Din giyotini

Karmaşık ve büyük politik saiklerle oluştuğu sanılan bazı fotoğraflar, aslında basit insani duygular nedeniyle gerçekleşebilir.

Bencil insanların lider oluşu, bunlardan biridir.

İsagoci mantığıyla çevirecek olursak liderler, bencildir.

İmamlar, reisler, tarikat önderleri, cemaat kurucuları, teşkilat başkanları, sivil ve illegal örgüt başkanları bencildir.

Veya kimsenin hatırı kalmasın diye en hafifi ile tanımlayalım; liderlerin en büyük sınavı, “bencillik” olgusu üzerinden gerçekleşir.

“Ve uhdirat-il enfusu şuh”(4/128)

Zaten “bencillik insanın mayasında vardır. İnsan nefsi bencilliğe daima hazırdır.”

Bencilliklerini daha iyi beslesin diye “aşırı” mütevazı olan din adamı liderlerin öyküsü, işte bu temadan oluşur.

Birazdan, aşırı tevazu ile faşizmin, aslında, farklı dolanımdan gelip aynı ‘benlik’ kaynağından beslendiğine tanık olacağız.

Gözlemlediğimiz kadarıyla, hayatında, herhangi bir “derin çıkmazı” aşamayan insanlar, -ya o derinlik ölçüsünde içe kapanarak ya da o yükselti ölçüsünde dışa açılarak-negatif benlik oluşturuyorlar.

Özellikle erken dönem travması, son ana kadar etkisini “dün gibi” devam ettiriyor.

Fiziki ya da duygu dünyasına ait bir nedenden dolayı insan, ömrü boyunca o “kusurla”, “boşlukla”, “çelişkiyle”, “çıkmazla” mücadele ediyor ve bu mücadele hiç bitmiyor.

Bu durum, kişinin ruhuna dinamo vazifesi görüyor. Bu nedenle mezkur liderlerin enerjisi, asla bitmiyor.

Bir gün psikoloji biliminin de formülleri açıklansa; liderlerde garip görünen, “aklım almıyor” denilen nice hususiyetin, aslında bir mantığa oturduğu görülür.

Liderlerin, ruh dünyasının sote mekânlarının zulalarında, hiç okunmayacak kadar karanlık altında kalan plakalar üzerinde yazılı olan bir yeminleri var sanki;

“Bir gün ben, hepinize göstereceğim!”

Nasıl bir travma ise bu!

Başından ne geçmiş ya da ruhlarını, bu kadar ne hırpalamış olabilir ki, liderlerin; bencillikleri, öfkeleri ve hırsları hiç tükenmiyor.

Bencillik, var olma hevesinin sanı, var olamama stresinin adıdır.

Kabul görme hevesi ve itibar edilmeme stresi salınımında, başını bir oradan bir buraya vurarak büyüyen âdemoğlu nihayet bir sarmala da mahkûm oluyor.

O, aslında yaşamın geri kalanında benliğini, nefsini pekiştirmek, çoğaltmak, arttırmak, açığını kapamak, toplum içinde önemli “bir yer” edinmek ister. Ama halk, onun, inanılmaz gözü karalıkta büyük öncü olduğunu düşünür.

O, gerçekte kendinden bile gizlediği kişisel zaaflarını inşa eder. Ama cemaat, bu muhteşem özveriyi onun, zamanın büyük imamı oluşuna bağlar.

Liderin huzursuz ruhu; gün gelmiş çatmış, değil mahalledeki çevresini, ülke sınırlarını aşmış ve âlemşümul bir obje (kâinat imamı) haline gelmiştir ama gözü hala geridedir; o ruhunun eski günleriyle savaşmaktadır.

Gerçekte; bu tür ‘din adamı lider’, mutmain değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

Dünya ona verilse, ruhundaki inkırazı durduramayacaktır.

Bütün amacı, herkesten iyi olduğunu göstermektir.

Herkesten çok muttaki.

Herkesten çok mücadeleci.

‘Korkunç’ samimi.

Doğu’nun ve Batı’nın kurtarıcısı.

Daha çok çile çektiği ve teberrü gösterdiği için cemaatin iç dünyasında peygamberden üstün!

Çünkü bu görev ona, kıyamete kadar uzanan, kaos dolu, ilhada batmış ‘daha zor’ bir dünyada verildi.

Bu inançlara cemaat kendi ulaşamaz.

Cemaati bu inanca, din adamı bizzat sürükler.

Din adamı, öyle profesyonel bir habitat inşa eder ki, cemaat ve tebaanın başka türlü düşünme imkânı olmaz.

Din adamının vaazı öyle güçlüdür ki, cemaat kımıldadığında bile, bunun günah olup olmadığı hissine girer. Vaize şartsız teslim olmaktan başka çare bulamaz.

Bu tip liderde, bencillik merkezdedir, din örgüsü sadece ipek bir örtüdür. Mesleki altın bileziktir.

Bu tür lider grubunda,karşılaştıkları her insanı, teslim alma ve kendine kul etme alışkanlık olmuştur.

Bunu yapmadıklarında vampire dönüşürler.

Zombi olurlar.

Esrik esrik yürürler ve sekeratla bakarlar.

Onlar için eteği altına girmeyen, önünde secdeye kapanmayan her insan “düşmandır.”

Bu nedenle onları tek kalemde “Harici” sayar, idam fermanını vermekten çekinmezler.

Ya itibarsızlaştırır, şantaj yaparlar, ya küfürle itham ederler, ya komplo kurarlar, ya mürted kabul ederler, ya kafasına kurşun sıkarlar, ya da kafasını keserler (Camiacılık, Selefilik, Vahhabilik, El-Kaide, Hizbullah, IŞİD). Gerçekleştirme usulleri farklı ama ortak hedef, yok etmedir.

Bu tutumların arkasında, daima/sadece manidar politik nedenler arayanlar yanılıyorlar. Tüzel ve özel liderliğin, kusuruna, zayıflığına, çıkmazına ve çelişkisine tanıklık etme hissinin, yeniden benzer ruh hallerini yaşama stresinin eseridir bu tavırlar.

Sarmal tam da budur.

Bir taraftan kendi taraftarını, bağlısını, cemaatini umarsızca tüketir dururlar.

Diğer taraftan kendi büyük kitlesi dışında kalanlar; haricidir, mürteddir, haramzadedir, şuursuzdur, din dışıdır, daldır, sapıktır, cairdir, cahildir, facirdir, en hafifi nankördür.

Gözlerinin önündeki ışığı göremeyecek kadar kör olan nankörler tabii yok olsunlar!

Gençler, dava maskesiyle bütün insanlığın kurtuluşuna yönelen her din adamı liderden uzak durun.

Onlar tanrıdan güdü çaldılar!

“…o insanın Cennet’e gitmesi mümkün değildir; elli tane İstanbul fethetse dahi mümkün değildir. Zaten Allah o kadar şey onlara lütfetmez de…” (İlginç vaaz için bkz. http://www.herkul.org, Dinin Afeti Üç Zümre, 19.10.2014)

Tanrı gibi konuşmak daha etkili olsaydı, onun gibi konuşurlardı. Bu şekilde daha etkili olduğu için öyle hitap ederler.

Din adamı, tanrıdan format çalan Promete’dir.

O yasak formatı uygulamaktan kendini alamaz.

Hem derin bir ihanetin içinde olanın (Şerif Hüseyin, I. Dünya savaşı) aynı zamanda son derece dindar olması ve daima dinden-imandan bahsetmesi, ibadete çok düşkün olması (bkz. Lawrence’ın anıları), yolsuzluk yapanın, katilin, zalimin, fasıkın, günahkârın aynı zamanda çok muttaki bir dindar olması, dini terminolojiyi ve ritüellerini sonuna kadar büyük bir samimiyetle dile getirmesi tanrılık (bencillik) iddiasının bir cüzüdür.

“Her şey bana ayan olur”

Bir ömür kendi nefsine çalışmaktan dolayı din adamı lider, şu sözü söylemeyi hak görür!

“Ben her şeyim.”

Bu cemaatte akis bulur.

“Sen her şeysin!”

“Ve uhdirat-il enfusu şuh”(4/128)

Kaldı ki bencillik insanın mayasında vardır!

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s