AK Parti’nin kendisiyle imtihanı

Doğal akışı bozulan her durum, taşkına ve yıkıma neden olur.

8 Eylül 2009 tarihinde, İstanbul’da Ayamama deresi yatağının daraltılması ve değiştirilmesi nedeniyle korkunç bir sel felaketi olmuştu.

O gün yoğun yağışın etkisiyle Ayamama deresi taştı. İkitelli, Halkalı, Küçükçekmece ve Başakşehir sular altında kaldı. Binlerce işyeri ve konut, yüzlerce araç ve onlarca fabrika sel sularına teslim oldu. Basın Ekspres Yolu’nda can pazarı yaşandı. Sele araçlarında yakalanan çok sayıda kişi boğulmaktan son anda kurtuldu. Vatandaşlar, helikopter ve botlarla kurtarıldı. Bir TIR garajı sular altında kaldı. Şoförler sele TIR’ların içinde uyurken yakalandı. TIR şoförlerinin de aralarında bulunduğu 10 kişi hayatını kaybetti. Halkalı’da bir tekstil firmasının işçilerini taşıyan servis aracında mahsur kalan 7 kadın kurtarılamayarak feci bir şekilde can verdi. Bilanço ağır oldu: 31 kişi öldü.

Güncel siyaset, benzer bir uyarı veriyor.

AK Parti camiası içinde Başkanlık tartışması kendi mecrasında akmıyor.

Cumhurbaşkanlığı kurumu ile AK Parti siyaseti arasında tutum farkı ve akort problemi var.

Bu durum, Türkiye siyasetinin önündeki menfezleri sessizce ve fark etmeden tıkıyor. Bu, sıra dışı sosyal ve siyasi bir olayda, siyasette ciddi bir soruna yol açabilir.

Türkiye’nin dönüşüm süreci, bugüne kadar dış etkilere ve saldırılara karşı dirençli olduğunu gösterdi. Karşı saldırıların neredeyse tamamı bertaraf edildi. Karşı saldırı ya da karşı saldırıların bir oyunu olduğu algısı yaratan her iç direnç de siyaseten zorlanmadan rayına konuldu.

Ama demokratik dönüşüm olgusu; ilk defa kendi içinde gizli ama sahici bir sancı yaşıyor.

Ağrı yüzlere vuruyor ama sanki yokmuş gibi herkes rutini devam ettiriyor. Maslahat gereği öyle bir problem yok algısı oluşturulmaya çalışılsa da geriye doğru bir değerlendirme yapıldığında AK Parti siyasetinde tanık olduğumuz boşluk, bir ana soruna işaret ediyor. Zaman gereğinden fazla kaybedildiğinde geç kalınmışlık telafi edilemez, AK Parti bu eşikte olduğunu şu an fark etmiyor.

Görülüyor ki, AK Parti düzeni değiştirmekten imtina ediyor.

AK Parti düzenin bu düzeyde değişmesini yeterli buluyor. Bundan sonra her şey; gelinen aşamada aldığı şekil ile yoluna devam etsin istiyor.

AK Parti, felsefi olarak dönüşüm bilincinden uzak hareket ediyor, inşa şuurunun etrafında dolaşıyor.

AK Parti, adeta rutini sürdürüyor, koşu bandında ter atıyor.

İnsanlar, kolay olana ve rehavet düzeyine bir an önce geçmek için can atar. Her fırsatta buna uygun refleks gösterir. Türkiye’de demokratik devrim sürecini taşıyan öncü kadrolarda da benzer zaaflara şahit olunuyor.

Oysa bugün Türkiye’nin sivil demokratik devrimi; yeni anayasa dolayısıyla zorlu inşa sürecinin en kritik evresine giriyor.

Yeni siyasetin, kamuoyu ile paylaştığı hiçbir değişim henüz tam olarak şekillenmiş olmamasına rağmen iç dönüşümü tamamlanmış devletlere benzer davranışlar sergileniyor.

Ülkenin bugüne kadar kazandıklarının tamamı hala bir yar kenarında duruyor. Yanlış bir hesapta hepsi birlikte uçuruma düşebilir.

Bazen insan, Recep Tayyip Erdoğan’ı anlayan kaç kişi var diye düşünmekten kendini alamıyor.

Seçim dönemlerinde liderler değişir. Sıradan demokratik mücadele zamanlarında yaşanan altüst oluşlar aslında yararlıdır. Ama rejim değişirken lider değişmez. Ülke boyut atlarken lider değiştirilmez. Tarihi kırılma yaşanırken, lideri, gerekirse mumyalanarak ayakta tutulur.

Düzen değişimi bir sosyolojidir ve kendi liderini önceden var eder. Toplumu onu, sorumluluklarını tamamlayıncaya kadar ayakta kalma yeteneğinde yaratır. Unutulmamalı ki lider; insani, sosyal yaratıktır.

Dünya tarihindeki yeni bir düzen kuran ve değiştiren siyasal özgürlükçü hareketlerin tamamına bakıldığında bu gerçek açıkça ortadır. Ömer el-Hattap, Selahaddin Eyyubi, Napolyon, Abraham lincoln, Vladimir Lenin, Mustafa Kemal Atatürk, Fidel Castro, Mahatma Gandhi, Nelson Mandela vb. dönemlerinin devrimcileri başından sonuna kadar bir dinamiğin ve siyasal inşanın öncüsü oldular.

Günün birinde, Atatürk’e, Gandi’ye, Mandela’ya yeter artık bırak denildiğini bir düşünün.

Tüm süreçleri; liderinin zatı üzerinden okumak karşıtların tasarrufudur. Aslında bir manipülasyondur. Türkiye’de başkanlık sistemine soğuk bakmak buna hizmet eder. Bu tavır dönüşüm bilincinin en büyük handikabıdır.

Lider ve toplum inkişaf etmek isteyen bir iradenin ortak gücüdür. Recep Tayyip Erdoğan’ın artık geride; şu anki yerinde kalmasını istemek ya da bayrağı teslim etmesini arzu etmek -hükmen- topluma ve demokratik dönüşüme karşı bir duruştur.

Bu duruş; siyaseten yanlıştır.

Felsefi olarak yanlıştır.

Devrimlerin doğasına terstir.

Bu anlamda, Batılıların Çözüm Süreci’ni akamete uğratmak için Abdullah Öcalan’dan başkasını lider olarak çıkarmaya çalışması, örneğin, Selahattin Demirtaş’tan bir olgu yaratmaya çalışması bilimsel olarak beyhudedir, cahilce ve kendileri için talihsiz bir zamanlamadır.

Türkçü devletin yarattığı siyaset kriziyle oluşan Kürt siyasasının önderi Abdullah Öcalan’dır, şehvetli arzulara ve kendisinin tüm eksiklerine rağmen, olayların ruhu, başka bir alternatife izin vermeyecektir.

Benzer yaklaşımla Batılı odakların, müzmin istemiyecilerin, yeni Türkiye sürecini akamete uğratmak için Erdoğan’dan başkasını lider olarak çıkarmaya çalışması bilimsel olarak beyhudedir. Olmayacak duayla yakarmaktır.

Otokratik, tek tipçi ve kapalı eski devletin yarattığı siyaset kriziyle oluşan bütüncül yeni demokratik siyasanın önderi Erdoğan’dır, tüm sorunlara rağmen, olayların ruhu, başka bir alternatife izin vermeyecektir.

Bu determinite herkese fener olsun!

Küresel güney ve kuzey ekseni, Pers ve Avrasya perspektifi bilsin ki, Öcalan olmadığında Kürt kartı olmayacaktır. Toplumumuz ve kadrolar bilsin ki Erdoğan olmadan yeni Türkiye olmayacaktır.

Siyaset psikolojisi, sosyoloji ve siyasal hareketlerin tarihi göz önünde bulundurulduğunda, bir referans olarak görülen bu gerçeğe rağmen, AK Parti’nin temel olgular yerine detay gerçeklikler üzerinde odaklanması doğru değil.

İcraya hükmeden yapı, bütün gücüyle bu olguyu tahkim etmeli ve geleceğe taşımalı. Ancak görünen o ki, iç paremetlerle devrimci siyasetin menfezi tıkanmaya devam ediyor.

Bu seçimlerin ana gündemi; kazanımlar üzerinden fırtına estirmek, Paralel yapı ile mücadele prosedürleri, Çözüm Süreci prosedürleri ve göze batırırcasına dindarlık söylemini yükseltmek değil. Bu oyalanma olur. Zayıf bir siyasettir.

Haziran’daki genel seçimlerin ana gündemi, süreci daha fazla sosyal dokuya yayarak kurumsallaştıracak, yeni anayasayı inşa edecek iradenin önünde engellerin kaldırılmasıdır.

Başkanlık sistemi, Başbakanlık kurumu tarafından felsefi, siyasi ve tarihi bağlamda profesyonelce, samimiyetle ve heyecanla çalışılmalıdır. Cumhurbaşkanı’nın, şahsının içinde bulunduğu bir gerçeği neredeyse tek başına savunması ona da zarar verir.

Yeterince zaman kaybedildiği muhakkak, uyarmak hak oldu. Bu önemli akort sorununun bari sonu hayır olsun!

Kendi mecrasında akmama, yıkıma neden olur. Ayamama deresi felaketi gibi devrimci siyasetin inkırazının bedeline de birlikte katlanırız artık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s