olgu değil; ontolojik bir organizmayım.
Devletin ve toplumun yapıp ettiklerinin bir bedeli olacağını öğütler geri kalanı tercihe bırakırım, ister doğru yoldan ister yanlış yoldan gidersiniz.
Unutmayın, birinizin ikincisi, ikinizin üçüncüsü, üçünüzün dördüncüsü benim.
Şerik kabul etmem, bana öyküneni affetmem, hükmünü tamamlarım.
Ben konuşmam amel defterine yazarım.
Eylemde bulunmam refleks gösteririm.
Şimdi uyarı amacıyla kulağınıza fısıldıyorum.
Çok yol aldınız ancak bundan böyle Devlet’in iki ideali olabilir.
Birincisi bütüncül Türkiyelilik bilincinin en kısa süre içinde inşa edilmesi.
İkincisi inşa edilecek bu ortak bilincin yönetimi. Bu toprakların ruhuna uygun demokrasi arayışı. Siz buna Türkrasi deyin.
Bu en ivedi sorumluluğunuz.
Türkiyelilik bilinci; tüm sosyal desenleri içeren ve aşan ortak kader şuurudur.
Bu bilinç, birlikte yaşama iradesi ve çabasıdır.
Devlet adamları!
Kısa vadeli siyasi kazanımlar uğruna devletin itibarına halel getirmeyin.
Konjonktüre değil hukuka ve adalete sadakati esas alan idari aklı arayın.
Ancak görüyorum ki mecra fark etmeden çoğunuz kariyerinizi önceliyorsunuz.
Burada ilke şudur:
Doğal sözleşme olmadan tepeden anayasal sözleşme yetmez.
Rızası alınmış bir topluma devlet denir.
Rıza yitirildiğinde devlet ayakta kalamaz.
Bakın Maduro’nun haline!
Bugün dünya, yağmacı ve haydut bir düzene doğru yol alıyor. Uluslararası hukuk askıda çürüyor. Devlet başkanlarının esir alınabildiği, ülkelerin iç egemenlik alanlarına müdahale edilebildiği zombi emperyalizm diyebileceğimiz günlere şahit oluyoruz. Sıra size gelmez mi sanıyorsunuz. Zaten bir badire atlatmadınız mı?
Gelinen noktada bugün asıl mesele, gelecekte hangi devletin ayakta kalacağıdır.
Bunun tek bir cevabı vardır:
Dış müdahaleden korunmak içeride mutlak bütünlükten geçer.
Emperyalizm, önce çözülmüş devlete çöker.
Tek yumruk olana yaklaşmaya cesaret edemez.
Devletsizliğin ne olduğunu çok yakından gördünüz. Parçalı toplumun maliyetinin ne olduğunu izlediniz. Vatansızlığın bedelinin ne kadar ağır olduğuna tanık oldunuz.
Önünüzde Suriye, Gazze ve Venezuela örnekleri var.
Devlet yoksa toplum yoktur.
Vatan yoksa izzetinefis, onur yoktur, özgürlük yoktur, haysiyet ayaklar altındadır sadece hiçlik vardır.
Bunun için devlet ve toplum ittifakı mutlak zorunluluktur. Bu ittifakın adı “dev-toplumdur.”
Birbirinize kimlik üzerinden üstünlük taslamayın, hepiniz birbirinize benziyorsunuz, bunu siz de görüyorsunuz, kendinizi kandırmayın. Öyleyse egemenliği şeffaflaştırın, tam bir hukuki çerçeve içine alın.
Kimlikler üzerinden değil hukuk ve adalet üzerine bir ittifak kurun.
Unutmayın olan biten her şey amel defterinize işleniyor.
Öyleyse Maduro olayı üzerinden, uluslararası emperyalizme karşı devlet aklıyla şekillenmiş net bir tavrın ortaya konulması elzemdir.
Belirsizlik bedel doğurur.
İç çelişkiye alan açılmamalı.
Bugün hepinize lazım olan;
Daima ilk ilkeyi pusula yaparak yola koyulmak.
Ben buyum.
Yazmam, konuşmam, sezdiririm.
Ben ed-devletim.
İlk ilkeyim.