Seni andım yine kalbimde derin bir sızı var Yine canlandı hâyalimde bütün hâtıralar Hasta ruhum geçen eyyâmı tahassürle anar Dramalı Hasan Hasgüler Yazı duyguların dokuz kat gizlendiği bir mahzendir. Oysa bazen…
Yazar: omeraltas
Paralel’e sesleniş Hizmet gönüllülerine çağrı
Uzun bir ara oldu. Hakkınızda ne düşündüğümüzü sorup duruyorsunuz. Zaman geçtikçe size karşı yumuşayacağımızı bekliyorsunuz. Gerçeği ne görebiliyor, ne duyabiliyor ne de akıl erdirebiliyorsunuz. Siz melekeleri alınmış Aytmatov’un mankurtlarısınız. Başka bir gezegenin insanlarısınız. Israrlı tutumunuz nedeniyle dayattığınız fikri kabul ediyoruz: “Sizin diliniz ve dininiz bizden ayrı.” O zaman “Lekum Dinikum Veliye Din.” Size dair umudumuz…
Bu öykü yarım kalmaz!
Yabancı uyruklusunuz. Bir kısmınız Anglo Sakson, bir kısmınız Güney’li. Anlamakta güçlük çekiyorsunuz. Türkçenin en yalın ve en basit kelimeleriyle, dinleyin. Görüyoruz ki çok heyecanlısınız. Sabah-akşam toplantılar yapıyorsunuz. Yeni karargâhınız da belli. Bütün gücünüzle yükleniyorsunuz. Haziran seçiminde, ülkenin demokratik dönüşümünün önünü kesme olasılığını şansa bırakmamanız gerektiğini, alternatifleriyle konuşuyorsunuz. Ancak duymanız gereken sözler var: Başarılı olamayacaksınız. Kökten…
Tam yenmeden bu ülkeye rahat yok!
Dağın eteklerinde akan büyük dereden, şehir merkezinde yer alan bahçeleri sulamak için su getirilirdi. Sulama suyu; birkaç km yol kat eder, çoğunlukla bol taşlı toprak suyolundan kıvrıla kıvrıla menziline ulaşırdı. Bahçe sulama işi sürerken bazen su azalır bazen de tamamen kesilirdi. Geriye doğru adım adım ilerleyerek suyun neden azaldığını ya da kesildiğini tespit etmek gerekirdi….
Selanikli Rıfat Bey
Toplumda, birbirinden ilginç insanlar yaşıyor. Aklı başında aydın bir insan, neden kehanette bulunmaya çalışır bunu anlamış değiliz. Bu özellik, tüm kurtuluş ideolojisi insanlarında bir miktar var. Selanikli Rıfat Bey de onlardan biri. Emekli, bir dönümlük bahçe içinde kendi yaptığı ahşap evde yalnız başına yaşıyor. Kendi ile barışık, eski Solcu mutlu bir ateist. Israrla şık giyinir,…
Eğer bu misyonu taşımazsanız: Sizi affetmeyiz!
Sel dağda birleşince Dağda güller ezilince Yara açtı gül tenimde Ağlar dağlar, dağlar ağlar Yüreğimi sancı sarar. Yürek coşkusu ve yürek sancısı İnsan çağrılmayı sever. Her çağırana koşarak gider. Kendini ne beklediği sonraki iştir. İnsan, kendi kendine ürettiği, nihayet biri beni keşfetti ontolojisinin kahrolası fısıltısına karşı koyamaz: İstiyorlar, oysa ben kendi halimdeydim! Onu öyle basit…
Türk ve Kürt Solu’na çağrı
Yaklaşın. Kulağınızı eğin ve dinleyin. Siz, henüz ne yaptığınızın farkında değilsiniz! Kiminle muhatap olduğunuzu da bilmiyorsunuz! Arı yuvasına çomak sokuyorsunuz. Ve anlaşmayı bozuyorsunuz. Her şeyi, ezberlediğiniz 20 kelimeyi geçmeyen gerici-faşist Sol jargonlarla izah edip duruyorsunuz. Sizi cennete alsalar orada da aynı sloganları atar durursunuz: Hak-lı-yız Ka-za-na-ca-ğız! Bunu bozuk plak gibi tekrar edip duruyorsunuz. Koşu bandında…
Hitabet siyasete yetmez
İslamcılar, genelde iyi konuşmacı olur. Dava, tebliğ ve davet kültürü, dindarları zamanla hatip yapar. İslamcılar arasında iyi yazar daha az çıkar. Hitabet kültürü toplumu doyurur. Geriye kalan şeyler, artık ihtiyaç değildir; edebiyat, şiir, roman, öykü, resim, çizgi, sinema ve diğer sanatsal faaliyetler boş işlerle zaman kaybetme hissi verir. Bu nedenle, İslam tarihine göz atıldığında, tefsir,…
İhanet geninizde var: Hodri meydan!
Siz meseleyi tam anlamadınız! Tane tane anlatalım. Türkiye’de iki türün savaşı var. DNA dizilimi birbirinden farklı iki “canlı” türü. Yerliler ve soykırımcılar. Siz soykırımcısınız! İnsanlık tarihi boyunca, her merhalede, yeryüzündeki tüm soykırımları gerçekleştiren türün devamı. Güney Amerika kıtasında. Kuzey Amerika’da. Avustralya’da. Afrika’da. Asya’da. Ortadoğu’da. Eski çağlardan beri yok ederek ancak var olabileceğine mutlak inanmış bir…
Güç, avuç içindeki tüydür uçar gider!
21 Mart 2015 nevruzu, inşa edilmekte olan yeni düzenin şekillenmekte olduğunun, bugüne kadar ki en büyük göstergesi oldu. Bu nevruz, Türkiye’nin yeni yüzyılının doğum sancısının çığlığıydı. Doğum sancısında, anne-babalar, sancının verdiği ıstırap karşısında bebek isteyerek neden belamızı aradık ki diye düşünürler. Ama pek yakında gözlerinin güleceği nur topu gibi bir bebeği kucaklarına alacaklar, belki ömürleri boyunca bu düşüncelerin…