Sur, Sivil Cuma ve Devlet

“Kendi küçüklüğünün farkında olmaya idrak denir”
Lao Tzu

 

Devlet, I. Dünya Savaşı koşullarında oyununu, Batı’nın ‘şartlarını kabul ederek’ oynadı.

Yüzyıl sonra Devlet; bu kez, Batı’ya ‘şartlarını dayatarak’ oyun kuruyor.

Devlette devamlılığı aramak, travmalar yaşayan ve duyguları bölünen milleti tahkim etmek için kat edilmesi gereken yolun kaldırım taşlarını dizecektir.

İçe kapanıştan kendini belli etmeye kadar geçen süreçte Devlet, Batı’nın elindeki tüm kartları gördü.

Bu tecrübe ve özgüvenle devlet, bedelini fazlasıyla ödediği Batı paktına angaje pozisyonundan sıyrılıyor. Kapılarını sonuna kadar millete açıyor.

Diğer teoriyle; millet, devleti ihata ediyor.

Hakikatte, ikisi aynı anda oluyor:

Devlet millete, millet devlete nüfuz ediyor.

Batıya rağmen Türkiye, Devlet’in yeni konsepti.

Yüzü Batı’ya dönük devlet, bütün riskleri hesap ederek yüzünü millete çevirip özüne dönüyor.

Kavga bu kadar derin ve büyükken, ne olup-bittiğini kavramayan ideolojik örgütler, devasa çarkın arasına küçük tahta çubuklarını sokuyor.

Solcular,

Aleviciler,

Fetullahçılar,

Kürtçüler.

Bilinmeli ki, bir örgüt hala yaşıyorsa orada müsaade vardır.

Eski günahlarına bedel olarak elini uzatan devlete buna rağmen kurşun sıkan KCK örgütü, beyhude bir çatışmanın içinde.

İki olguya yerinde tanık oldum.

Diyarbakır’da HDP’nin sivil Cuma namazı eylemini(!) izledim.

Sur’da, “savaşın” sıfır noktasında, devlete baktım.

Nöbet tutan askerin; “dün kocaman bir şarapnel parçası burnumun ucundan böylece geçti, buradan uzaklaşın!” derken gözlerini menevişleyen duyguyu gördüm.

Anladık ki; Sur’da “savaşa” tevessül etmiş bir örgütün artık tövbesi kabul olmaz.

Çin-Japon savaşı gibi harp düzeneği kurulu.

Diyarbakır Sur ’da cephe savaşı var.

Cephede “sivil siyaset” gibi ara formlar olmaz.

Sıfır noktasındaki bu realite,  Diyarbakır’dan Yozgat’a, İzmir’e ülkenin her karışına aynı netlikte ulaşıyor ve tescilleniyor.

HDP; meclis, miting ve medya konuşmalarında ne kadar hümanist beyan verirse versin hükmü yok.

Orada Selahattin Demirtaş yok.

Figen Yüksekdağ yok.

Altan Tan yok

Sırrı Süreyya yok.

Ertuğrul Kürkçü yok.

Maalesef Leyla Zana da yok.

Sivil siyaset bitti!

Orada düz düşman var.

Kürt yok, Kürtlük yok, Kürdistanilik yok, Kürtçülük yok.

Sıfır tüketildiğinde kimlik olmaz.

Kürtlük, süreç, çözüm, masa.. Bunlar artık sadece “içe” dair sorunlar.

Milleti ve Kürtleri, düşmanlık gösteren unsurlar ve gavurun tetikçileri temsil etmez.

Göz göre göre kendileri, bu limana demirlediler.

Ölüm, zindan, işkence, çatışma, travma, buhran, şizofreni, parçalanma, marjinallik, ‘herkes faşist, her şey kahrolsun’dan başka bir yaşam alanında yaşayamayan, her bütünü un-ufak eden, her tamı eksilten, her olmuşu yere atan, kosmostan, barıştan, harmoniden, uyumdan ölesiye nefret eden,  iltisaklı her elemanı böyle bir yaratığa dönüştüren militan Türk Solu, bir kez daha Kürtler üzerindeki tahribatları, bozgunculukları ve fitneleri için kına yaksınlar.

Görülüyor ki, objektif koşullar; tıpkı Paralel’de olduğu gibi HDP’yi de,  aşama aşama “iç düşman” çaprazına tam olarak oturtuyor.

PKK ve HDP; eski ırkçı devlete isyan ediyor, sözde nisbi meşruiyetlerin arkasında koşuyordu.

Beklenirdi ki, devlete ve millete, sorunu çözme iradesi, cesareti ve çabası gösterdiği için icabet etsin.

Bilakis her zamankinden hunharlar.

Onlar silahını “soruna” değil “dujmına (düşmana)” doğrultuyorlar!

Çizdikleri karikatürlerde; en baştan beri, annesiyle konuşan çocuk üzerinden Türkiye’yi daima düjmın (düşman) olarak kodluyorlar.

Gaziantep’i işgal eden Fransızı tanımlar gibi.

Hepsinin bilinçaltı bu.

Onlar, değil PKK’ya, HDP’ye dahi el uzatmanın tüm araçlarını tükettiler.

Devlet; ancak intihar etmek istediğinde; PKK ve HDP ile “kalınan yerden devam” desin!

Onlar, içi boş barış çağrılarına beyhude sarılıyorlar.

Diyarbakır Nikah Salonu önündeki Sümer Park’ta, cübbe giyip hutbe irat eden HDP Diyarbakır milletvekili boşuna hançeresini yırtıyor.

“Sur’da zulüm var!”

Sur’da zulüm yok sizde idrak sorunu var.

Duvara asılı apaçık iki fotoğrafı görün:

1-Sur’da; millete karşı “düşman” koduyla savaş açan eşkıyalar.

2-Bu topraklar üzerinde, “düşmana” methiye düzen “iç düşman” vekiller.

Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de; izahlara yer yok.

Orada felsefe ve mana yok sadece matematik var.

Seçenekler daha önce hiç bu kadar azalmamış, birbirine bu kadar benzememişti:

Ya Yenilecekler.

Ya yok olacaklar.

Bu millet, bir asır boyunca Batı’nın iç unsurları olan her tür ırkçılığa, bölünmeye, kaosa, misyoner Solculuğa, müsteşrik Kemalizm’e direndi.

En sıcak haliyle, şimdi, Kürtçülüğü maske olarak kullanan bölünme iradesini çökertiyor.

Günün sonunda, üretilmiş Kürtçülük organik Kürtlüğe yenildi.

Kürtler onurlu duruşlarıyla yerlerini belirlediler.

Devlet de; bölgedeki Kürt sosyolojisini ve âraftaki toplulukları asla görmezden gelmemeli.

Müstemlekenin nöbetçileri tek tek bu ülkeden kovuluyor.

Devlet ‘sömürge-siz’ yeni bir düzen inşa ediyor.

Kimse merak etmemeli.

Mikro çelişkileri gün yüzüne çıkaran, belki bazen çatıştıran geçiş dönemi formlarının ürkütücü akislerinden endişe duymamalı.

Devletin, İslamcılığı partner olarak seçtiği ya da iltimas geçtiği vehmine kapılmamalı.

Devlet konsolidasyon için diri enerjilere ihtiyaç duyar. Orta vadede, olası ki, Kürtlerin ve Suriyeli göçmenlerin coşkun enerjisine yol vereceği gibi.

Mandacılık/Haçlı ruhu bu topraklardan tam olarak kovulunca, Batı’ya ve işbirlikçi yapılarına direnen tüm unsurlar devletin her kademesinde hak ettikleri yeri alacaklar.

Ülkücüler,

Solcular,

Kürtler,

Aleviler,

Ermeniler

Rumlar,

Yezidiler,

Romanlar,

Suriyeli muhacirler,

Liberaller,

Laikler,

Yetmiş iki milletin tamamı!

1860 Amerikan iç savaşından günümüze ABD’nin değişmeyen sloganında olduğu gibi: “E pluribus unum/Çokluktan birliğe”

Derin Anadolu’nun “kesretten vahdete” tasavvurunda gördüğümüz gibi.

Unutmamalı ki, tarih boyunca iç çelişki, çatışma ve savaşları aşmayı başaran her millet, büyük bir inkişafla ödüllendi.

Öyle görünüyor ki, Türkiye de, son büyük kaosun ardından, Afro-Avrasya dünyasının tamamının ihtiyacı olan Müslüman demokrasi teorisi gibi bir moral değeri inşa ederek ödülünü alacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s