Millet sıfır noktasında ayağa kalkıyor

Henüz anlamayanlar için sözü genelleyerek ve basitleştirerek söylemeli.

Bilinen bütün kalıpları bir tarafa bırakın. Ezberleri unutun, ön kabuller girdabından çıkın.

Bir avuç gerici Türk aydınının, emanet olan ve yar kenarında emanet duran sırça köşklerde kurduğu sürreal dünyanın perdesini aralayarak pencereden dışarı ve aşağı bakın.

Onlar sadece “sahtekârlar.” Onlar ikiyüzlü ve kazipler.

Onlar, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen ve toplumun başının etini yiyerek can bulan asalak varlıklardır.

Gerici Türk aydını, hep böyle oldu, kapalı alanlarda postal boyar, çanak tutar, el öper, boyun eğer, hazırolda durur, mutlak beyatını ilan eder ve beratını alır, sonra sahaya çıkarak özgürlük abidesi arkasında külyutmaz münevver edasıyla konuşur.

Gerici, Solcu Türk aydınlar, yaşamlarıyla aslında Sol’un bütün değerlerine ihanet etmişlerdir, ama başka bir dil bilmediklerinden Marksist terminolojiye sığınarak olan biten her şeyi o dar kalıp içine boca eder, toplumun nefes alma sahasını azaltırlar.

Onlar daima şizofrenik oldular.

Gerici Sağcı liberal Türk aydınları, sadece sırtlarını dayadıkları büyük düzenin çıkar networkunu kaybetmekten kaynaklanan biçare çığlıklarını sosyoloji, felsefe, doktrin düzlemlerinde kırarak yapay aforizmalarla topluma yön vermeye çalışırlar.

Onlar daima kimliksiz ve kişiliksiz oldular.

Türedi, gerici dinci, muhafazakâr, “İslamcı” Türk aydınları, sattıkları kalemlerin bedelini taksitlere bağladıkları için ayaklarını ihanet platformundan kaldırma gücünü gösteremiyorlar.

Onlar daima ve hep korkaktılar.

Ey sefihler!

Siz hiçbir zaman “bir şahsiyet” olamayacaksınız. Ruh deforme oldu. Bağıl, bağımlı, güdümlü ve özgürleşmeyi bilmeyen psikolojik bir fasit döngünün adeta kader kurbanlarısınız. Türkiye’nin siyasi ortamını uslanmadan hala tek zaviyeden ve üstelik çarpıtarak yorumluyorsunuz.

30 Mart 2014 seçim sonuçları üzerinden sarf ettiğiniz değerlendirmelere, analizlere bir bakın.

Siz siperinde durarak ateş ettiğiniz değerlere bile inanmıyor ve mucibince yaşamıyorsunuz.

Kabul etmeniz ya da kabul etmemeniz sonucu değiştirmeyecek, aynı sahnede izlenen filmin detaylarında kaybolarak ana temasını örtmeye çalışmanız beyhude bir çaba.

Türkiye’de toplum yapısal bir değişim istiyor.

Siz bu iradeyi bile anlayamayacak kadar “basiretten” ve “furkandan” yoksunsunuz.

Yüreğinizdeki bağy sizi boğuyor.

30 Mart 2014 seçim sonuçlarına bakarak yaptığınız analizleri alın başınıza çarpın.

Ya da seçim sonuçları perspektifinizi sırtınızın dengine yükleyin size bir süre daha azık olsun.

Yerel seçimler, büyük şehirler, partiler, oy oranları, yolsuzluklar, tapeler, ‘Hizmet’ grubu, “çokluk ayetleri”, BDP, CHP, AKP, BBP, İşçi Partisi, Beşiktaş, Kadıköy, İzmir, sahiller, Doğu vb. kavramlar üzerinden hareket ettiğiniz sürece hiçbir menzile varamayacaksınız.

Milleti; ya sadece Ak Parti şablonuyla ya başka bir parti şablonu ile yorumluyorsunuz.

Toplumsal iradeyi; istatistiklerle, seçimle, partilerle anlamaya çalıştıkça batmaya devam edeceksiniz.

Siz; Kürtlerde, Türklerde, Ermenilerde, Alevilerde, diğer dini ve sosyal sınıfların tamamında beliren ve alev alev yanan değişim iradesini kalıplar içine sokmaya çalışarak aslında indi ve sufli arzularınızı inşa ediyorsunuz.

BDP’nin aldığı oylar ile BDP ruhunun konuşma biçimini fark etmeyecek kadar sekr halindesiniz.

Geride kalan “yüzde elli ne olacak” sözüyle insanın kendini nasıl aldattığının en güzel örneğini vererek o kitleyi dönüşüm dinamiğinin karşı cephesine koyuyorsunuz.

Bilin ki, toplumdaki demokratik irade sizin oy verdiğiniz partilerin tamamının da tabanını ve bacasını sarmış durumda.

Toplusal dönüşüm – karşı devrimci küresel network ana çelişkisini; küçülterek ve daraltarak, AKP – diğer partiler çelişkisi şeklinde tefsir ediyorsunuz.

Unutmayın, toplum ve milletin devriminin karşısında sadece batıcı ve gerici üst yapılar var.

Geçmiş gözlerinizin önünü tamamen buğulamış. Aklınız karışık, kalbiniz kör, vicdanınız paslı.

Partilerin oy oranları, sizin sosyolojik değerlendirmelerinizin tek ve en büyük temeli oluyor. Kendinizi ait hiçbir değer üretemediniz bugüne kadar.

Bu nedenle hiçbir zaman “siz” ve “sizinkiler” kazanamayacak.

Sizinkiler yani oligarşik sermaye, bir avuç gerici beyaz yapı, bir avuç dinci muhafazakâr oluşum, mürteci doktrinli içi çürük parti yönetimleri.

Orta yerde güneş gibi açık, sessiz ve silahsız bir devrim var. Bunu dillendirmek sizin için o kadar güç ki, bunu anlayabiliyoruz. Göz önündeki bu olguyu onaylayacağınıza ölün daha iyi, evet haklısınız.

Tarih bu damardan akıyor ve buradan akmaya devam edecek. “Biz” kazanmıyoruz, tarih kazanıyor, ‘determinizm’ kazanıyor, sosyoloji kazanıyor, sünnetullah kazanıyor. Siz kaybetmiyorsunuz, sizin “bozuk çaprazınız” kaybediyor. Artık şelaleden yukarı yüzmeye çabalamayın. “Bize” düşen dönüşüme ebelik yapmak. Bize düşen süreci adalet, merhamet ve hukukla kontrol etmek, faşizminize rağmen bunu yapmak.

Önce siz, milletin yüreğinde patlayan ‘demokratik’ devrim sürecine savaş açtınız. Tekrarla savaşı ilk siz başlattınız. Kürtlerin milli duruşu ile muhatap olunca da çıldırdınız.

Bundan sonra “sizin” için ve “bizim” için sadece savaş terminolojisi konuşacak. Bugüne kadar gözünüze girmek, size yaranmak için harcamadığımız değer kalmadı. Artık geri çekilin ve yolu açın. Aksi halde bunu “biz” “mutlaka” yapacağız.

Türkiye devrimine karşı savaşan, gizli açık katılan herkesle, kendi yöntemleriyle mukabele edeceğiz. Artık bu yenme ve yenilme savaşı. Ya teslim olacaksınız ya da karşı çıkarak yok olacaksınız.

Bize gelince, “Biz” daima yenildik. Muhtemelen yine yeniliriz, gerçek şu ki fark etmez. Üstelik biz en iyi olarak acıyı ve yenilmeyi biliriz.

Bugün yaşananların, güncel değerlendirmelerin çok üzerinde bir anlamı, bir çağ değişimi olduğunu yakında siz de göreceksiniz.

Çağlar yavaş yayaş açılır, zamana yayılarak kapanır.

Bir röportajında, Slavoj Zizek’e ilham veren şey bu makaleye de benzer bir ilham veriyor: “Pek çok alanda, ekolojiden, biogenetiğe, fikri mülkiyete kadar her alanda artık bir sıfır noktasına erişiyoruz. Bir Hint filozof olan Çakrabarti, şu konuda haklıydı. Dünya yeni bir döneme giriyor. Antroposen yani insan çağı.”

Millet sıfır noktasında yeniden ayağa kalkıyor.

Eski paradigmalar sökün ederken paradigmanın malikleri faşizmde çare arıyor.

Sabır taşı olan tarihin ise hiç acelesi yok.

Bugün, bu topraklar, Promete’nin çaldığı tarihi, adım adım ilerleyerek asıl sahibine, Sahib-u Dehre teslim ediyor.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s