Açlık Grevleri Ve Kürt Hareketini Tüketen İrade

Yaşam, ışık gören her şeyi teste tabi tutarak referans yüzleri ortaya çıkarır. Böylece çevre, iddia sahiplerinin gerçek yüzleriyle karşılaşarak tutum ve kanaatlerini yeniden düzenler.

PKK tutuklularının önce Adana sonra diğer bazı hapishanelerde süresiz ve dönüşümsüz şeklinde tanımlayıp 17 Kasım 2012 tarihinde geceye doğru son verdikleri Açlık grevleri, Kürt sorunu çerçevesinde yeni değerlendirmeler için önemli bir test aracı oldu.

İllegal örgüt karakteristiği örgüt üyeleri arasında daima en alt, en zayıf ve arkasız olan kişileri öne sürer. Örgütün kapısında kulağını dikerek bekleyen saf kimliklerin emir kulu köle bakışları da onların işini kolaylaştırır.

Bitik ruh halini itibarlı bir sonla noktalamak isteyen nice militan canlı bomba olmak için üste haber gönderir. Bu tipolojik varlıklar nedeniyle legal ve illegal örgütler yapısal sıçrama yaşar.

Tarihten günümüze, çıkar ilişkilerinin ağının iyi yönetiminden başka bir şeyi önemsemeyen denetimsiz örgüt politbüroları, bu temiz çocukların emeği ve pürüzsüz duyguları üzerinden krallıklar kurdular.

Öylesine bir hegemonik dava ortamı yarattılar ki her üye merkezden farklı bir davranışını hainlik olarak algıladı ve kendini aşağıladı.

Hamaliye işleri dava bilinciyle onlar yaptı, önce onlar içeri düştü, cephenin ön safını ‘şahadet’ ve ölümsüzlük miti bilinciyle tuttu, vuruldular. Önce onlar öldü.

“Saf ve samimi idealistler” bu şekilde ya da harcanarak yok olunca sistem çoğunlukla örgütçülük oynayanlara, münafıklara, zayıf inançlılara, sahte suratlılara ve işadamlarına kalır.

Davayı beslemekte ölümden daha büyük sihir yoktur.

Kitle ölümü kutsayan şehitlik “muhabbetiyle” efsuna girer ve bu şok meditasyonla her şeyi yapmaya hazır hale gelir.

Militanların anı kitapları örgütün ölüm efsanesine nasıl ihtiyaç duyduğunu gösteren anekdotlarla doludur.

Bunlardan hiçbiri hiçbir vakit zavallı, saf ve arkasız çocukları kolundan tutup, “Oğlum bak, sen iyi çocuksun abartma ya da şunları da dikkate al. Sen git oku, hayatını kur(!)” demez.

Gençlerin gözlerindeki samimiyet aslında yeterince yakıcıdır ama heyhat sadece “ana kuzularının” kendisini yakar.

İnanıyorum ki, hapishanelerde açlık grevcisi mahkum gençlerden çoğu böyledir.

Bu yazıyı okuma olasılığında“hayır biz öyle değiliz!” demek zorunda kalacak kadar tersten ve dört bir yandan sisteme bağlıdırlar.

Kendi kitle iletişim araçlarında öyle güçlü bir vesayet var ki; bütün yapısal çelişkiler, politik açıklar ve can alıcı sorular “süresiz ve dönüşümsüz” olarak ertelenmekten başka çare bulamaz.

Artık açlık grevi alanı bir ayin alanıdır, açlık grevi gençleri de oylumlu tapınak figürleri. Her kim buna itiraz ederse tanrılar ve kahinler onları narıyla yakar.

Bir gün geriye baktıklarında nice kirlilikler, nice harcanmışlıklar fotoğraf fotoğraf slayta düşer.

Yazıklar olsun o kır saçlı ışıksız yüzlere ve kirli akıllara ki ne görebilirler ne duyabilirler ne de anlayabilirler. Kalplerini kin, hırs ve iktidar katılaştırmıştır.

Açlık grevinden bir iki bayrağa sarılı cenaze çıktığında propagandalarının güçleneceğini düşleyebildiler.

Yazıklar olsun o ekranlarda bu ülkede devrim niteliğinde hiçbir Kürt açılımı gerçekleşmemiş gibi avurtlarını şişirerek tükürük bezlerindeki zerrecikleri dışarı saçanlara!

Albenili bölge popülizmi, ruhsatlı kariyer hırsı ve anlaşılabilir korku duvarları basiretlerini yok ediyor.

PKK ve BDP’nin öncülük ettiği bu anlamsızlıkların kaynağı ne olabilir?

Bölgede Kürt hareketinin tamamını teslim almış “farklı bir irade” var. Bu irade; demokrasiyle, insan haklarıyla, ülkeyle ve İslam’la sorunu olan bir irade olarak kendini gösteriyor.

Bu toprakların ürettiği değerlerle hiçbir ünsiyetlerinin olmadığı mücadele tarzlarından anlaşılıyor.

İnsafsızlıklarına bakıldığında yerli değerlere karşı bir yabancılık, ecnebilik, yabanilik, vahşilik, gâvurluk, düşmanlık ve millet çoğunluğuyla doku uyuşmazlığı algısına ulaşılıyor.

Kürt hareketinin tepe noktasındaki bu karakteri tanımlamak için “Gâvur İrade”den daha isabetli bir betimleme bulmak mümkün mü bilmiyorum.

Türkiye’nin değişimini ve açılım politikalarını gündemlerine hiç almayan, kabile savaşları gibi kan davası esprisi içinde hareket eden bu iradenin sosyo-psikolojisi nedir?

Gavur İrade; Ermeni milliyetçisi Taşnak asabiyesinden, sürgünlerden, Alevi katliamı ortamlarından, “Zındıklık”, “Ezidilik” geleneği içinden ve dışlanmışlıklardan büyüyerek zamanla gelişimini tamamlayan matruşka bir irade. (1)

Aslında Ortadoğu’nun ve Asya’nın her zaman en dinamik alternatif dinsel olgusu olan Paganizme bağlılar. Bu nedenle her zaman Paganizmi güncelleyen unsurlar içinde yer aldılar.

Zaman zaman Ermenilik, zaman zaman Alevilik, zaman zaman da Müslümanlık dünyasına teslim olmuş gibi göründüler.

Sol ideoloji ile tanıştılar. Solculuk onların Paganizmini entelektüel bir maske altına taşıdı.

Solculuğun varlık nedeni olan antikapitalizmi, antiislamlık olarak Türkiye solculuğunun varlık nedenine dönüştürdüler. Enternasyonalizmi anti milliliğin maskesi yaptılar. Aidiyetlerini ve asabiyelerini dış güç odaklara bağlama kolaylığına ulaştılar.

Böylece ülke değerlerini “düşman” görme sosyal psikolojilerine modern bir meşruiyet kaynağı buldular.

Millilik ve İslamilik muhalifliği antiemperyalizm praksisi ile yeniden formatlandı.

Ülkücülüğü ve Müslümanlığı faşizm ile eşleştirirken ek bir duygu sarhoşluğu yaşadılar.

Son olarak silahlı Marksist Kürt hareketi koşulları onlara sürpriz bir hediye oldu. Bu nedenle her şeylerini bu harekete adadılar.

Üzerlerine çektikleri her yeni perde öfkelerini bir kat daha artırdı. Paganlık; Ermenilik, Alevilik, Solculuk, Kürtçülük katmanları altından hınç küpü olarak dışarı çıktığında doğuda hiç bir mantığa uymayan caniliklere imza atıyor bu nedenle.

Kemalizm yok saydı ama onlar İslamlığı birinci düşman olarak tanımlamayı tercih ettiler. Nasıl ki Ergenekon Kürt sorununun en zirve zamanında PKK’yı değil İslamlığı birinci düşman ilan ettiyse!

Güya düşman olan “faşist T.C.”nin Ergenekonuyla iş tuttular. Haçlı psikozuyla Başbağlar’da çocuk, kadın, yaşlılardan oluşan köy katliamını gerçekleştirdiler.

Uğruna mücadele ettikleri sorunun çözümüne her zamanınkinden daha fazla yaklaşıldığında çözüm araçlarını can evinden vurdular.

Bu ve nice olaylarda Abdullah Öcalan ile bile ters düştüler.

Abdullah Öcalan’ı kendileriyle aynı damardan gelmemesi nedeniyle hapishanede oluşunu fırsat bilerek gizli ve sistemli bir şekilde bypass ediyorlar.

Gavur İrade’de temel çelişki “birlikte yaşamamak” ve “anti İslamlık” asabiyesidir. Geride kalan sosyal ve siyasal pratiklerin tamamı bu temelden beslenir.

6 Ağustos 2012 tarihinde, Devrimci Demokrat Kürt Derneği başkanı İmam Taşçıeri’n Neşe Düzel’e verdiği röportajda anlattıklarını okuduğunuzda yabancılaşmanın boyutunu açıkça görüyor, ürküyorsunuz. Sorulara verdiği cevaplardaki mantık örgüsünün kendilerine göre diğer tarafta kalanlarını “nesneleştirmesine” şaşar, bir arada yaşamayı zihinlerinde tamamen attıklarına tanık olursunuz.

İktidarın ve muhalefetin, hatta İslamcı ve diğer aydınların yapmış olduğu muvazenesiz hatalar, kör kütük incitici sözler ve davranışlardan da fazlasıyla besleniyor onlar.

Politik zikzaklar, bir taraftan açılıma devam edilmesine rağmen diğer taraftan devletli ceberut dile dönüş yapılması, PKK’dan çok daha büyük olan Kürt hareketinin yapısının tamamını aşağılayan davranışları, yeni devletin anayasasını yapamaması bu Gavur İradenin en büyük güvencesi oluyor.

Vizyonsuz, Türk milliyetçisi dilli, Kemalist ruhlu, İslam’ın dilinden başka hiçbir yerine hükmedemediği bazı Ankara politikacılarının sırıtkan yüzlerinin, hedef tahtasına çizilen karikatürize resimler kadar etkileyici bölge halkı için.

Fethullah Gülen gibi önemli kanaat önderlerinin ve Ali Bulaç gibi İslamcı aydınların fetvaları da böyle. Hapishanelerdeki ölüm orucuna girenleri Arapça tabir kullanarak “cubb” diye cehenneme düşeceğini söylemeleri, haramdır demeleri o iradeyi fazlasıyla mutlu ediyor.

“Kel başa şimşir tarak” halk deyişi bu gibi durumlar için bulunmuş olabilir. Bu bağlamsız söylevleriyle İslamiyet karşıtlığını kışkırttıklarının farkında bile değiller.

Fethullah Gülen’in kendi özel halkasına konuştuğu “ Açlık grevi tedrici intihardır” başlıklı videoyu paylaşıma sunanlar bu eleştiriyi fazlasıyla hak ediyorlar. Hala o videoyu sitelerinde tutarak koruyup durdukları değerlerine de zarar veriyorlar.

Bütün bunlardan propaganda malzemesi toplayan Gavur İrade; Şemdinli kalkışmasında olduğu gibi cepheye sürdükleri yaşları 18 ila 25 yaş arasındaki yüzlerce gence “sakın geri dönmeyin, ölün” dedi.

O gençlerin askere sığınmak zorunda kaldıkları çaprazlıklar, çelişkiler ve açmazlar yumağının tam ortasında gözlerini semaya diktiklerinde ortaya çıkan en derin yakarışı ve içsel çığlığı kim duyacak?

Bıyığı yeni terlemiş ve taşranın en dinamik ve etkileyici merkezkaç kimliğini elinde sıkı sıkıya tutan bu genç dimağların feryadını annelerinden başka insanlar da duymaya başlarsa Kürt meselesi temelinden anlaşılmış olacaktır.

Kürt hareketi bloğu kendi içinde kırılma yaşamalıdır.

Kürt Hareketi Blok’u, illegal Kürt Sorunu örgütlerinden daha büyüktür. PKK ve türev örgütleri, Kürt Hareketi Blok’unun sahibi olmak istiyor.

Gavur İrade ise PKK yönetimin tek hâkimi olmak istiyor.

Gavur İrade ile Kürt hareketinin geride kalan bloğu ayrışmalıdır, sosyolojik kurallar dikkate alındığında eni konu ayrışacaktır.

Kürt hareketinin kazanımlarını ve istikametini manipüle eden Gavur İrade ile özgürlükçü demokrat Kürt gençleri ve Kürt halkı farklı tribünlerdeler.

Süreç, bu ayrışmayı günü geldiğinde sahne önüne taşıyacaktır.

Özgürlükçü, demokrat ve birlikte yaşama karakterli “Kürt dünyası” onları uzaklaştırarak devletin zulmüyle yarattığı Kürt hareketini gerçek mecrasına çekecektir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni üslubu bu çelişkinin açığa çıkmasını geciktirmektedir.

Türkiye cumhuriyeti Başbakanı bilmelidir ki yaralı bilinçlerde söz eylemden daha önemlidir. Devrim niteliğindeki açılım politikalarının devam etmesi sözün gücünden daha az etkili olmaktadır.

PKK, KCK ve BDP’nin üst yönetimlerinin bir karelik fotoğrafı bile kendilerinin sözkonusu Gavur İrade’nin vesayeti altında olduklarını gösteriyor şu an.

Başka bir ifade ile Gavur İrade tasfiye edildiğinde Kürt hareketi’nin demokratik sisteme uyumu bir şekilde ve ivedilikle gerçekleştirecektir.

Onların kavgası kardeş kavgasına hiç benzemiyor. Onlar başka bir şeyin mücadelesini veriyor gibiler. Normal Kürt iradesi, normal şartlar altında Türkiye’de yaşanan devrim niteliğindeki siyaset değişiklikleri karşısında böyle davranmaz.

İslam coğrafyasının bütün bölgelerinde nice direniş hareketleri, Afganistan, Filipinler, Pakistan, Cezayir, Doğu Türkistan, Somali, Filistin ve şimdi Suriye’de nice zulümler altında intifadalar baş gösterdi ama neredeyse hiçbiri süreci bağlamından kopararak ırk temeline oturtmadı.

Bölgedeki Kürt hareketini diğer bütün parçalarından kopararak ısrarla sadece etnik milliyetçilik temeline oturtulmaya çalışılması derin gâvurluk çelişkisinin en büyük kanıtıdır.

Kürtler bölgede Kürdistan adı altında bağımsızlık bile ilan etseler bu toprakların değerleriyle savaşmaya devam edecek onlar.

Yeni Türkiye’nin açılım politikalarının Müslümanlık sembollü bireyler tarafından sürdürülmesine tahammülleri yoktur onların. Devletin sadece Türk demesinin kendilerinin sadece Kürt demesinin garantisi olarak gördükleri için kafatasçı, jenositçi ve silahlı Türkçü örgütlerinin çıkması için dua ederler.

Bu topraklardaki canlı cansız her şeye düşman olan Gavur İrade’nin sosyolojisi bir “kin sosyolojisi” dir.

Sanal savaş ortamı ve hala varlığını koruyan haklı gerekçeler bu örgütsel iç çelişkinin ortaya çıkmasını engelliyor.

Kürt hareketinin yatağından saptırıldığının farkına varan şuurlu bir Kürt kitlesi var.

Bu kitlenin ayrışmayı Abdullah Öcalan kimliği üzerinden yapmaya çalışması (dışarıya pamuk ipliği gibi görünen) ince insiyakını devlet içinde süreci yürüten devrimci akil insanlarının etüt etmesi gerekir.

Devletin ayrışmayı BDP bloğu üzerinden yapması bu nedenle yanlış bir tutumdur.

Kürt hareketi kendi başına kaldığında, kalabildiğinde ya da bırakıldığında ilk olarak Kürt hareketi içindeki bu Gavur İrade ile hesaplaşacaktır.

Bu nedenle Kürt hareketinin kendi içinde muhasebe yapma imkânı bulmasını sağlamak devlet aklının önceleyeceği daha sonuç alıcı, alternatif bir siyasettir.

Devletin asırlık inkâr, asimilasyon ve tahkir politikalarının illa ki somut bir bedeli olacaktır.

Temel konu budur. Bu bedel sosyal kanunlar determinasyonuyla şöyle ya da böyle olacaktır.

Bu bedel hiç olmazsa “mücadele eden” büyük yapının içinde yerli iradelerin (düşman kardeşlerin) vasiliğine bırakılabilir.

Kürt sorunu gemisinin gelip duracağı liman budur.

Not:

1-Ermeni milleti ve Alevi, Rafızî ve Ezidi toplulukları bunlardan beridir. Analiz amacıyla zorunlu olarak bazı kritik dehlizlerden geçerek değerlendirmeler yapıyoruz. Millet ve meşrep kardeşlerimizi incitecek herhangi haksız bir değerlendirme yapmak kabullenebileceğimiz bir durum değildir.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s