Sırat Köprüsü, Merkez Siyaset ve Kürtler

Çok insan anlayamaz eski musikimizden

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden

Bu sazların duyulur her telinde sade vatan

Sihirli rüzgâr eser daima bu topraktan

                                        Yahya Kemal Beyatlı

Sihirli Rüzgâr

Sihir kelimesi seher ile aynı kökten gelir.

Seher vaktinde doğa büyüleyicidir.

Sihir kelimesi hilekarlık anlamını da içerir.

Acaba bu topraklardan daima sihirli bir rüzgâr mı eser?

Yoksa bu topraklarda daima göz mü boyanır?

Yakın tarihimize göz atarak başlayalım.

İmtidat

Yahya Kemal bu şiirinde musiki üzerinden Kemalizm eleştirisi yapıyor.

Geçmişle bağını koparan düzeni estetik bir üslupla sanık sandalyesine oturtuyor.

1958 yılında vefat eden Yahya Kemal acaba bir gün düzenin değişebileceğini düşünmüş müdür?

Bilmiyoruz ama biz bayrağını taşıyarak onun ruhunu şad edelim.

Beyatlı musiki üzerinden bir eleştiri yaptı.

Müzik gibi evrensel bir değer bile yok sayıldıysa diğer ulusal çaptaki değerlerde kim bilir durum nedir?

Bu yönüyle Beyatlı’nın eleştirisi aynı zamanda sosyal, siyasal ve kültürel alanlardaki kopuşların vahametini imler.

Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra başlayan kırılmalar şu üç olgu üzerinden gerçekleşmiş zamanla bütüncül bir ütopyaya ve müesses bir düzene dönüşmüştür:

Kişilik, kimlik ve yön.

Kişilik geçmişi anlatır.

Kimlik mevcut olanı tarif eder.

Yön ise istikamettir.

Yön hem Yahya Kemal Beyatlı’nın hem de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sevdiği kavramla imtidadı anlatır; sürekli değişim ve dönüşüm içinde cevheri ve kimliği muhafaza etmeyi…

Kişilik bir olgunun onuru ve haysiyetidir.

Kimlik bir olgunun sorgulanamaz hakikatidir.

Yön (kıble) bir olgunun güvenilip güvenilmeyeceğini gösterir.

Bu üç olgu yerinden edildi.

Bu külli olguları yerinden eden yapıya vesayet rejimi diyoruz.

Vesayet rejimi Batı’nın kendi insan kaynaklarını ülkeye göndererek kurduğu bir düzen değil mutlak Batı hegemonyasına gönülden bağlı ve Türk olan asker, bürokrat ve aydın insan kaynaklarıyla inşa edildi.

Vesayet rejiminin bir ideolojiye ihtiyacı vardı. Bu ideoloji yerel bir değer üzerinden kurgulanmalıydı. Zira ideolojinin Batı’yı da perdelemesi gerekiyordu. İşte Kemalizm bu nedenle üretildi.

Türk kimliğiyle Batı’nın nöbetini tutan Batıcı asker, bürokrat ve aydınlar tüm milli değerleri küçümsedi, aşağıladı, yok saydı, ret etti, inkâr etti, asimile etti ve formlarını değiştirdi.

Yerinden edilen Kişilik, Kimlik ve Yön olguları zamanla zıddına dönüştü:

Onursuzluk.

İkiyüzlülük.

Ve güvensizlik.

Bu nedenle Cumhuriyet tarihi boyunca vesayet rejimi politikacıları onursuz, iki yüzlü ve güvenilmez oldular.

Bir tarafımız asalet içinde yaşarken bir tarafımız öykünmeyle ömür geçirdi.

Böylesine benzersiz siyasal bir tarihi kırılmanın ve negatif dönüşümün ürünleriyiz.

Bu analiz bugünü anlamak, anlamlandırmak ve yeniyi üretmek için baş düşünce olmalıdır.

Bu analiz yakın tarihimizin realitesi ve hakikatidir.

Her görüşten Türkiyeli aydınlar bu analize göre düşüncelerini gözden geçirmeli.

Yüzleşme

Bu ağır yüzleşme zorunlu.

Çünkü;

Türktük ama öykündüklerimiz bizi küçümsediği için “Ne mutlu Türküm diyene!” derken bile Türklüğü, türkülerimizi aşağıladık.

Kürttük ama onu yok saydık.

İslamdık ama İslamfobiyi alkışladık.

Solcuyduk ama gavurlukla suçladık.

Aleviydik ama hor gördük.

Gayri Müslimdik ama potansiyel hain ilan ettik.

Dine mesafeliydik ama ahlaksızlıkla yaftaladık.

Özün nasıl parçalandığına her gün yeniden tanık oluyoruz.

Öz derken yanlış bir algıyla bu öz Osmanlılıkla eşit kabul ediliyor.

Oysa öz teorisi külli bir teori, Osmanlı ise teoriyi oluşturan öğelerden bir öğe.

Özden kopunca saçıldık ve birbirimize sardık.

Bu nedenle en iyi kara çalmayı, ötekileştirmeyi, aşağılamayı ve kavga etmeyi biliyoruz.

Bunların hepsinin birinci dereceden sorumlusunun himayeci zihniyet olduğunun altını çizdik.

Bu marifet zamanla topluma da sirayet ederek etkili oldu, sosyallik kazandı.

Dolayısıyla vesayet düzeni sadece Kürtleri vb. sosyal kümeleri değil ülkeyi bir bütün olarak tahrip etti.

Türkiye, siyaset bilimi için öyle benzersiz ve zengin bir laboratuvar ki!

Aynı anda hem devlet var hem vesayet rejimi var hem Kemalizm var hem Atatürkçülük var hem müesses düzen var hem kozmik düzen var.

Gerçek bir Türkiye anlatısı için bunların her birinin ayrı ayrı tanımlanması gerekiyor.

Türkiye’deki sosyal, siyasal ve kültürel sorunların hem ana rahmi hem ebesi hem mürebbiyesi hem de velisi faşizan karakterli Batıcı düzendir.

Bu nedenle düzen altı yapılara müzahir eleştirilerimizin tamamı söz konusu düzen eleştirisini daha iyi teorize etmeyi amaçlamaktadır.

Zaman içinde Kemalizm’in etkisini içselleştiren topluluklar da artık bilmeli ki Solcular, İslamcılar, Kürtler ve Aleviler her şey süt liman iken sorun olmadılar.

Sorunları ilk üreten düzenin kendisiydi ironiye bakın ki reddettikleri sosyal yapıları daha sonra tek tek sanık sandalyesine oturtup sorunu onlar üretmiş gibi hesap sordu.

Öyle ki bu düzen 12 Eylül’de ülkücülerden de hesap sordu. Hesaplaşma aciliyet sırasına göre yapıldı. Hesap sorulmayan kaldıysa henüz kendine sıra gelmediğindendir!

Vesayet rejimleri toplumsuzdur.

Yaşamın kuralıdır; toplum devlettir devlet toplumdur.

Bu nedenle öz irade dün ve bugün uzun erimli de olsa bir toplum inşa etmeye çalışıyor.

Zehirli Sarmaşık

Demek ki Cumhuriyet tarihi aynı zamanda bir vesayet rejimi öyküsüdür.

Çünkü vesayet rejimi zehirli sarmaşık gibi baştan aşağı devlete musallat olmuştur.

Bu illet nedeniyle Cumhuriyet tarihi boyunca vesayet rejimi devlet gibi görünmüştür.

İşte Kürt bilinci bu nedenle sanki devletin Kürde düşman olduğunu düşündü.

Bu düşünce terör ve şiddetin ilk kaynağıdır.

Oysa açıktır ki vesayet rejimi ayrı devlet ayrıdır. Dolayısıyla Kürt bilinci devlet olgusunun tanımını yeniden yapmalıdır.

Ana akım Kürt siyaseti sorunu var eden vesayet rejiminin tasfiyesi için devletle birlikte çalışmalıdır.

Biliyoruz ki oryantalist Batı bu sorunu var ettikten sonraki süreçte ana akım Kürt siyasetiyle de ilişki kurarak, onları örgütleyerek ve fonlayarak devletin daima zayıf kalmasını amaçladı.

Batı Türkiye’de vesayet rejimini tahkim ettiğine inandıktan sonra bu kez iki taraflı çalıştı.

Kürt siyaseti emperyal Batı’nın bu sömürgeci herkese zarar dikotomik siyasetini çözümleyerek yoluna devam etmeli.

İzzetinefis

Kopuştan bugüne gündemden düşmeyen Kürt meselesi nihai kapının önünde duruyor.

Cumhurbaşkanı’nın kabulüyle “Tarihi Çağrı” etabı tamamlandı.

Şimdi “Tarihi Somut Adımlar” evresi başladı.

Kürt meselesi bugün devletin konusudur.

Zira devlet tekâmül ederse dolaylı dolaysız her bağlam da düzelecektir.

Dem Parti geçen hafta ne Ak Parti lideri ile görüştü ne de Cumhurbaşkanı ile görüştü; Dem Parti Devlet Başkanı ile görüştü.

Organik devlette Kürt sorunu diye bir kavram olmaz.

İletişim stratejisi bağlamında konunun ana başlığı “Terörsüz Türkiye” olsa da;

Konunun özü PKK sorunu ya da Dem Parti krizi değildir.

Konunun özü Kürtlerin izzetinefsinin iadesi, ikamesi ve tamamlanma sürecidir.

Toplumu oluşturan her öğenin izzetinefsine, onuruna eşit bir onurla.

Bu bir rıza üretimidir.

Bu evreden keyfi ve mazeretsiz geri dönüş eğer devlet katında olursa bu topraklarda esen organik sihirli rüzgâr da diner yok olur.

Nur topu gibi yeni nesil bir Kemalizm’imiz olur!

Buradan geri dönüş eğer Dem Parti tarafından olursa otomatik olarak Dem ve PKK bir ve aynı olur.

Dem Parti süregelen tartışmalı meşruiyetini de kaybeder.

Ardından Fetö benzeri kapsamlı bir tasfiyeye muhatap olur.

Tasfiyenin adı Dem Terör Örgütü (Demtö) olur.

Çok acılar yaşanır.

Öyle anlıyoruz ki bu olmasın diye Terörsüz Türkiye konsepti icra edildi.

Bu öngörü, devlet tarafında durarak aba altında sopa göstermek asla değil.

Bu benim için fazlasıyla hadsizlik olur.

Bu siyasal olayların doğasıdır.

Bu görüş Bermekiler’den Haşhaşiler’e oradan Fetö’ye bir dizi tarihi deneyimin laboratuvar sonuçlarıdır.

Bu nedenle Devlet, Dem Parti ve merkez siyaset sırat köprüsünden geçmektedir.

Kilit Rol Liyakati

Devlet sözcüleri şaşırtıcı pozitif bir üslupla en alttan alarak yoluna devam ederken;

Üstelik ikonik kurucuları ve seçmenlerinin tamamı tarafından sevilen Selahattin Demirtaş sade ve net açıklamalar yapmışken;

Tarihi çağrı sonrası süreçte bazı Dem Partili siyasilerin üst perdeden konuşmaya devam ettiklerine tanık oluyoruz.

Üst perdeden konuşmayı marifet sayan tribüncüler konunun özünü anlamıyor ve işin ciddiyetini fark edemiyor.

İllüzyonlara bakıp el yükseltiyorlar.

Kürt toplumu çağrı nedeniyle bayram havası yaşarken bu anlamsız Amok koşusuna ne gerek var!

Ayrıca Kürt meselesini merkeze alarak siyaset yapan kadrolar bilmeli ki önlerinde bir imkân var.

Eğer demokratik katılımı samimiyetle gerçekleştirir ve terör iltisakından tamamen arınırlarsa ülke siyasetinin yakın geleceğinde “merkez siyasetin” kilit unsuru olacaklar.

Yeri gelmişken şu tetkikin de altını çizmeden geçmeyelim.

Kemalizm’den en fazla zarar gören bir kısım Kürtlerin, İslamilerin, Alevilerin, Gayrı Müslim oluşumların ve Solcuların Kemalist ideoloji unsurlarıyla hala iş tutması bu toprakların ne kuvvetli ironisidir!

Sebebi bellidir ve psikoanalitiktir!

İkinci Filiz

Kara Batı kasırgası dinerken bu topraklarda esen sihirli rüzgârı selamlamalı.

Sihirli rüzgârı arkaya alarak yelkenli gemiyle açık denizlere açılmalı.

Kendi rotasında seyreden bir Türkiye sadece kendi vatandaşlarını değil uluslararası kamuoyunu da büyüleyecektir.

Türkiye teorisi arayışı böylece ikinci büyük filizini de vermiş olacaktır.

Yorum bırakın