Yeni Türkiye ve İslamcılığın tabii paralelliği

İhsan Dağı, Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde, 9 Mayıs 2013 tarihli “Nerede o eski İslamcılar” başlıklı bir makale kaleme aldı.

Yazısında “devlete sahip olmakla İslamcılık arasında var olan açmazın problemlere neden olduğu” tespitini yapıyor. İslamcılığın tarihinin en silik günlerini yaşadığının altını çiziyor.

Analizini takviye etmesi amacıyla Menderes Çınar’ın “AKP’nin İslamcıları sisteme entegre etme bağlamında Refah Partisinden daha başarılı olduğu” sözlerini de iktibas ediyor.

İhsan Dağı, kendi makalesine Yeni Şafak Gazetesi’nde Ayşe Böhürler’in 04 Mayıs 2013 tarihli “Eski İslamcılar/Yeni gençler” yazısının ilham verdiğini anlatıyor.

Ayşe Böhürler söz konusu yazısında, yine 80’li yıllardan sonra gündeme gelen İslamcılığın serencamını “bizim kesim eski İslamcılar” başlığı altına topluyor.

Bir grup İslamcı gencin kendilerini Sol’a yakın bulduğunu buradan hareketle de Kürt hareketi içinde yer aldığını izah ediyor.

“1 Mayısta meydanlara çıkan, eylemlere katılan, Kürt hareketine katılan İslamcı gençler meselesini çok önemsiyorum” diyen Böhürler, İslami hareketlerin derinliğinin kalmadığını, rehavet ortamı içinde statükocu tutumları yenilediklerini ifade ediyor.

Ayşe Böhürler’e asıl ilham veren şeyin “Kürt hareketi içinde her grup Apo’nun sözüyle hareket ederken buna direnen İslamcı gençlerin” olduğunu anlıyoruz.

İslamcılık, son yıllarda iyi gitmeyen bir şeylerin izahı için kullanılan anahtar kelimelerden biri oldu. Önceleri oryantalist bakışların İslami hareketleri izah etmek için seçmiş olduğu bir kavram olan İslamcılık şimdilerde “o akım içinde yer alan” bir grup insanın diline yerleşti.

Yerli ve yabancı Oryantalizm İslamcılığı “dış bir olgu” mantığı ile incelerken bu grup insan da “dışta tutmak ve eleştirmek” amacıyla istem dışı olarak, refleksle bu kelimeyi tercih ediyor.

Dışta tutulan İslamcılık olgusunun içeriği nedir?

Dışlama; kalkınma, büyüme, liberal ekonomi, muhafazakâr siyaset, AVM’ler, devletleşmek, statükoculuk, eşitlik mantığından uzak olma gibi anahtar kelimelerle yapılıyor.

Gelişmeleri dışarıdan izleyen biri; İslami hareketin kendi terminolojisiyle tebliğ, irşat ve davet aşamasını geçerek kadrolaşmasını tamamladığını, bu aşamayı da aşarak kitleleşip devlet mekanizmasını eline geçirdiğini zanneder. Devletleşen İslami hareketin inkıraz ederek dünya metaları ve kapitalist değerler karşısında eridiğini ve özünü kaybettiğine inanır. Bu nedenle inanılmaz sahici bir muhalefetin oluştuğuna kanaat getirir. Buna değerli hocamız Süleyman Seyfi Öğün Bey bile pirim verir.

Sahi içinde olmamıza rağmen bunlar oldu da biz mi görmedik.

Ortada absürt bir tiyatro oynanıyor.

Bu tiyatro manipülasyon amaçlı politik propaganda aracı olarak kullanılıyor.

Tiyatro bir sanat dalı prestiji ile servis edilerek üzerine nice anlamlar, düşünceler inşa ediliyor.

Garip ve düşündürücü olan taraf ise bu tiyatronun sahnelenmesini en fazla alkışlayanlar arasında “İslamcıların” bulunmasıdır.

İslami Hareket olgusu Türkiye’de asaletini dün olduğu gibi bugün de koruyor.

İslami Hareket tüm mekânlardan, makamlardan, nemalardan, metalardan, haksız kazançlardan, güç kibrinden, yokluk isyanından, azgınlıktan, gizli açık hayâsızlıktan, adaletsizlikten, eşitliksizlikten, hukuksuzluktan, boyun eğmekten, ihanetten, emperyalizme bağımlılıktan, beşeri sistemlerin bozuculuğundan uzak kalmaktır.

İslami hareket önce kardeşini düşünmektir, ailesini korumaktır, malını, fikrini ve duygusunu infak etmektir, dayanışmaktır, insanların malının, canının, namusunun, aklının ve inançlarının teminatı olmaktır.

İslami hareket tek bir tanımla güvenmek ve güvenilmek demektir.

Dün olduğu gibi bugünde bu mantıktan hareket eden ve bulunduğu her yerde bunu temsil eden muttaki Müslümanlar mevcuttur, varlıklarını sürdürmektedir.

Onlar; şartlar ne olursa olsun kamu malına ve birey hakkına dokunmazlar, dokunanlarla mücadele ederler, daima iyi, güzel, doğru ve gerçeğin peşindedirler ve sadece Allahtan korkarlar.

Bu insanlar Türkiye’nin dört bir tarafında kendilerini öne çıkarmadan “birbirinden farklı yapılar içinde” yaşamlarını sürdürürler ve bunların ortak iradesi İslami Hareket denen olguyu oluşturur.

80’lerden sonra toplumsallaşan İslamcılığın sosyal anatomisi de buydu.

Toplum bu Müslümanların ve benzer karakterlerdeki diğer inanç ve kanaat sahiplerinin “yüzü suyu hürmetine” ayakta kalmaktadır, bundan emin olunuz.

Onlar içinden çıkıp hayat mücadelesinde kimlik krizi yaşayan ve düşenler ana yapıyı dejenere etmez.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti İslam devleti değildir, sözlerinize neden dikkat etmiyorsunuz?

Orta yerde ideolojik İslami bir devrim yoktur.

Kaldı ki Yeni Türkiye devrimi tek başına hiçbir ideolojiye, inanca, yapıya ve anlayışa hasredilemez.

Bu devrim toplumun ayaklanmasıdır. Devlet toplumsal baskı karşısında diz çökmüştür. Toplum ise farklı renkleriyle, ekstremizmi ve pluralliğiyle bir bütündür.

Türkiye’de demokratik dönüşüm yaşanmaktadır.

Bu durum doğal olarak Kemalizm’in tek tipçi sosyal, siyasal ve kültürel yapılanmasını parçalamaktadır.

Bu parçalanmış platform altından çıkan güç elbette ki toplumun çoğunluğunu oluşturan “Müslüman kimliktir.”

Bu halk içinde bugüne kadar örgütlü bir şekilde yaşayan geleneksel İslami yapılar tabiî ki de sosyal ve siyasal platformun görünür unsurları olacaktır.

Bütün hikâye budur.

İnsanları neden kifayeti sınırlı bir düşüncenin kurbanı ediyorsunuz?

İnsan hakları, demokrasi ve daha iyi yaşam kalitesi üzerine kurulu dönüşümü neden açıklayamayan bir müstevaya çekiyorsunuz?

Müslüman kimlikli bir toplumun Müslümanlıkla ilgili temayülleri, alışkanlıkları ve olguları sisteme de taşımasından daha doğal ne olabilir?

Demokratik insani talepleri neden haza İslami taleplerle özdeşleştiriyorsunuz, çelişkiyi görmüyor musunuz?

Yeni Türkiye Devleti toplumun daha kaliteli yaşam için yapmış olduğu çağrıyı Müslüman kimlikli yöneticiler üzerinden cevaplamaktadır sadece.

Kategorileştirmeleri sığ verilere dayandırarak yavan sonuçlara ulaşılmamalı.

Kemalizm yıkılıp toplum merkeze yönelince buna kimin öncülük edeceğini düşünüyordunuz?

Bugüne kadar baskı altında yaşayan toplulukların kimliklerini yüksek sesle açıklayıp rahatlamaya çalışmalarının adı neden İslamcılık, Alevicilik, Ermenicilik, Kürtçülük ve hatta evet Türkçülük olsun!

Her şeyi sadece kimlik üzerinden açıklamak Ortadoğu halklarının önemli bir handikabı.

Dün illegal mücadeleye mahkûm edilen, yer altı protest kültür ve literatür dayatılan ve bu anlamda gelişimini sürdüren İslami hareket ve diğer sistem dışı yapıların bugün değişerek legal platforma çıkması, demokratik koşulları değerlendirmesi, barış dilini ve “anti” olmayan bir dili kullanması neden yadırganır?

Aydınlar, bu “sapla samanı karıştırma” fenomenini bırakmalılar artık.

Ayşe Böhürler hanımın haklı kaygıları sıraladıktan sonra üzerinden gündeme taşıyıp heyecan duyduğu ancak turfandalılık ve rölâtivist özellikler taşıdığını düşündüğüm yapılanmalarla ilgili detaylı değerlendirmeleri sonraya bırakıyorum.

Ama yazımı bir soru ile bitirebilirim. Toplumun bütününde memnuniyet oluşturan dönüşümlere söz konusu iki yapının da tek takdirinin dahi olmamasının alt metni sizce ne olabilir?

Ya toplum bir bütün olarak yanılmaktadır ya da..

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s