‘Deniz Aşırı’ Vesayet

Aleksandr Dugin, Rusçu devlet elitlerine hitap ettiği Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım adlı eserinde Atlantikçi-Avrasyacı denklemde taktiksel anlamda Türkiye’deki Kürt hareketine ve İslamcı gelenekselci hareketlere verilen samimi destekten de söz eder.

Bu durum bize, ülkelerdeki legal ve illegal örgütlenmelerin dünya siyasetine yön veren devletler tarafından kullanılabileceğini gösterir.

Aynı şekilde, Türkiye’de faaliyette bulunan sol hareketler, İslami hareketler, Kürt hareketleri ve diğer illegal yapılanmaların uluslararası oyun kurucu güç odakların ilgi alanında olduklarını gündeme taşır.

Dünya genelinde, silahlı ya da sivil mücadele veren politik hareketlerin hepsini mutlaka emperyal bir gücün payendesi olarak görmek tabii ki gerçekçi olmaz.

Müesses sistemlere karşı sosyal ve siyasal organizasyon kurmaya çalışanlar, kendilerini nelerin beklediğini bilmeleri gerekir.

Etkinlik-yaygınlık anlamında belli bir kapasiteye erişen tüm sistem karşıtı hareketler, adeta otomatik olarak ulusal ve uluslararası network ağına içine düşer.

Söz konusu ilişki başladığı andan itibaren taraflar meşruiyetlerini yitirir. Çünkü çoğunlukla her iki taraf bu ilişkileri tabanlarından, yönetim kurullarından ve kamuoyundan saklar. Özellikle illegal yapılar bu anlamda tamamen kontrolsüz bir üst yapılanmaya sahiptir.

Güçlerin masa başı görüşmeleri ile birlikte üç alternatiften biri gerçekleşir. Taraflar ya cüzi-külli işbirliği yapar, ya teklif alan gücü reddederek bağımsızlığını korumaya çalışır veya bir taraf diğer tarafın güdümüne girer.

İşbirliğinde, ekonomik ve siyasi gücü daha kuvvetli olan daha zayıf olanı zaman içinde teslim alır. Bu teslim alma olayı kovboy filmlerindeki gibi ataerkil yöntemlerle gerçekleşmez. Güçlü olan kuralları koyar ancak modern yöntemler kullanılır, ışıklı salonlarda takım elbiseli beyefendiler şartları dikte etmez adabınca paylaşırlar!

Söz konusu gayrı meşru ilişkiyi, taşeronluğun ve tetikçiliğin diğer adı olduğu şeklinde yorumlayıp reddedenler de olmaktadır. Ancak bu yavaşlatılmış bir intihardır artık. Sürdürülemeyecek bir süreç başlamıştır. Ve ilkelerine göre hareket eden bu dar tabansız oluşumların yenilmesi çoğunlukla mukadderdir. İstisnalar yazı konusu dışında tutulmuştur.

Bazen de, bir taraf diğerinin etki alanına gönüllü olarak katılır. Meşruiyetini; politik, ekonomik ya da ideal uyuşması nedenlerine bağlar. Katılan taraf güçlünün hinterlandında politik bir enstüramana dönüştüğünü fark ettiğinde artık geriye dönmenin mümkün olmadığını anlar ve bu yeni mütecaviz koşullara alışmaya başlar. Kuranı Kerim aleyhteki güç eşitsizliğinde sonuna kadar savaşı boşuna önermez.

Türkiye’deki adlarıyla, milliyetçi muhafazakâr cemaatler, illegal devrimci olan-olmayan mücadele örgütleri, milliyetçi, ırkçı gizli yapılanmalar ve diğer gruplar kazasını gerçekleştirdikleri bir kaderin içinde bulurlar kendilerini.

Bu durumda siyasal hareketler, gerçek ve büyük bir sınavla yüzleşir.

Bu çok sert imtihan çoğunlukla kaybedilir ama bunu öyle değilmiş gibi bir söylem ve eylem pratiğine dökerler.

Cemaat/ örgüt tabanı bunu hiçbir zaman bilemez, bir avuç hainin ya da en hafif tabiriyle günahkârın kirli ilişkilerinin oluşturduğu zeminde davaları adına mücadele ederler.

İroni, dram, trajedi, absürtlük bu andan itibaren başlar. Önderlerin söylemlerinde ve hareketin tutumlarında anlamsızlıklar, kararsızlıklar ve çelişkiler belirir. Bir türlü tatmin etmeyen ama ısrarla savunularak büyük bir anlam içine konmaya çalışılan yanlışlıklara şahit olunur.

Türkiye pratiğinin dışına çıkmayalım; ülkemizde var olan yapılanmalara şöyle bir göz atın, bu durumu bizzat yaşamayan kaç illegal sol, sağ ve İslamcı yapılanma ile karşılaşabilirsiniz?

Örgütlü illegal yapıların bu karakteristik özelliğinin turnusol kâğıdı ise ortaya koydukları faaliyetler olur.

Normal zamanlarda yapılar davalarının gereklerini harfiyen yerine getirir. Ancak, hayat o beklenen kritik dönemleri her faninin önüne illa getirir ve kahrolası (!) büyük sınavla başa başa bırakır.

Derin ilişki artık bedel ister.

Sosyal hareketler bu bedeli ödemekle yükümlüdür çünkü kurulan yoğun ve derin ilişkiler yumağı onlara başka türlü davranma izni vermez.

Artık, sosyal ve siyasal hareketler en zor aşamayı aşmaya çalışır. Ancak, kamuoyunun ve tabanının bir türlü anlam veremediği olaylar silsilesi; beyinleri, idealleri ve umutları iğdiş ederek yoluna devam eder.

Yeni durumda ne örgüt/cemaat eski örgüttür, ne örgüt/ cemaat tabanı eski tabandır ne de kamuoyu eski kamuoyudur. Aslında tabela isimlerini bile değiştirmeleri gerekir ama o yüreği ve vicdanı çoktan kaybetmişlerdir.

Uluslararası güç odakları soğuk savaş döneminde, Aleksandr Dugin’in tabiriyle Atlantikçiler ve Avrasyacıların ikisi de karşı pakta yer alan devletlerin sınırları içinde silahlı, silahsız, legal, illegal İslamcı, sağcı, solcu, milliyetçi ve diğer muhalefet örgütleriyle organik ilişkilere girdi

Aynı şekilde diğer kutbu tasfiye eden Atlantikçi Yeni Dünya Düzeni de devletler ve onların sınırları içindeki demokratik olan-olmayan, legal-illegal muhalefet örgütleriyle benzer dolaylı -dolaysız organik ilişkiler geliştirdi.

Ülkemizde, özellikle politik tüm gelişmelerde bu gerçeğin az ya da çok bir izi vardır.

7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın özel yetkili başsavcı tarafından ifade vermeye çağrılmasında da yerli olmayan bir izden bahsedebiliriz. Operasyon masa başında o kadar güzel çalışılmış ki çağıran başsavcının özelliğine bir daha bakınız: KCK davasını yürüten özel yetkili başsavcı. Ülkenin pozitif üstünlüğe sahip büyük kamuoyunun iliklerine kadar en hassas olduğu konuda suçlayarak gerçekleşen çağrı..

Evdeki/masa başındaki hesap çarşıya/kamuoyuna uymamış olsa da Hakan Fidan olayı, Türk politik tarihinin en büyük meydan okumasıdır.

Bu meydan okumanın tebliğini içeren resmi evrakı sonuçta bir kişi imzaladı ve gönderdi. Bu savcı kurulmakta olan yeni devletin hazinesinden maaş alıyor. Bir devlet memurunun bu kadar güçlü bir cesarete sahip olması sanıyorum kimsenin dikkatinden kaçmadı.

İkinci olarak, MİT müsteşarı her devlet için namustur. Özel yetkili başsavcı bunu herkesten daha iyi bilir. Çağrılma şekli bilgi almak şeklinde gerçekleştirilmiş olsa bunun bin türlü yolu vardı. Özel yetkili mahkeme savcısı bunların hiç birini denemeden 1001′ inci ve en sorunlu yöntem ile Hakan Fidan’ı ifade vermeye çağırdı.

Peki, bu çılgınca davranışın arkasında ne var?

Olayın kapsamı ve anlamı, bu güce ancak bir devletin sahip olabileceğini işaret ediyor. Türk devleti Türk devletine operasyon düzenlemiş değilse bunu bir dış devletin üstlendiğini belirtebiliriz.

Öyleyse herhangi bir devlet, Türkiye topraklarına girip bizatihi operasyon yapmayacağına göre meçhul oyun kurucu gücün yerli partneri kim?

Olayın 7 Şubatta internet ve televizyonların ekranlarına bomba gibi düşmesinden bugüne bütün kalemler, olayın arkasındaki güç olarak bir gurubu işaret etti.

Olayın çok garip tarafı ise suçlanan kesimin ilgili yayın organlarında kullandıkları üslup ve kendilerini savunma biçimi öylesine tuhaftı ki kimse “merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler” şeklinde düşünmekten kendini alamadı.

Analizciler ve analiz edilen grup değerlendirmelerinde cemaat kelimesini rahat bir şekilde kullanıyor. İslami terminolojinin bu en müstesna kavramlarından birinin deni politik arenalarda kullanılmasına en azından duyarlı insanların alet olmaması gerekir.

KCK’dan sorumlu tam yetkili başsavcısının arkasındaki yerli ekibin kimler olduğu konusunu en iyi operasyonu düzenleyenler ve operasyona maruz kalanlar bilir, bir de Allah, biz izleyiciyiz.

Ancak bu durum, Yeni Türkiye’de yeni bir tanımı literatürümüze armağan edecek gibi; yeni dönemin yeni Ergenekon yapılanması. Teknik kolaylık olsun diye bu tanımı kısaca Yeni Ergenekon olarak adlandırabiliriz.

Ergenekon olarak adlandırmamızın nedeni birinci olarak iyi niyetliler için bu yolun kendilerini nereye taşıdığı konusunda belki gözlerden kaçan bir uyarı, ikinci olarak kamuoyuna yansıyan gelişmelerin eski Ergenekon yapılanmasını fena halde hatırlatmasıdır.

Ağyarına andıç tarzı faşizan yaklaşımlar, bürokratik hizipçilik, anti demokratik acımasız söylemler, merkezi belirsiz gayrı şeffaf oluşumlar, tasfiyeye, kelle almaya dayalı iş yapma biçimleri, keyfi politik uygulamalar, özellikle Kürt meselesinin çözümünde irrite edici, sarsıcı, inkarcı ve sabotajcı yaklaşımlar kamuoyunda büyük infial yaratmış durumda.

Kamuoyu, toplum vicdanı birilerinin, kim oldukları bilmiyorlar ama her şeyi hatta insan haklarını ve adaleti bile ancak kendi belirledikleri şekil ve ölçüler içinde vermeye çalışanlardan rahatsız. Örneğin Kürt halkı, devlet içine yuvalanmış ve Kürtler ancak ve ancak biz olursak özgürlüğe kavuşabilirler diyen ucube mantığın farkında. Gerçekten de şu ülkede pek garip şeyler oluyor.

Bu operasyonu düzenleyen merkezin, sonraki süreçte de yeni Türkiye’de cari iktidarı akamete uğratmak için benzer faaliyetlerde bulunacağını tahmin etmek zor değil.

Hakan Fidan olayını üstlenen yapılanmanın; esrarengizlik, cesaret, hoyratlık, çılgınlık, profesyonellik, mağrurluk, derinlik, sistem içi oluşum ve güç temelinde değerlendirdiğimizde de Yeni Ergenekon ifadesini on üzerinden dokuz puanla hak ettiğini görüyoruz.

Ortada Ergenekon tarzı sabotajcı bir iradenin varlığı ve bunun dış kaynaklı olduğu basiretli gözlerden kaçmıyor. Ancak bu yakıcı irade, Türkiye’de hangi oluşumu taşeron olarak kullanıyor ya da hangi yapı kendinin bu tarzda kullanılmasına izin veriyor bilmiyoruz.

Bazı ciddi yazarlar Gülen bu stratejik hatayı telafi edebilir diye başlık atabiliyor. Suçlanan taraf ise kendini savunma pozisyonundan ısrarla çıkarmıyor.

Ama iyi ve yararlı insan yetiştirme arzusundaki koca bir yapının kendisine hala bu işin arkasında olduğu izlenimi vermesi gönlümüze hoş gelmiyor, yazık!

Uluslararası güç odaklarının yeni Türkiye’yi manipüle etmeyi amaçlayan sabotajlarına alet olan ekipleri varsa onları tasfiye etmeleri gerekir, kendilerine yakışan bu olur.

Çirkin bir ayak gördüğümüzde bütün bir bedenin aynı şekilde olmayabileceğini Tavus kuşu tecrübemizden biliyoruz. Türk siyasi hayatının yakın geçmişinde gördüğümüz çirkin ayakları taşıyan yapının cennet kuşu gibi gözalıcı olduğundan şüphe duyuyoruz.

Peki, Hakan Fidan üzerinde yapılan operasyon ne anlama geliyor?

Eski Kemalist rejimin yıkılışı ve Yeni Türkiye’nin daha demokratik, şeffaf, özgürlükçü, Kürt meselesini ve Alevi sorununu çözmüş, halkıyla barışmış, liberal ekonomik politikalar uygulayan ve İsrail hariç çevre ülkelerin tamamına barış elini uzatmaya çalışan (her ne kadar bu değişimi anlamayan iktidardaki ve muhalefetteki nice çapsız siyasetçiyi içinde barındırsa da) bir Türkiye kimleri rahatsız ediyor?

Tarihinin en demokratik anayasasını yapmaya hazırlanan Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir üst demokratik aşamaya geçmesini hazmedemeyenler niçin bu kadar telaşlandı?

Daha önce yeni Türkiye’nin oluşumu ve tesisinde yer aldıklarını sandığımız söz konusu bu etiketsiz partnerlere ne oldu da Yeni Türkiye elitlerine karşı düşmandan daha düşman noktasına geldiler?

Kürt meselesinin çözümünü engelleyerek olası bir bölünmenin altyapısını hazırlayan kesin inançlı Sevrci uğursuz odak kim?

Özel yetkili başsavcısı, aslında Recep Tayyip Erdoğan’ı çağırması kararlaştırılmışken tebligatı nasıl yanlışlıkla Hakan Fidan’a gönderdi(!). Yanlışlıkla mı yaptı, vicdanı mı elvermedi yoksa onu da sabote eden başka birileri mi vardı(!)?

R. Tayyip Erdoğan’dan istenen ne menem bir şeymiş ki, meçhul odaklara Türkiye cumhuriyeti tarihinin bu en büyük ve en tehlikeli meydan okumasını yaptırıyor!

Dünya dengesinin tartışmasız lideri Atlantikçi Anglo Sakson paktın acaba hangi kanadı Demokratikleşmeye çalışan Yeni Türkiye Cumhuriyetinin başarıya ulaşmasını ölüm kalım başlığı altında değerlendiriyor?

Ya da tersinden soru şu; Recep Tayyip Erdoğan Hareketi hangi güç odaklarının büyük menfaatlerini bu topraklarda silip atıyor ki böylesine delice bir operasyonu göze alıyorlar?

Acaba onlar, Türkiye’nin gücünü sadece Recep Tayyip Erdoğan’dan mı ibaret sanıyor!

Yabancı işgalci güçlerin Urfa’yı işgal ettiğini söyleyenleri duymazlıktan gelerek tarlasını sürmeye devam eden Urfalı köylünün hikâyesini bilirsiniz. Aynı kişiler Yetiş Memet, Fransızlar isot tarlasına girdi! deyince de eline silahı alıp cepheye koşan köylünün hikâyesini.

Son sınırlar üzerine hesap yapan yabancı emperyal güçler bu topraklarda kendilerine mütemadiyen direnen dinamiğin Müslümanlık ve yerlilik olduğunu ve bu vasıfların toplumun İsot Tarlası anlamına geldiğini ne zaman öğrenecekler!

Bu İslam toprakları var olduğu ve kendileri öyle kaldığı sürece özümüzden devşirdikleri her kişi sadece haindir!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s