Oligarşik Sermaye Gezi Parkında ne arıyor?

02 Haziran 2013 tarihinde öğlen sularında Gezi Parkı nedeniyle gerçekleşen olayları yakından izlemek için Taksim’e çıktım.

Taksimi bir baştan diğer başa dolaştım.

Yürüyüş kortejlerine katıldım.

Göstericilerin akışına kapılan dünyamdan beni koparan 18 yaşlarında bir genç kızın yanındaki kız arkadaşına söylediği şu söz oldu:

“Ben, buraya niçin geldiğimi tam olarak hala anlamış değilim.”

Bu söz; tüm zamanların, bir dönem benim de yaşadığım, toplumsal olaylara çekilen gençliğin hikâyesini özetler.

Bol yiyecek ve içecekli masalarda kararlar alınır, ikna edici, ciddi, samimi tamimler yayınlanır, aracı servislere dağıtılır, son aşamada gençler alanlara toplanır, slogan atarlar.

İtiraz ve gösteri, gençlere yetecek kadar haklı gerekçeler dayanır.

Ama ana amaç farklıdır.

Organize edenler eylemlerin yapıldığı meydanlara asla inmezler.

Bugünler de telaşla twitlerini silenlerin yaptıkları gibi iz bırakmamak için her türlü önlemlerini alırlar.

Bu olayların arkasında kimler bulunuyor?

Gezi parkı olaylarının aslında Türkiye kartel medyasının bir organizasyonu olduğunu izliyoruz.

Hatta Gezi Parkı olaylarının bir Hürriyet Gazetesi ve periferisi operasyonu olduğunu söylemekte bir sakınca görünmüyor.

Bugüne kadar sokağa dair her şeyi aşağılayan, sokakta olan her şeyi devlete şikâyet eden bu gazete bu kez sokakta bulunan her şeyi; hatta şiddeti, molotofu, silahlı grupları, resmi ve sivil araç yakmayı, kaldırım sökmeyi, esnafın dükkânlarını yağmalamayı kutsadı.

Steril alanlarda, elit mekanlarda, oldukça beyefendi ve düzgün bir hayat bu yaşayan bu sağlıklı insanlara ne oldu da “en alttakilerden” medet umdular?

Kartel medya daima ve sadece dış bir görüntüdür. Tekelci sermaye grupları sadece aklama, aklanma, baskı kurma, manipülasyon yapma, operasyon “çekme” ve sermaye birikimini garantiye almak için medyaya girer ve onu ellerinde tutarlar.

Kartel medya (oligarşik sermayenin basın sözcüleri) bu nedenle ve aynı zamanda ekmek kırıntılarına konan bir serçe kadar ürkektir.

İmkânlar oluştuğunda bir şahine dönen ve kayıp işaretleri aldığında porsuk gibi sinen Türkiye’nin kartel medyası bugüne kadar Gezi Parkı olaylarındaki gibi bir ideolojik savaşın içine hiç atmamıştı kendini.

Sahi kartel medyayı Ergenekon’un taşeronluğu ile eşitleyen ve önceki bütün kaosların failleri ile aynı kaynağa kitleyen bu ölüm kalım savaşında gözünü budaktan sakınmamasına sebep olan hangi sermaye, finans, kredibilite ve trend ilişkileridir?

Sandıktan, ellerindeki muazzam kitle iletişim araçlarından, demokratik enstrümanlardan, finanse ettikleri sivil toplum kuruluşlarından, hâkim oldukları sosyal medya alanlarından değil de sokaktan ve eksremist üç beş kişilik illegal sol örgütlerden, lümpen diye eleştirdikleri ülkücülerden, öldürüp durdukları Kürtlerden, günahları kadar sevmedikleri bir takım manipülatif türedi İslamcılıklardan, gazetelerinden kovdukları ulusalcılardan yardım dilenmeleri ne ile açıklanır?

Gezi Parkı olaylarının organizatörleri; ana akım medya olmaları, dizilere ve sinemalara oyuncu seçme özellikleri, güzellik yarışı düzenleme imkânları, Türkiye’nin kültürel, sanatsal ve entelektüel duyarlılıklarının en prestijli temsilcileri olmasaydılar Gezi Parkı olayları bu noktaya taşınamayacaktı sanıyorum.

Onların reklam yüzlerini, sinema oyuncularını, finanse ettikleri sporcularını, kurumlarında okuyan tüyü bitememiş öğrencileri eylemlere itmelerinin büyük bir anlamı olsa gerek.

Siz de merak etmiyor musunuz, neden sadece belli medya grubu sanatçıları ellerine “silahlarını” alıp ortaya döküldüler?

Bu; “ay orası tinerci dolu” kıvamındaki lüks mekân tapınıcılarını, totemik sosyetik karakterleri ve çıt kırıldım ruhları Taksime sadece bir patronaj dökebilir.

Onların patronlarını bu kez mutlak başarılı olacaklarına kim ikna etmiş olabilir?

Gezi Parkı olaylarını bir devrim başlangıcı olarak veren BBC, Avrupa basını, Amerikan neocon basını ve bağlı olduğu güç odakları onlara uluslar arası platform lojistiğinde nasıl garanti vermiş olabilirler?

Gezi parkı olayı bir konuda her kesin ittifakını sağlamış durumda: Bu mesele ağaç meselsi değil.

Taksim Gezi Parkı’ında; Türkiye’nin sessiz demokratik devrimi ile Kemalizm’in kenarda bıraktığı büyük Müslüman kütlenin yeni sermaye oluşumunun mimarı olması ve dünya sermaye piyasalarına uyumda kendi iradesini de dayatması ve en önemlisi Ortadoğu’nun, Bereketli Hilal’in göbeğinde jeopoltik duruşunun bağımsızlık içermesi ile sorunu olanlar savaşıyor.

Bu uluslararası çatışma bu kez haklı gerekçeleri de olan şehir kültürünü olayın içine çekti.

Anadolu devrimi bu devrime katılması beklenmeyen ve Kemazlim’in maddi ve manevi nimetleriyle beslenen şehirlilerle yüzleşti.

Bu çatışma, eski Türkiyenin içine yuvalandığı bütün yapıları da Taksim Gezi parkında şöyle deşifre etti:

Türkiye’de onbinlerce ailenin ocağını söndüren Türk-Kürt barışı süreci yaşanmıyormuş gibi davranan bu duyarlılığı unutan bir kısım BDP’liler, ki benim için en manidar olanı buydu.

Zaten varlık yokluk savaşı veren ulusalcı Kemalistler.

Savundukları bütün değerlerle çelişmesine rağmen bir kısım ülkücüler.

Bugüne kadar Türkiye devrimine en küçük bir destek vermeyen iflah olmaz devlet fetişistleri (istihbarat örgütleri bağlantılı olmalarının ispatı) marjinal sol örgütler.

Olan biteni utanmazca ayet ve hadislerin ışığı altında irdeleyerek bir de tabela kullanan dilim varmıyor “devrimci Müslümanlar”.

Bunların arasına yeni katılan misafirler, Kemalizm’in “crema de la crema” sanatçıları ve bugüne kadar kendini iyiden iyiye gizlemiş olan bazı köşe yazarları.

Bu kompakt büyük organizasyon Gezi parkı olayları nedeniyle demokratik sürecin yöneticilerine, büyük şehir hoyratlarına ve bürokratik sisteme yönelteceğimiz can alıcı eleştirilerimizi ertelememize neden oluyor.

Buna neden oldukları için de kına yakabilirler!

Unutmamaları gereken bir nokta daha var: Türkiye’nin demokratik devrimini yaratan Türkiye toplumu, milyonların iradesi olayları şimdilik izliyor, anlamaya ve ders çıkarmaya çalışıyor.

Onlar Türkiye’nin demokratik sessiz devrimini bir kumpasa kurban etmeyecek kadar güçlü ve kararlılar. İleri demokratik dönüşümlerin her halükarda “sessiz” yürütülmesini istiyorlar.

Uluslar arası güç odakları, finans kapital yapıları ve onların yerli, taşeron networkları suyu tersine akıtmaya çalıştıklarını henüz anlamış değiller!

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s