Derin devlet, gerici aydınların rotasında tarihi bir yanlış yapıyor!

Çarkı felek aslında önemli felsefi bir kavram.

İnsanlar bugüne kadar anlamlandırmakta güçlük çektikleri olayların oluşturduğu ağır stresi “kavramsallaştırarak” dağıttılar.

“Feleğin çarkına çomak sokarım” diyerek bir de üstüne meydan okudular.

Bu, beri taraftan çaresizliğin itirafıdır aynı zamanda.

Yerkürede nasıl geliştiği bilinmeyen devasa olaylar vardır. Bir bakılır, hayat kendi kendine yeni bir şekil almıştır. Buna feleğin çarkı denir. Çark döner. Büyük dişlinin dönüşünü kimse engelleyemez. Kimi altında kalır, kimi kaçar, kimi de çarkın açtığı izin ardında ortaya çıkan hazinelerden “nemalanır.”

Siyaset de, sosyoloji de kendi çapında bir felektir, dünyadır, siyaset ve sosyoloji ayrı ayrı bir âlemdir.

Siyaset âleminin devasa çarkları vardır, herkese ve her şeye rağmen döner durur.

Sosyoloji âleminin devasa çarkları vardır, herkese ve her şeye rağmen döner durur.

Bugün uluslararası siyaset sosyolojisi çarkı bir başka dönüyor.

Ortadoğu’daki hareketlilikler aslında bu uluslararası çarkın ağırlığının tetiklediği olaylardan ibaret.

İslam toprakları baştan aşağı yeni bir yola giriyor.

Buna hiçbir güç müdahale edemiyor.

Bütün çabalar, hatta karşı koyuşlar büyük çarkın dişlileri arasında yok olup gidiyor.

Büyük bir tabiat olayı, Japon tsunamisi gibi siyasetin ve sosyal bilimin çarkı hiçbir şeyi “önemsemeden” kendi istikametinde akıyor.

Çarkın yolu üzerinde olan “varlıklar, olgular ve tahayyüllerin” hepsi büyük ikna kabiliyetlerine, mazur nedenlerine rağmen çark dişlisinin kendilerini ezmesine mani olamıyorlar.

Hayat bir kez daha cilveleniyor, sürpriz yeni varlıkları, yeni olguları ve yeni tahayyülleri filizlendiriyor.

Tarih boyunca da aynısı oldu.

Nice dâhiler, filozoflar, nice derin din adamları, nice kudretli imparatorlar, krallar, nice imparatorluklar ve krallıklar, nice donanımlı düşünce sistemleri feleğin çarkına direnemediler.

Gün geldi bir felsefi disiplin egemen oldu, diğeri çöktü, gün geldi imparatorluk yönetim tarzı hakim referans oldu, günü geldi yıkıldı, gün geldi krallık hüküm sürdü günü gelince demokrasi tek kurucu değer oldu.

İktidar, güç, mal, kıymetler, vesayet, her şey, zamanı ve günü gelince ve “her şeye rağmen” el değiştirdi.

Direnen “basiretsiz kahramanlar(!)” hep oldu ama dişlilerden birine yapışıp kalmaktan kurtulamadılar.

Bugün, hızla ölçek küçültüp Türkiye koşullarını gözlemleyecek olursak “feleğin” çarkının yeni bir patikada yol aldığına tanık oluyoruz.

Bu çark; feleki, küresel ve bölgesel çarkın bir izleği.

Öyle görünüyor ki bu çark dönecek, kimsenin ve hiçbir şeyin kurtuluşu olmayacak.

Bu bilimsel büyük çarkın karşısında hala şans, kader, kısmet, talih oyunu oynayanları ibretle ve ilgiyle izliyoruz. “Gayretullah” oyunu oynayanları da öyle, hatta daha fazla..

Türkiye siyaset sosyolojisi bir yöne akıyor.

Bu yönün sahibi yok.

Bilinenin aksine bu yön tek başına Ak Parti’nin yönü değil bir başına yönlendiricisi de.

Ve bilinenin aksine Recep Tayyip Erdoğan bu çarkın bizatihi kendisi de değil, tek mimarı da.

“Nesnelere”; bani, fatır, yaratıcı, mimar, kurucu, mutlak lider rolü verenler sadece kendilerini kandırıyorlar.

Recep Tayyip Erdoğan’ın “mahareti” çıkardığı büyük gürültüden ürkmeden ve gerçek anlamda bir cesaret örneği göstererek bu görkemli ve tehlikeli çarkın hemen gerisinde en önde koşmasıdır.

Gezi ile, 7 Şubat krizi ile, 17 Aralık operasyonu ile, tapelerle, ses kayıtlarıyla, yolsuzluk ve kadınlarla hemhal olduğu iddialarıyla, Soma’daki başarısız konuşma metniyle, Yusuf Merkel olayıyla, Markette tokat olayıyla, diktatörlük iddiasıyla, sinirli halleriyle ve Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce kamuoyuna boca edilecek nice yeni iddialarla onun durdurulabileceğini sanan zavallılar var.

Zavallı “gerici” aydınlar, entelektüeller, köşe yazarları, batıcı akademisyenler..

Zavallı “gerici” din adamları, hoca efendiler ve onların ileri yarenleri..

Zavallı “gerici” İslamcı köşe yazarları..

Zavallı devlet adamları..

Zavallı bürokratlar..

Zavallı, atik, faal ve hızlı terleyen ikiyüzlüler..

Siyaset ve sosyoloji çarkının önünden çekilmek yerine bu durumu hiç dikkate almadan Recep Tayyip Erdoğan’a saldıranların ortaya çıkardığı fotoğraf evladiyelik.

Kendileri ezilmeden önce onu sineper ile vursalar da bu çark “şehadet kutsiyetini” kedine katarak daha güçlü bir ivme alır.

Anlaşılması için metaforlardan yararlanarak kinayeler yapmış olsak da; ortada duran büyük siyasi realiteleri artık “derin devletin” görmesi gerekir. Çünkü diğer yarısı olan “millet” gördü.

Satılık ve ajan olmayan ya da daha doğru bir ifade ile karşı çıkmaktan başka şansı olmayan kalemler, aydınlar, kanaat önderleri, muhalefet liderleri, devlet adamları haricinde kalan diğerlerin tabiat kanunlarına karşı direnmekten vazgeçmeleri gerekir.

Bir örnek ile açıklayacak olursak; derin Mısır devleti göz göre bir yanlışta ısrar ediyor. İhvan hareketi Mısır merkezli bir hareket ve bu hareket kadar Arap toplumlarını, İslam topraklarını ve dünyanın dört bir yanındaki Müslüman bireyleri ve yapıları etkileyen benzer küresel bir hareket olmamasına rağmen Mısır Devleti bu enerjiyi kendine katacağına, ayağına ve kalbine kurşun sıkarak onu yok etmek istiyor.

Derin Mısır nasıl yanlış yapıyorsa neredeyse aynı biçim ve nedenlerle Türkiye derin devleti de yanlış yapıyor.

Derin devlet, tarihi jeo-politik bir fırsat kaçırıyor, anlamsız bir jeo-stratejik hatayı hala sürdürüyor.

Sosyoloji ve siyaset bilimi verileri ışığında “bilimsel bir olgu” olarak kendini gösteren “İslamcılığın” enerjisinden yararlanmak yerine onu toprağa gömmek istiyor. Ya yabancı güçler öyle arzu ediyor diye ya da dünya hala 1930’lu koşullarında olduğu gibi aynı şekilde dönüyor zannıyla..

Halkı Müslüman olan ülkelerinin nerdeyse tamamının; İslamcılık sosyolojisi, siyaseti ve kültürü üzerinden en azından duygudaşlık yönünü kazanmış bir Türkiye’nin bu küresel ve bölgesel gerçeğine duyarsız kalarak kendine ihanet ediyor.

Sadece bu özet nedenlerin kazandıracağı değerlerin azameti için bile olsa Derin Devlet’in “bütün unsurlarıyla” birlikte Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu siyasetinin, jeo-politikasının ve mefkuresinin arkasında durması gerekir.

Şimdi, artık, tarihsel bir evre olarak feleğin çarkı “İslamlık-İslamlık” dönüyor.

Avucuna bırakılan ödülü yere atan derin devlet, şans-kader-kısmet diyerek çarkıfelek oyunu oynamayı seven insan karakterini aratmıyor.

Her şeye pozitivist paye bulabilen gerici Türk aydınları, bu sosyolojik olguyu, içinde İslam kelimesinin harfleri var diye “bilimsel veri” olarak bile bir türlü ele almayıp derin devletin yanlışını besliyor, gericiliğini kronikleştiriyor ve milletine, devletine ve ülkesine büyük zarar veriyor.

Derin devlet kim bilir hangi nedenlerle derin bir jeopolitik yanlışın içinde izlemede kalarak milletine ters duruyor.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s