Taviz mi Veriyoruz Tarih mi Yazıyoruz?

Devleti İzleyin Serisi 10. Yazı

Uluslararası güçlerin bölgesel stratejilerinin arkasından mı sürükleniyoruz?

Öz, kök devlet iradesi ipotek altında olabilir mi?

Yaklaşın ve dinleyin.

Öncelikle bilinmesi gereken bir kerteriz noktası var.

Devlet kurumları arasında Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez bu ölçüde ‘kurumsal eşgüdüm’ var.

Vesayet devlet katında tasfiye edildi.

Öz, kök devlet (Özkök Devlet) kurumsal egemenliği elde etti ancak vesayet zihniyet olarak canlılığını koruyor.

Vesayet pusuya yatmış yeni baharını bekliyor.

İşte anlatıp durduğumuz en kritik çizgi yani devlet iktidar farkı ve dikotomisi en açık şekilde burada kendini gösteriyor.

Organik toplum organik devletin rotasında ancak görülüyor ki muhalefetiyle iktidarıyla politik insan kaynağı az bir kısmı hariç zihniyet olarak vesayetin egemenliği altında.

Bu tür politikacılar toplumun zihnini rehin almak için de iletişim kanallarının kulislerini sürekli zehirliyorlar.

Özkök Devlet ve devlet adamları organik siyasi aktör yetiştirmekte zorlanıyor.

İki yüzyıl boyunca vesayete maruz kalan özbenlik kendine inanmıyor!

Politik kadroların bilinçaltında esas olarak öyle bir korku var ki vesayetin rücu edeceğinden eminler.

Bu devlet duruşu bu iktidar biçimi ilelebet böyle gitmez diye düşünüyorlar, küresel güçlerin önünde-sonunda boyun eğdireceğini büyük bedel ödeteceğini düşünerek yurtiçi ve yurtdışı tüm ihtiyaçlar için hazırlık yapıyorlar.

İşte Özkök Devlet’in aldığı nazik tarihsel kararlara içten içe, gizli, açık direnç gösterilmesinin güçlü sebebi budur.

Yine kimi siyaset kadrolarının hızlı zenginleşme, hızlı yaşama, alternatifli biriktirme, doymak bilmez rantçılık, yurtdışı seyahati sevdalarının en dipteki temel motivasyonu da bu korku.

Organik toplum politik kadroların bu zafiyetini görüyor.

Bu kerteriz konulmadan diğer siyasi analizler boşta kalır.

Gelelim Özkök Devlet’in doğasına ve güncel eylemlerine.

Organik devlet imkân buldu, içeride ve dışarıda irade beyan etmeye devam ediyor.

Ulusal ve uluslararası vesayet rejimi etkisinden ya da tabi ki kendi zaaflarından kaynaklı tarihsel sorunlarla yüzleşiyor.

Hem büyük bir muhasebe içinde hem de dört taraflı aksiyonlar alıyor.

Bilinmeli ki devletin yapısal dönüşüm süreci ideolojik temelli değil rasyonel bir dönüşüm.

Bu zorunlu dönüşümü tek başına mevzi kadro hareketi olarak yorumlamak devletin doğasını anlamamaktır.

Devlet ihtiyacına göre safkan doru Burak ata biner.

Zamanı gelince üstünden iner.

Bu nedenle iktidardan yana olanlar da iktidara karşı olanlar da bakış açılarını gözden geçirsinler.

Bu ülkede iktidar ayrı devlet ayrı işler.

Demokratik sistem hukuki, devlet akli bir olgudur.

Müesses düzen insan kaynağını, devlet zihniyeti esas alır; kendine lazım olan taşıyıcı külli bir zihniyeti.

Devlet’in iç ve dış politikası İslami duyarlılık taşıyor ve taşımaya devam edecek ancak bunun adı İslamcılık değil organik Müslüman kimlik.

Türk duyarlılığı taşıyor ve taşımaya devam edecek ama bunun adı etnisite değil Türkçülük değil organik ve rasyonel Türk milleti kimliği.

Katı İslamcılığın ve etnik Türkçülüğün gelişmelerden tatmin olamamasının bir nedeni de budur.

Devlet sadece devlettir.

Onun sıfatları önem sırasına göre değil birbirine eşit olarak yatay çizgi üzerine dizilir.

Hangi özelliğinin ne zaman ve nerede öne çıkacağını kendi belirler.

Siz devletin zatına ya da herhangi bir sıfatına değil de ‘ed-devlete’ (The State) olan bağlılığına meftun olun ki konjonktür değişince travma yaşamayın.

Devlet dorukta yaşar.

Dolayısıyla ve fıtraten zamanın ruhunu ilk o görür.

Çıkarılacak ilk ders katı değil akıcı olmaktır.

Eski kalıpta inat eden hükmünü kaybeder.

Bilin ki, vesayet rejimine dolaylı dolaysız bağlı varlıklar için geçerli bir kader işliyor.

Vesayet rejimi; taraftarıyla, muhalefetiyle, ona karşı legal-illegal mücadele edeniyle “hepsini” içeren bir evrendi.

İşte o evren değişiyor.

Olanı yeni bir galaksi gibi düşünebilirsiniz.

Eski galakside var olmuş olgular ve pratikler bu yeni kaderden pay alır.

Köşeli düşüncelere, kalıp doktrinlere, kurumsallaşmış ideolojik hareketlere tek tek sıra gelecek.

Duruşu fark etmez çoğu aydın nasıl bir dip dönüşümün yaşandığının henüz farkında değil.

Suriye olayları, terör, Kürt meselesi, İsrail, ABD, Trump, Avrupa, Avrasya bloğu ve diğer olaylar gözünüzün önünde cereyan ediyor.

Hiçbirinde devlet ipin ucunu kaçırmış ya da küresel güçlerin dümen suyuna girmiş değil.

Gürültülü gündemler, uzun erimli doğum sancısından kaynaklanan bir kakofoni.

Doruktan suyun akışını gören, etki eden ve bazen yatağını değiştiren organik, saf, kök bilinç devrede.

Bölgesel denklemlerde sergilenen tutum, ergen, edilgen bir dış politika tercihi değil.

Bu; imparatorluk ontolojisiyle işleyen bir devlet karakterinin, iki yüz yıllık vesayet parantezini kapatma iradesi.

Saat başı yeniden karılan kartlar ve içinden çıkılmaz görünen olaylar yüzeyde oluyor.

Dışarıdan bakıldığında çelişkili görünen olaylar matrisi, derin sessizlikte planlanan stratejilerin fazları.

Yapı tamamlandı, peyzaj düzenlemeleri uzun sürecek, düzenleme devam ederken ortaya çıkan kimi sürprizler zaman alıyor.

Devlet, iç egemenliğin tahkimi için bölgedeki güvenliği dizayn ediyor.

İsrail’in yayılmacı refleksi ile arasına kendinden yana, güveneceği ve kontrol altında tutabileceği istikrarlı bir nüfuz alanı inşa ediyor.

Bu teklif önce Şam hükümetine yapılmıştı.

Ancak Baas rejimi Rusya ve İran egemenliğine teslim olunca strateji değişti.

Sabırla yeni drenaj ve isale hatları döşendi.

Proaktif bir yaklaşımla Suriye devriminin altyapısı inşa edildi.

O nedenle şimdi Türkiye, Suriye devleti nezdinde ‘en çok imtiyaza sahip ülke’ statüsü kazandı.

Bu süreçte İsrail-Filistin meselesinde insani ve hukuki zeminde yol alındı.

İnsanlık onuru temelinde Müslüman olan ve Müslüman olmayan toplumların gururu olundu.

İsrail’e tepkide insani, hukuki ve İslami bağlamdan daha fazlasına girilmeyerek Türkiye’yi bölge dışı aktörlerin vekalet savaşlarından ve politik yüklerinden koruyan bir zırh edinildi.

Bölgedeki operasyonel esneklik korunarak çatışma riskleri sınırların uzağında filtrelendi.

En sıcak gündem olan Kürt meselesinin önce bir “güvenlik sorunu” olmaktan çıkması gerekiyor.

Kürt sorununu vesayet üretmiş olsa da devlet algısı altında üretildiği biliniyor, bedellerine katlanılarak öncelikle bu konudaki karşılıklı kronikleşen yanlış bilinç tedavi ediliyor.

PKK ile girilen süreç, içerde ve sınır boylarında terörün bütünüyle tasfiye edilmesine yönelik bir konsolidasyon çabası.

Silahlı yapının devreden çıkarılmasına direnen son unsurlar bundan sonraki süreçte ülke içinde “iç muhasebe” planı üzerinden etkisizleştirilecektir, izleyin.

Sınır boyunca Kürt bölgesini bloke eden silahlı gruplar da içerdeki açılım sürecinin manipülasyonunu minimuma indirmek amacıyla Suriye devletinin meşru ve makul yol haritasına dahil edilerek çözülecek, izleyin.

Nihai hedef, terör tortularından bütünüyle arındırılmış cari Kürt siyasetinin ve sosyolojisinin steril olan diri enerjisini milli merkezi siyasetle ve Özkök devletle buluşturmak.

İçeride ve dışarıda büyük direnç olsa da sırası gelen Kürt kimliği de aslına rücu edecek.

Türkiye’nin bölgesel nüfuz alanı, rızası alınmış Kürt halkı üzerinden genişleyecek ve derinleşecektir.

Devletin bölgedeki öncelikli partneri reel-politik ve ontolojik olarak Araplar değil Kürtlerdir.

Bu bakış açısı Kemalist refleks değil Arap ayrımcılığı değil varoluşsal bir realiteden kaynaklanıyor.

Bin odalı devletin eşgüdümü ve kararlığı en yaratıcı şu sonuca ulaştı:

Terör liderliği vekalet savaşı verdiğini itiraf etmek zorunda kaldı.

Kıta Avrupası, Atlantik ve güney emperyalist blok teröre olan desteğini açıkça itiraf etmek zorunda kaldı.

İşte bu devletin terörle mücadelesindeki tüm boşlukları doldurdu, meşruiyetini nihai ufuk çizgisine ulaştırdı.

Bunun kimi zaman kritik kimi zaman vahim hatalarla birlikte nasıl sancılı bir süreç olduğunu hepimiz görüyoruz.

Öyleyse yıkıcı, kaosu artıran, fitneyi daha fazla körükleyen değerlendirmelerden uzak durmalı.

İşgüzarlık ve boş boğazlık yapmamalı.

Mahiyetine tam hâkim olunamayacak konularda gereğinden fazla tepki geliştirmemeli.

İktidardan yana olan ya da iki farklı tutum içindeki İslami duyarlılığı olan niceleri objektif kavramsal altyapı yetersizken indî bir açıdan hareketle genelleme yapmamalı.

Çoklu taraftan, “çok boyutlu sürecin” tek sahibiymiş gibi yazıp çizip konuşarak, taraftar bulmanın avantajına sırtını dayayıp şehvet-i kelama düşmemeli.

Kürt siyaseti sözcüleri terör merkezli, Batıcı, İsrailci manipülasyonlara kanarak, sözde kitlenin nabzını elde tuttukları iddiasıyla, Kürtlerin temel hak ve hürriyetleri gibi ittifak edilmiş ortak bilinci tek taraflı mülk edinerek ateşe körükle gitmemeli.

Taraf olan-olmayan nice aktivist aktör, doğal süreci zararlandırdığını görmüyor.

Bilin ki bu süreçte, sınır dışında benzer koşullar bir laboratuvar olarak değerlendirilerek Türkiye kamuoyu kendi açılımlarının selametine hazırlanıyor.

Temel refleks, zamanın ruhuna yenilen Kemalizm’in devlete düşman ettiği toplulukları tek tek merkeze çekmek.

Şimdi sıra teröre perestiş eden Kürt siyasetiyle abluka altına alınmış Kürt halkının sosyal-psikolojisinde. Görülüyor ki daha sonra Alevi topluluklarının ve gayrimüslim vatandaşlarımızın merkeze taşınmasına sıra gelecek.

Merkezkaç tüm toplumsal unsurlar bir barış projesi ile “millet” şemsiyesi altında toplanacak.

Suriye hükümeti ile yürütülen temaslar duygusal bagajlardan arınmış, rasyonel bir metodoloji.

Şam yönetimi, Türkiye’nin bölgeyi terör odaklarından arındırma stratejisinde işlevsel bir paydaş olarak konumlandırılıyor.

Bölgeyi sadece tek bir bloğun etkisine bırakmamak adına, terörden arındırılmış Kürt fenomenolojisi dengeleyici bir unsur olarak masada tutuluyor.

Suriye denklemi küresel güçlerin vesayetini izole etme konusunda da adım adım ilerleyen bir arınma politikasına tabi oluyor.

Burada devlet aygıtına ilahi bir güç atfı yok, olamaz ancak böyle olduğunu düşünen olursa yaşanan pratiklere bir daha baksınlar.

Bilinsin ki, tabiat kanunudur, multi bir zihin, eşgüdümlü, iradeli ve kararlı olduğunda mucizevi görünen kazanımlar üretir.

Devlet 1830’den beri yüzleştiği Washington’ın bölgesel ajandasına eklemlenmek yerine, sahada yarattığı geri dönülemez gerçekliklerle ABD’yi kendi milli stratejisine uyum sağlamaya mecbur bırakan hamleler yapıyor.

Kâh başarılı oluyor kâh başarısız oluyor.

Bundan sonra da bazen galip gelecek bazen geri çekilecek ama mücadeleyi elden bırakmıyor, bırakmayacak.

Rusya ve İran etkisinden uzaklaştırılan Suriye sahası, orta ve uzun vadede diğer yabancı askeri varlıklardan da soyutlanacak; doğal ve değişmez içgüdü bu.

Uluslararası konjonktürün dönüşümü, tektonik ihtiyaçlar, küresel kriz merkezinin kayması Özkök İrade’nin rotasında yol alması için devlet gemisinin yelkenini rüzgarla dolduruyor.

Suriye’nin kuzeyinde uygulanan idari ve hukuki model, Türkiye’nin ulusal ve bölgesel çekim merkezi iddiasının aksiyomatiğini belirliyor.

Özkök Devlet’in saati işliyor.

Devlet (tüm vatandaşların bir fazlası) sadece sınırlarını koruyan bir ülke değil, model öneren anti emperyalist, kuşatıcı bir merkez olma yolunda dip akıntıyla yol alıyor.

İmparatorluk geleneğinin sağladığı tarihsel derinlikle hareket eden devlet, iki yüz yıllık inorganik vesayet rejiminin tüm prangalarını parçalamaya kararlı görünüyor.

Ülkenin tüm sosyal damarların temsilcisi olan entelektüeller serinkanlı, olgun ve yapıcı olmalı.

Güncel siyasetin arkasından sürüklenmemeli.

Politika üstü bakarak devlet-toplum (Dev Toplum) ahenginin ivediliğini görmeli.

Aynada gördüğümüz kendi suretimiz.

Öyleyse siz siz olun hemen deforme olmayın.

Ortak bilincin inşasına bir omuz da siz verin.

Devleti izlemeye devam edin!

Yorum bırakın