Genç, Güzel, Herkes, Her şey Koynumda!

40 yıldır Belçikada’yız. Ömrünün sonunda babamda bir memleket sevdası baş gösterdi. İstanbul’a tekrar dönmeyi çok istiyordu. Gizli gizli ağladığını görürdük. Meğer olurmuş böyle duygusallıklar. Şartlar gereği İstanbul’a dönemeyeceğini anlayınca vasiyet etti; “Öldüğümde beni Zincirlikuyu mezarlığına gömün. Aile büyüklerimin çoğu orada metfun”.

Bu benim İstanbul’a ilk gelişim. İşlerimi takip etmek için Atatürk havaalanında Europecar’dan bir otomobil kiraladım. Volvo S 80 otomobilin kırmızı olması gerektiğini söyledim. “Biz de sadece beyaz ve siyah renkleri mevcut” dediler. Sonunda arabamı getirdiler. İnsanlar paylanmadan bir iş yapmıyorlar!

Beşiktaş’ta Yedi yıldızlı The Edition otelde kalıyorum. Kaldığım ilk gece bu otelin 20 Kasım 2003’te dinci Elkaideciler tarafından bombalanan HSBC genel merkez binası olduğunu öğrenince istem dışı bir titreme tuttu beni. Yapı olarak ürkek bir insanım, en sevmediğim huyum budur benim. Toparlanmam bir saat sürdü.

86 yaşında ölen babamı Beşiktaş Belediyesine ait cenaze aracına yükledik. Sağ olsun yakışıklı Başkan İsmail Ünal Bey bizzat ilgilendi. Olaylara onunla aynı perspektiften baktığımızı gördüm. Şoförümüz Zincirlikuyu Mezarlığı kapısında güvenlik ile diyaloga girmeye çalışırken Büyükdere Caddesi üzerindeki dev billboard reklamı dikkatimi çekti.

“Genç Güzel Herkes Her şey Kanyon’da” diye kocaman yazıvermişler. Genç ve Nefertiti endamlı bir bayan kendi kadar büyük çantaya yaslanarak poz vermiş öylece duruveriyor. Türkiyeli kızlar görmeyeli bayağı bir güzelleşmiş doğrusu. Belçika’daki kızlarımız genellikle kara, kuru ve kısalar.

Sonradan öğrendim, AVM reklamıymış bu. Kanyon alışveriş ve yaşam merkezinin reklamı. 2010 yılından bu yana bu reklamı versiyonlarıyla kullanıp dururlarmış. Kanyon, Büyükdere Caddesi üzerinde ki Metro City adlı alışveriş merkezinden daha popülermiş. Metro City’e taşralı gençler çok fazla geliyormuş, ayak altıymış. Çevre sosyete Kanyon’a gitmekten büyük zevk alırmış. O alışveriş ve yaşam merkezine gitmek bir statü algısı yaratıyormuş. Hem mimarisi hem kızları güzelmiş. Ultra süper elit mağazalar varmış. Hepsi kalbur üstüymüş.

Otelin resepsiyonunda dikilip duran uzun boylu kıvırcık saçlı esmer çocuk gözleri ışıldayarak durumu bana bu şekilde özetledi. Onun kullandığı kelimeleri aynısıyla ve ısrarla aklımda tutmak istedim. Çocuktaki, birden değişebilme ve o Kanyon denilen alışveriş merkezinin en popüler kafesi Starbucks’ta ayak ayak üstüne atıp Americano kahvesi yudumlama isteği adeta dışarıya taşıyordu.

Cenaze aracının korna sesiyle kendime geldiğimde Zincirlikuyu mezarlığının estetik olmayan giriş kapısı sütunlarının altından içeri giriyorduk. “Her can ölümü tadacaktır” yazısı sütuna işlenmiş. Ne diye yazarlar bunu anlamam. Mezarlığın arka tarafında, fonda Esin Yapı’nın yaptığı ve henüz camlarının takılmadığı galiba İstanbloom isimli binası minare gibi yükselmiş. Bu da bana ilginç geldi, bir meydan okuma, ölüm yaşamın ayakları altında gibi.

Bilboarddaki görsele takılı kalan gözüm, “Genç Güzel Herkes Her şey Kanyon’da” ifadesini alarak kalbimin üzerine bir külçe gibi bıraktı. Agresif bir reklam. Kekleri avlasa yeter. Üst tabakada kek mi var peki? Bu reklamda bu anlamda bir problem mi var ne?

Genç, güzel, yakışıklı olmayan ve artık bir hiç olan babamı toprağın altında çürümesi için gömmeye gidiyordum. Artık herkese bir yük olan babamı gömerek rahat bir nefes alacağım.

Yaşlıların varlığı bu topluma yük, devletlere yük, ekonomiye yük, mahallelere yük, site yaşamlarına yük, huzur evlerine yük, ailelere yük ve sahiden de çocuklarına yük.

Birden bu düşünceleri sesli bir şekilde babama söylediğimi hissettim. Ama o zavallı vadesini tamamlamıştı, bana da buralara kadar gelip bu külfete katlanmak düştü. Bu çağdışı zihniyetten ne zaman kurtulacağımızı bilmiyorum. Neden biz ölüleri yakıp kısa yoldan sorunu çözmüyoruz ki?

Çevrem, Allahın emriymiş gibi “babanın vasiyeti, onu Türkiye’ye götürüp Zincirlikuyu mezarlığına gömmelisin” diyip durdu. Belçika’da mahalle baskısı olmasaydı yakılması için talimat vermekten zerre kadar tereddüt etmezdim.

Babam bütün bu fikirlerimi duysaydı bana öylesine kızardı ki. Bu durumlarda hiç aksatmadan tekrarladığı sözü söylerdi, eminim:

“Hayvan oğlu hayvan!”

Hey canım babam ya.

Tabi ki bu umurumda değil şu an.

Hem bu Kanyon’un reklamını çok tuttum. Ne akıllıca ve çok mantıklı.

Hayat şaşaalı bir alışveriş merkezi. Orada sadece ortama uygun olanlar, genç ve güzeller olmalı.

Yaşlıların ve çirkinlerin durumu ortada. Toplumu yavaşlatıyorlar, görsel ve estetik kirliliğe neden oluyorlar.

Trafik sıkıştığında bakın, mutlaka yaşlı bir bunağın neden olduğunu görürsünüz. Merdivenlerden çıkamazlar ve inemezler. Asansöre binmeleri bir merasim töreni edasında olur. Acelesi olan insanları işlerinden alıkoyarlar. Bir söz söylediklerinde iki saat tamamlamalarını beklersin. Bir gün bile ceviz kabuğunu dolduracak muhabbetleri olmamıştır. Hep eskiden şöyleydi böyleydi diyerek gericiliği kutsarlar. Bir elbiseyi 20 sene boyunca giymekten bıkmazlar. Güldüklerinde suratlarına bakacak olursan hayattan soğursun.

Çirkinler de öyle. Gen teknolojileri biraz hızlı ilerlesede çirkinler artık tamamen toplum içinden çekilip alınıverseler. Toplumda bir değer olarak yoklar aslında. Bedenleri de olmasa ne kaybederiz ki? Bir dikkat edin birçok alanda zaten dışlanmamışlar mı? Sosyal seleksiyon işini çok güzel yapıyor, bize düşen biran önce sürecin tamamlanmasını gerçekleştirmek. Böylece Solcu kızlar da artık güzel kızlardan oluşur. Noterlerde çalışan kızlar da. Iskartalarla toplum nereye varabilir. Öyle değil mi ama? Sizce de çok itici bir durum değil mi?

Alışveriş ve yaşam merkezlerine gittiğinizde orada; sadece genç, güzel ve yakışıklı olanları gördüğünüz de mi yoksa devlet hastaneleri salonlarında yaşlıların birbirlerine ya da bir yakınlarına tutundukları gibi bir manzaraya tanık olduğunuz da mı mutlu olursunuz? Bir kıyafet aldığınız da sizinle ilgilenen kızların ya da gılmanların kısa bodur şişman ya da engelli olduğunu bir varsayın..

Hayat kısa. Yaşayanlar bari kaliteli yaşasın. Gerisi yarım, eksik, sıkıntılı, yoksul yaşamak yerine ölsünler. Doğru değil mi ama?

Bu düşünceler içinde babamı gömdüm. Hayatının üzerine toprağı attım. Toprak tepelemeye başladığımızda tamamen rahatlamıştım. Artık o bir hiç, herkesin ve her şeyin içinde değil.

Hocanın duaları karmaşık ve anlamsız ses huzmeleri olarak kulaklarımı tırmalarken bu düşünceleri daha fazla insanla paylaştığımda sosyal fayda olacağı kanaatine vardım. Önceki hayatımın hiçbir kesitinde aklıma paylaşmaya dair bir fikrin gelmemiş olduğunu fark ettim. Bende niye böyle bir ideolojik hislenme oldu bilmiyorum.

Babamın mezarı başında aklımda zıplayıp duran bu tarz düşünceleri pratiğe dökebilmek için reklam yapımcılarıyla engellenemez bir görüşme isteği oluştu.

İki gün boyunca uğraşmama rağmen Kanyon AVM yetkilileri “biz size döneriz telefonunuzu bize bırakın lütfen” diyip durdular. Israr ettiğimde de başka bir bayan benimle sabırla muhatap olan müşteri ilişkileri görevlisinin elinden telefonu kaparak “Reklamı beğenmiş olmanız bizi gururlandırdı. Sizi anlıyoruz. Siz özel bir insansınız. Lütfen bu numarayı bir daha aramayın amcacığım” demesinler mi?

“Amcacığım mı, ne amcası?! Ben ne zaman amca oldum. Yanlış anladınız galiba. Senin yaşın kaç hamfendi? Benim gibi 40 küsur yaşında birine amca demeye utanmıyor musun?” Telefon kapanma sesinden nefret ederim. Çünkü o sesi sadece bir kız tarafından reddedildiğimde duymuşumdur. Sinyal sesinden sonra gereğinden fazla öfkelendiğimi fark edip kendime geldim.

“Hayvan oğlu hayvan!”

İlk defa babam gibi mırıldanmıştım.

Ne o, babama mı benzemeye başladım ben? Ölünceye kadar bana geçmeyen ve geçemeyen babamın huyları, toprağın altına girmeden bir saniye önce ruhuma mı sıçradı yoksa?

Bu ruh haliyle 1.Levent’teki Bankalar Caddesi’ne doğru yöneldim. İşlemimi Turkısh Bank’ta yapmam gerekiyordu. İçeri girdim. Oldukça sakin bir şubeydi. Birazdan memure, “acemisiniz galiba, bu banka daima böyledir. Burası online ödeme yapamayanların faturalarını rahatlıkla ödeyebildikleri bir banka olmakla ünlüdür” diyecek bana.

Müşterisi az olduğu için numaratör cihazı yoktu galiba. Benimle birlikte sırada üç kişi daha bekliyordu. Herkes sırasını biliyordu demek ki. Dördüncü kişi gişedeki işlemini tamamlayınca diğer iki mudi de sakin ve yumuşak bir hareketlenme oldu.

Henüz gerçekleşmekte olan olayın içinde değilim silüet olarak yaşıyorum, birazdan tam ortasına düşeceğim.

Arka profilinden en fazla 25 yaşında olan bir bayan yan profilinde duran en az 80 yaşındaki bir amcaya sert bir bakış fırlattı. Aynı sertlikte ve itiraz edilemeyecek bir keskinlikte hem aşağılayıcı bir tonda dişlerinin arasında ezerek çıkardığı kelimeleri yaşlının yüz hizasına bıraktı:

“Sıra benim. Sıranı bekle!”

Buz gibi oldum.

Oysa az önceki düşüncelerin beynimde uçuştuğu bir kişi olarak mutlu olmam gerekirdi. Yaşlılar haddini bilmeliydi. Felsefem yaşıyordu. Kanyon ruhuydu bu. Ruh koylarımın ve sıcak koynumun istediği ruh. Niye buz gibi oluyorum ki?!

Yaşlı amca dökülmemiş saçları, görmüş geçirmiş yüzü, son derece sempatik bakışı ve asil duruşu ile kadına hiçbir şey demedi, jest ve mimikleri ile bile karşılık vermeden geri çekildi. Anlaşıldı, üstüne bir de dayak yemek istemiyordu.

Hanımefendi gişedeki işini bitirip dönünce olağanüstü merak ettiğim yüzüne baktığımda en az 39 yaşında diye düşündüm. Saçlarının diplerindeki klasik Türk kızı rengi olan mat koyu kahve, üzerindeki kaliteli parlak açık sarı tonlu boyayı saç uçlarından yaklaşık iki hafta boyunca aşağıya atmaya başlamış olmalıydı. Arkadan 25 önden 39 görünümlü, varlıklı ve bakımlı kadın soğuk yüzünü hiç yumuşatmadan ve dimdik bedenini gevşetmeden kapıdan çıktı.

Dişimi sıktım, sinir kaslarımı gerdim, ruhumu ısırdım ve beynim kustu.

“Hayvan oğlu hayvan!”

Gördüğünüz gibi ben babam olmuştum artık.

Felsefem billboard reklamında dururken çok daha şıktı. Entelektüeldi.

Yaşam içinde ise hayvanca oldu, vahşi bir his verdi bana.

Oysaki ben o Kanyon AVM doktrinini her yere yayacaktım, Ortaçağ kültürlü ataerkil göçebe gerici ülkemi Fazıl Say duyarlılığı ve cesaretiyle aydınlatacaktım.

Ömürde bir ideolojikleştim o da başlamadan bitti.

Meğer beni heyecanlandıran o reklam, toplum vicdanının zaten bir fotoğrafıymış.

Reklamcılar yeni bir şey yaratmamışlar var olanı deşifre etmişler.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s