Paralel devlet adamları

Yeni formül, din ü devlet, mülk ü millet

Siyasi, sosyal hatta psikolojik şartlar bu ülkenin devlet adamlarının taşıması gereken vasıfları tamamen değiştirdi.

Düne kadar devlet; milletten devşirme, mağrur, Kemalist ve benzeri temel vasıflara sahip devlet adamlarıyla yönetilmek zorundaydı.

Şimdi yeni devlet, iki bilinenli denklem kuralına uymak zorunda: Müslümanlık ve devrimcilik.

Neden?

TC devleti, emperyal üst bir iktidarın alt kümesiydi.

TC’nin var olması, Osmanlı kadrolarının, kendilerini ayakta tutan bütün değerlerden vazgeçmesine bağlıydı.

Bu değerlerin en temel olanları; Doğu birliği, İslamlık ve çoğulculuktu (millet-ümmet bilinciydi).

Yenilgi sonrasında Mustafa Kemal ancak bu değerlerden vazgeçme sözüyle yeni düzende rol alabildi.

Doğu dağıtıldı, İslam reddedildi, Batıcılık yeni referans oldu ve ulusçuluk devlet politikasına dönüştü.

Şimdi siyasa ve sosyoloji, Türkiye adıyla sembolize edilen devleti öze dönüşe zorluyor.

Selçuklu-Osmanlı ruhu, büyük mirası tarihin tozlu raflarında çürütmek istemiyor.

Derin devlet, bunun için öncelikle Kemalist parantezi kapatmak zorunda olduğunu biliyor.

Kemalist parantezi kapamak ise üzerine oturduğu temel kaideleri yıkmak ile mümkün olabilir.

Bunlar Batıcılık, laiklik ve ulusçuluktur.

27 Mayısçı Kemalist devlet bu değerleri koruma bağlamında öylesine duyarlı ki değil basit bir eylem en küçük bir ihsasta bile zorbalaşıyor. Kemalist kurmaylar, bu çatışmaya girmeyip demokrasinin kurallarını yerine getirselerdi, bazı siyasal değişiklik ve düzenlemeler sonrasında yaşamına devam eder ya da ömrünü biraz daha uzatabilirlerdi.

Ama Kemalizm, toplumun dip nabzıyla, camiyle (İslam) ve cami cemaatiyle (milletle) savaşmayı tercih etti.

Caminin ve cemaatin birlikte yaşama taleplerinin tamamına şiddet ve dikta ile karşılık verdi.

Oysa Doğu; din ü devlet, mülk ü millet demektir.

Doğu permütasyondur; din devlettir, devlet dindir; vatan millettir, millet vatandır; din vatandır, devlet millettir.

Kemalizm, bu faktöryel değerleri birbirinden ayırıp sinir uçlarını törpülediği için İtilaf devletlerince ikame olmasına göz yumuldu; yenilenmediği için şimdi bu nedenle yeniliyor.

Kemalizm ‘kadere’ karşı geldiği için tarihe karışıyor.

Bu devletin kaderi sahih ya da değil, samimi ya da değil Müslümanlıktır.

Bu kaderi devlete üç unsur birden dayatıyor: Ütopya, sosyoloji ve jeopolitika.

İslam ütopyası mülayim değildir bağlısını Müslümanlığa zorlar, toplum Müslümandır bu eksenli bir çatışmada refleksle taraf olur, küresel ölçekte siyasal çatışma, aydınlanma döneminin tüm başarılarına rağmen Doğu ve Batı ekseninde devam etmektedir, Batı Doğu’yu istila etmeye çalıştıkça Doğu Müslümanlık üzerinden tepki vermeye devam edecektir.

Bu büyük helezon, imparatorluk duygusunu içinde hiç atmayan Türkiye devletini Müslümanlık esasına zorluyor.

Kemalizm ile Toplum’un gizli, derinden ve kadim çatışması; zaman içinde bütün tali çatışma unsurlarından soyutlanarak sadece Müslümanlık çaprazına oturdu.

Şimdi eski Türkiye batıcılar, yeni Türkiye talebi Müslümanlar tarafından temsil ediliyor.

Bu iki büyük cephe arasında farklı isimler altında o kadar çok küçük cephe var ki hiçbirinin varlığı bu ana gerçeği perdeleyemiyor.

Bugün ortaya çıkan yeni Türkiye manzarası bilinenin aksine Ak Parti’nin hazırlığı değil Kemalizm’in kendi tedirginliği nedeniyle oluştu.

Kemalizm (Batı) ağır psikolojik hasta gibi en küçük bir tepkide her ne hatırlıyorsa çıldırmış gibi devasa gücüyle saldırıya geçince zamanla “Türkiye Toplumu” muhalefet olarak şekillendi, profesyonelleşti.

Gezi Parkı olayları ve 17 Aralık darbe teşebbüsleri bu çatışmanın varacağı nihai liman anlamında son noktayı koydu.

Bu iki olay iki çatışma gücünün yüzüne taktığı maskeleri, bütün detay çatışma eksenlerini çöpe attı.

Makbul-gayrı makbul, eksik-fazla şu an tıpkı Osmanlı’nın yıkılış evresinde olduğu gibi Batı ruhu ile Doğu ruhu çatışıyor.

Müslümanlık bir iktidar oluşumunun temel dinamiği olarak yeniden yeni devleti inşa ediyor.

Ancak öyle izliyoruz ki yeni Türkiye bu tarihi misyon ve formülasyon karşısında hazırlıksız ve bilinçsiz tutumlar içinde bulunuyor.

Tarihi misyonun bu ülkeye dayattığı sünnet şudur; devletin kilit noktalarının tamamının başına sadece Müslüman ve Devrimci vasfı olan devlet adamları atanmalı.

Kaderin ayağına kurşun sıkmamak için, bu şartlara uymayan yönetici ve bürokratlara, en azından, kritik kurumlarda görev verilmemeli.

Devlet bu kararlılıkta olmadığı sürece Türkiye strüktürel geçiş sürecini tamamlayamaz, Kemalizm parantezi asla kapanmaz, Siyonizm ve Batı hegamonyası (Paralel örgüt) yenilmez ve yeni Türkiye inşa edilmez.

Bugün; Kemalizm, batıcılık, paganizm, ulusçuluk ve Paralel örgüt sadece siyaseten yenildi.

Bu yapıların kadroları yok olmadı ya! Her birinin, her alanda, son derece iyi yetişmiş kadroları olduğu ve bunun devlete kalifiye eleman ihtiyacı noktasında büyük baskı oluşturacağı asla unutulmamalı.

Ülkenin bu tarihi kırılma evresini, demokratik sivil devrimini geleceğe taşıyabilecek ve yeni toplumu var edecek temel matematik kuramı; Müslümanlık ve Devrimcilik’tir.

Bu tez bir dindarlık fanatizmi ya da Hedonizm değil, devletin dönüşümünü ancak adına yaptığı değerlerin ikame edebileceğidir.

Eski düzen bu olgularla değişirken yeni düzenin inşası bu olgulardan biri dahi olmadan asla gerçekleştirilemez.

Sadece Müslüman kimliğinin olması ya da sadece devrimci kimliğinin olması yetmez. Hatta her ikisi tek başına avantaj olarak bile kabul edilemez.

Bu iki olgu tek bir olgudur, birbirine mütemmim cüzdür, tefrik edilemezler.

Müslümanlık İslam’ı sahih anlamıyla düz yaşamanın adıdır. Müslümanlık; cemaatler, tarikatlar, hareketler ve oluşumlar noktasında hiçbir gizli ajandası olmayan Mümin demektir. Müslüman’ın vatan, millet, ümmet ve temel değerler noktasında hiçbir angajmanı olmamalıdır.

Devrimcilik ülkenin dönüşüm süreçlerinin tamamında; Laiklik gösterilerinde, “kahrolsun Şeriat” yürüyüşlerinde, Gezi olaylarında ve Paralel örgütün saldırı serilerinin tamamında savaşmak için meydana çıkmak ve bir şekilde bedel ödemiş olmaktır. Devrimcilik çatışmasız ortamlarda da daha önce saldırı gerçekleştirenleri ya da ihanet biçimlerini değiştirenleri sistem dışı bırakabilme kararlılığı ve basiretidir.

Uzaktan izlendiği kadarıyla yeni devlet kurmayları bu matematik kuralını devreye sokmakta yeterli şuurda değiller.

Ancak hayat boşluk kabul etmez.

Yeni devrimin öncüleri bu seçimi; ferasetle kendileri yapmadıkları, odaklanmayı gevşettikleri ya da eylemi geciktirdikleri sürece, şartlar; aynı vasıfta ama kripto olan, paralel, sahte Müslüman ve devrimcileri onlara dayatacak ve kritik kurumların başına getirecektir.

Böyle olunca hoş geldin “politik münafıklık” demekten başka çare kalmıyor.

Sanıyor musunuz ki, siyaseten Müslümanlık kuramı netleşince toplum Politik Münafık ’sız kalır?

Devletin yeni matematiği bu, isteyen samimi olur isteyen olmaz, bu durum matematik kuralını değiştirmez, sadece kişisel sınav grafiğini gündeme alır.

Yeni matematik, demokratik devrimi gereğince anlayıp pratiğe aktaramayanların elinde işlevsiz kalma olasılığı ile denizden yeni çıkmış kımıl kımıl olan balık metaforunu çağrıştırıyor.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s