Alev bize ulaşmadan: Muhasebe vakti

“Boşuna hesaplar yaptık.
Hayatın kendi hesabı varmış”
Günay Çoban

Az kalsın yetişemeyecektim dedi Kerem.

Düzce’nin Akçakoca ilçesi, Ceneviz kalesi yakınında şirin bir köy evinde, vefatından iki saat önce yanına vardım. Selman ağabeyi, 80 kuşağının İslamcı gençleri bir başka severdi. Onda başka bir şey var der dururlardı. Kendilerindendi ama dışarıdaydı. İnanış biçiminiz ve dirayetiniz inancımı pekiştiriyor, onur duyuyorum ama diyerek daima pratik ve gelecek perspektifinde ihmal edilen noktalara dikkat çekerdi.

Hal-hatır ettikten sonra bana, bir ekrandan okur gibi tane tane anlatarak eski ve yeni sürece dair bir tablo çizdi.

Eski krallar; insanın ölüm anında gaybı görebildiğine inandıkları için, hapishanelerden bazı mahkumları huzura getirerek öldürür ve böylece gaypten haber çalmaya çalışırlarmış. Selman ağabeyin halini görünce, aklıma eski arrâfların ve kâhinlerin insanın bu haline neden o kadar değer verdiklerini idrak ettim.

Elbette o an not almak yakışık almazdı. Kelimesi kelimesine aktarmak boynumun borcu.

Bu dönemde de geçmişte olduğu gibi aynı nedenlerle hatalar yapacak ve sonuçlarıyla yüzleşeceksiniz diye sözlerine başladı. Ve devam etti:

Yine dağılacaksınız.

Gerekli basireti göstermediğinizde; yine sarsılarak kazanımlarınızı heba edeceksiniz. Göğüs göğüse her çeşit saldırıyı kanıksadığınızı, artık sağlam ve dirençli olduğunuzu düşünüyorsunuz. Gel gör ki, bu kez imtihanınız cepheden olmayacak içten darbe alacaksınız. İzliyorum da, bu duruma eskiden olduğundan daha az hazırsınız.

İslam sizin için hala hakiki bir kimlik değil, bir kart; kimlik kartı. Çıkarıp muhatabın gözüne soktuğunuzda ya da hamili yakınımdır yapıldığında gerekli etkiyi göstermesini beklediğiniz hazır bir belge. Din, kendi içinde kurduğunuz bağımsız, tanımlı bir dünyanın iaşesi. Gıpta edilen yeni statülerin, yarış hevesini tatmin eden hiyerarşilerin, gizli benliklerin, terbiye edilmemiş enaniyetlerin, becerilemeyen sosyalleşmenin, ıskalanan siyasallaşmanın, toplum içinde benzerlerine karşı fark oluşturmanın ve itibar kazanmanın kutsal atı.

Yine aynı hatayı yapıyorsunuz; psikolojik ve sosyal grafiğiniz, içeriden dışarıya değil dışarıdan dışarıya doğru.

Showdan kurtulamıyorsunuz.

Ne kişisel serüveniniz ne de oluşturduğunuz yapılar sahici bir değer oluşturuyor, varmış gibi yapıyorsunuz. O zaman, inşa edilmesi gereken her şeyi, şimdi, temelsiz bir zemine gelişigüzel istif ediyorsunuz.

Hatırlayın, tevhidi, yaşamaktan çok anlatmak için tedris ediyordunuz. İslami heyecan, cahiliyenin izole edilmesinden çok kendinize alan açmaya hizmet ediyordu. Ahlaki yaşamı, siyasi stratejiye zaten eklemlenecek bir türev olarak telakki ediyordunuz. Asr-ı saadeti, ellerinizle imal ettiğiniz gecekondu İslami hareketinizle, derme-çatma örgütünüzle özdeşleştiriyordunuz. Sadece size dâhil olanları Müslümanlar diye tarif ediyor ve bunu öz eleştiriye dâhil etmiyordunuz.

Şaşalı seksenli ve doksanlı yılların ardından sizi bitiren işte bu virüstü; Orta Anadolu’nun orta halli ve çoğunlukla fakir, tutunamayan gençleri yeni bir var olma, makûs talihi değiştirme imkânı yakalıyor bunu da İslam’ın yeryüzüne iniş dönemi kalıbıyla birebir özdeşleştiriyordu.

Solculuk gibi, ülkücülük gibi. Farklı biçimlerde de olsa sömürgeye tabi tüm ülkelerde olduğu gibi.

Yaptığınız; psiko-sosyal ve kültürel dinamikler içeren siyasi, ideolojik bir hareketlilikti. Bazı şahısların ve bazı toplulukların kendi kendine var olma mücadelesiydi ama siz bunu hiç öyle değil gibi yaparak, süzme yeniden diriliş olarak kodladınız. Tektiplikle kişiliğinden kopuk, izolasyonla ailesinden, mahallesinden, çevresinden, işinden, okulundan, toplumundan kopuk; soyut, ütopik, var edilmiş, yeni ve dar alanlarda bu kadar ciddi bir oyun oynadınız.

O dönemin inanma biçimi doğru, heyecanı doğru, ideali doğru ama üslup ve diğer pratikleriniz yanlıştı. Dağılmak mukadderdi. Tanık olduğumuz gibi, sıra dışı ve sistematik bir krizde; kimliğiniz, düşünceleriniz ve oluşumlarınız abandone oldu. 28 Şubat sonrası şartları bir kez daha hatırla.

Hiç toparlanamayacaksınız sanmıştınız.

Günlerden bir gün, birden filmatografik bir şey oldu, sizin için gelen takviye orduların sesini duydunuz. Ayağa kalktınız. Şükür ve tevekkül yerine zafer çığlıkları attınız. Kulak zarını parçalarcasına sloganlar. Hem yapısal ve hem kişisel zayıf benliğinizi bir kez daha ortaya çıkardınız. Zaferi kendinizden sandınız, fazlasıyla hak edilmiş hatta gecikmiş bir ödül olarak kabul ettiniz. Hak geldi batıl zail oldu bir daha geri dönüş olmayacak!..

Öyle bir hâl aldı ki bu kez sizden ürküyorum. Sonuna kadar doktrinasyon içindesiniz. Bir kez daha tek kalkanınız İslam. En temelde, sizinle ilgisi olmayan; tarihi, sosyal ve devlet temelli sosyolojik ve jeopolitik bir kırılmayı ve dönüşüm sürecini, sadece kendi emaniyenize mal edecek kadar ferasetinizi kaybetmiş görünüyorsunuz.

Türkiye’de değişim behemehâl gerçekleşecekti. İç dinamikler ve dış dinamikler birleşti, oldu. Bu salt gerçeklik; ideolojisiz, toplumsuz, kurumsuz ve lidersiz elbette olmazdı. İdeolojisini İslam’dan, toplumunu milletten, kurumunu AK Parti’den, liderini Erdoğan’dan aldı. Buraya kadar doğal. Ama siz Türkiye’nin dönüşümünü, bir tabiat olayı gibi algılamak yerine kendinizin merkezde olduğu ve arkasında Allah’ın direk destek verdiği bir his içinde sürdürüyorsunuz. Yağmurun bundan sonra da sadece sizin bölgeye yağacağına inanıyorsunuz.

O kadar yanlış bir mantığınız var ki!

Öncelikle din ile çok oynamayın. İşinizi yapın, ödevlerinizi.. Dava ile devleti, devlet yönetmeyi, vatandaşlık bilincini birbirine karıştırmayın, ayrı ayrı olgular onlar. Dini insanların gözüne bu kadar sokmayın dinin kendisine zarar veriyorsunuz. Fethullah Gülen’i yakan ateş sizi de yakar. En çirkin, en kötü, en şeni durumlarına saf ve öz İslam’ı kılıf yaptılar. Hiçbir nedenle olmasa bile sadece bununla asla kurtuluşları olmayacaktı. İddialarınız nedeniyle, siz İslami ve büyük insani değerleri siyasal tutumunuza ve stratejilerinize maske yapmadığınız sürece meşru kalacaksınız unutmayın. Kutsala leke getirecek tasarruflardan uzak durun. Aksi halde başınıza gelenler nedeniyle “bu da nerden çıktı dersiniz. Çünkü siz; kişi ve yapı olarak İslam’ı taşıyamıyorsunuz belli oldu. Demokrasicilik, particilik yapıyorsunuz, sivil toplumculuk, vakıfçılık, dernekçilik yapıyorsunuz, İslami hareketçilik yapıyor, kurumları sözde yönetiyorsunuz. İçerik zafiyetiniz var. Üstüne, şimdi sizde bir de devletçilik başladı. Geçen haftalarda sizden gelen arkadaşlarla bir konuda sohbet ederken devlet de arkamızda zaten dediğini bu kulaklar duydu, kanım çekildi. Yüzünüzü devlete döndünüz. O alev yüzünüzü yakar. Geç olmadan toparlanın. Sıhhatli olan budur. Kendinizi devletin altına atmayın. Muvazeneyi koruyun. Sizin gelenek; bireye, kurumlara, yapılara, kendinden de olsa devlete, devlet başkanına, dünya kapsamında kalan her şeye aşkın bakar, tavsiyede bulunur, emreder, nehyeder, uyarır. Kapsanmaz kapsar.

Kolay olanı yapıyorsunuz.

Geleneğin hazır verileriyle bir ömür geçirmeye ve geçinmeye pek teşnesiniz. Bir şey yapın tam yapın. İnsanlara; insan olarak yaşamın her alanında iyi örnek olun. Sadece; tepeden saldırmayı, üzerine çökmeyi, temelini çökertmeyi, pervasız çatışmayı iyi bilmeyin; ihyayı, ıslahı, ihsanı, ihtisası, imarı, inşayı da iyi yapın. Tek başına kaldığında ne isen her yerde aslında osun. Zira ahirette, kabrinden çıkarak mahşer alanında bir başına hesap vermeye gidiyorsun. Döngü kuralıyla; o hesap anı ne isen şimdi de osun. Kendinize olduğundan fazla anlamlar biçmeyin.

Sadece kendinize, hareketinize, derneğinize, vakfınıza, partinize, taraftarlarınıza yönelmeyin bütün topluma açılın. Sadece kapalı, tesettürlü hanımlara alan açmayın, her kadını onurlandırın. İnsanların kaygılarını giderecek kurumsal ve sistematik kalıcı işler yapın artık. Zaman geçmek üzere. Sadece yüreğinizden gelen sesle; Alevilere, Ermenilere, Rumlara, Solculara, Ülkücülere, zamanında şiddeti seçmiş Kürtlere ulaşın. Onları merkeze çekin. Aldıklarınızı paylaşın. Demokrasinin bir tık ötesine geçin. Bunu başarabilecek misiniz? Birazdan öldükten sonra mezarımda merak edeceğim tek durumunuz bu olacak, biliyor musun Kerem?

Siz tersini yapıyorsunuz.

Gezi’ye, İstanbul’da 300 yüz bin insan katıldı ama onlara sempatiyle bakan milyonlarca “vatandaş” var. PKK hareketi binlerce kişi ama onlara sempatiyle bakan milyonlarca “vatandaş” var. Bu konuda da kendi kitle psikolojinizle hareket ediyorsunuz. Tarihte kalmış Seyit Rıza ile barışıyorsunuz, Ermeni olayları, Rum olayları ile barışıyorsunuz da, size karşı olunca mı dargın kalacaksınız? Onların haklarını sizden sonra gelenler mi verecek? Sizin gibi düşünmediği ve sizin gibi davranmadığı için topluluklarla çatışmayın. Onları manipüle eden ideolojik çıkar odakları, hain ağlar ile aynı şekilde yorulmadan, tereddütsüz, amansız ve sarsılmaz bir şekilde mücadeleye devam edin.

Türkiye’nin dönüşümüne öncülük eden dinamiklerin muhasebe zamanı geldi ama hep birlikte gaflet içinde yüz çevirmiş gibiyiz. Belanın tuhaf bir doğası var; en olmadık zamanda yakalıyor.

Önlem alın ki, yürüyüşünüz kesilmesin.

Bu ülke, sizden, demokrasiden daha fazlasını bekliyor. Ama siz, bencilce demokrasiye dört elle sarılmış durumdasınız.

Demokrasi; sizi de yeni dönemde var eden ve nöbet için alana çıkaran bu toprakların ruhuna dar geliyor.

Eşitlik, merhamet, kardeşlik, helallik, ortak iktidar, ortak vatan.

Selman ağabey, birkaç nefes süresince sustu. Gülümseyerek yakında görüşürüz dedi. Başı hafifçe yana kaydı. Gülümseme yüzünde sabitlendi. Kerem, çok sevdiği Selman ağabeyinin elini tutarak uzun uzun ağladı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s