Demokratik Halk Devrimi, İslam Devrimi

Bereketli Hilal’de, Ortadoğu’da ve Anadolu’da eski yapıların ve yenilgi sonrası düzenlerin tamamı çatırdayarak değişiyor.

Bu dönüşümün öznesi Ortadoğu halklarının kendi iç dinamikleridir.

Bu dönüşümde rol almak isteyen dış dinamiklerin çokluğu, hegemon oluşları ve heveskârlıkları gerçeği değiştirmez.

Ortadoğu halkları demokratik bir nizam istiyor.

Hıristiyan ve diğer halklar, Hıristiyan ve diğer kimlikleri ile birlikte demokratik bir sistem talep ediyorlar.

Müslüman halklar Müslümanlar olarak çağdaş demokratik haklarını arıyorlar.

Dünyada şu an Ortadoğu topluluklarının bu taleplerine demokratik sistem metodolojisi otomatik cevap veriyor.

Ortadoğu halkları her gün gözleri önünde gümbür gümbür sahnelenen modern hayatın gereksinimlerini yerine getirmek istiyorlar.

Daha kaliteli bir yaşamın kendilerinin de hakları olduğunu düşünüyorlar. Çocuklarını daha iyi koşullara emanet etmek istiyorlar. Yaşam standartlarını yükseltmek istiyorlar.

Halkların bu talebini sadece süfli bir kapitalist tüketim çılgınlığı iradesi içine yerleştirmek izan sahibi insanların değer yargısı olmaz.

Tebaa ve birey olarak ellerinden alınmış özgürlüklerinin peşine düşüyorlar. Zulüm düzenlerinin yok olmasını istiyorlar. Ortadoğu devrimlerinin en bilinen ve en çok tekrar edilen sloganı “İrhal!” yani “Git, Defol!” idi.

Bundan sonra da halkının dokusu ile uyuşmayan her ülke (İslam topraklarının tamamı), İrhal sloganın yankılanışını mahremlerinin duvarlarında duyacaklardır.

Halklar, en büyük problemin kan emici sülükler gibi maddi ve manevi değer sömürüsü yapan başlarındaki diktatörler olduğunu çok iyi biliyor.

Bulundukları yere sıkı sıkıya bağlanan, düzenli olarak gözetlenen hayvanlar gibi diktatörlerini sömürge valisi edasıyla kollayan uluslar arası güç odaklarının ikiyüzlülüğüne bir kez daha tanıklık ediyorlar.

Müslümanlar, Hıristiyanlar, Dürzîler vs. özgürlükleri ve gelecekleri için ayaklanıyorlar.

Ortadoğu’nun diktatör devletleri vatandaşlarının bu taleplerini uzun yıllar boyunca görmemezlikten geldiler.

Ortadoğu düzenlerinin hiçbirinin cari sistemi halklarının bu taleplerini karşılayabilecek güçte değil. Kendi içinde dönüşüm yapamadıkları da süreçte ortaya çıktı, mecburen yok ediliyorlar.

Filiz verip usulüyle büyüyerek kayayı parçalayan tohumlar gibi Bereketli Hilal’in halkları hapsedildikleri alanın duvarlarını parçalıyor.

Türkiye’de otoriter derin devlet hesap veriyor, Tunus diktatörü kaçtı, Mısır diktatörü yenildi, Libya diktatörü fareleri kıstırıldığı yerde öldürün talimatını verdi ama kendisi aynı elim sonla hayatını kaybetti. Rusya ve İran’ın savaş yönetimini devraldığı Suriye başkanı Esed tarih sahnesinden silindi.

Ürdün değişecek, Suudi Arabistan değişecek.

Suudi Arabistan değişince peşi sıra Haliç ülkeleri olan Yemen düşecek, Kuveyt değişecek, Bahreyn değişecek, Umman sorun çıkarmadan uyum sağlayacak.

İlginç bir şey daha olacak, El- Cezire kanalıyla Arap baharının sihir simsarı olan Katar kendi sihrinde tekallüp ederek yıkılacak, son İngiliz de oradan kovulacak. The Last of British filmi yapımcılarını bekleyecek.

Eski tarz diktatörlük, oligarşik ve teokratik sistemlerin yaşam şansı bulunmuyor.

Kudüs’ün statüsü, Kâbe’nin statüsü yeniden belirlenecek.

Bir Hıristiyan, bir Yahudi, bir Müslüman hiçbir tedirginlik duymadan kutsal mekânları olan Kudüs’ü ziyaret edecek, bir Müslüman istediği yerden kalkıp elini kolunu sallayarak Kâbe’de kutsal vazifesini ifa edecek.

Kâbe ve Kudüs’ün “kutsal” ekonomisi ümmete ortak olarak ve adil bir şekilde pay edilecek.

Kim bilir belki buradan temin edilecek bütün gelirler Afrika halklarının kalkınması için kullanılacak.

Hiçbir din hiçbir ortak olguyu sadece benim çabası içine giremeyecek. Hiçbir şehrimiz bir ırkın ya da dinin-mezhebin mülküne dönüşmeyecek.

Hiçbir güç birlikte yaşamanın önünde engel olamayacak.

Şu ana kadar süregelen devrimleri, ayaklanmaları, kalkışmaları ve henüz açığa çıkmayan bir o kadar dinamiği, kravatlı emperyalizm ve finans kapitalizm sadece izledi.

Bunu; olan biten her şeyi aslına en yakın anlamak isteyen basiretli gözler ve objektivizmi rehin olmayan her aydın gördü.

Evet, Tunus devrimi ile zirveye çıkan Ortadoğu dönüşümleri emperyalizm için de bir sürprizdi, şaşırdılar, kalakaldılar, teşvişe düştüler, kroşe yemiş gibi sarsalandılar.

Ebetteki aynı güçler, Tunus’ta, Libya’da, Mısırda, Suriye’de ve Türkiye’de devrimci, dönüşümcü ve değişimci kılığıyla sürecin içine girdiler, hemen adapte oldular, yerlerini aldılar.

Tren şefi olmak için onlardan daha çok çaba sarf eden ve daha iyi oyun kuran tabiî ki yok. Ancak bu mücadele sürecin kendi varlığının oyun kurucu dinamiğinin altında ezilerek hükümsüz kalmaktadır. Her zaman tabii, fıtri ve vehbi olan suni ve kesbi olanı alt etmiştir.

Domino etkisi sürecek olan Bereketli Hilal devrimindeki demokratik talepler bütün halklar için iyidir ve gereklidir.

Dini duyarlılıkları güçlü olan insanlar bu nedenle bu haklı ve gerekli demokratik devrimlere mesafe koymamalıdır.

Demokrasi asosyal ve adil olmayan alil yapısıyla bayraklaştırılabilecek bir yönetim sistemi olmamasına rağmen İslam toprakları farklı renkleriyle birlikte demokratik halk devrimini yaşamalıdır.

Devrim sürecinde yaşanan dramatik ve acı dolu sahneler hümanizmaya boğulan dünyanın aklını karıştırabilir ama en azından Müslüman aydınların aklını karıştırmamalıdır.

Maalesef tarih boyunca hiçbir dönüşüm bedelsiz olmadı, Bereketli Hilal’in sistemsel dönüşümü de ikrah ettirecek kadar bedel alacak. Süreç on yıllara yayılacak.

Demokratik halk devrimi, topraklarımızdaki “iç İslam devrimini” önemseyen ve gerekli görenler için bir ön merhaledir. Hala oluşamayan ve an itibariyle olmayan Modern İslam olgusunun gerçekleşebilmesi için bu merhalenin geçilmesi gereklidir.

Yapısal problemlerine mahkûm olduğu için post modern dönemlere hazır olmayan İslam dünyası kendi iç devrimini gerçekleştirmeden de evrensel İslam’ın, adaletin tarih sahnesine yeniden çıkışını gerçekleştiremez.

Savaşan güçlerin varlığı ve savaş koşulları; baş tartışma olan ilahiyatın iç dönüşümü olgusunu engellememelidir.

Bu baş tartışma başlığı egemen düzenler tarafından o kadar banal olarak tanımlandı ki Müslüman dünyanın elitleri neredeyse bütün olarak bu psikoloji altında girdi, benliklerini yitirdiler.

Çünkü İslam dünyasının yapısı derin yenilgi kompleksi, tüketen sömürge yönetimler, gerileten ekonomik yetersizlikler ve acınası entelektüel vizyonsuzluk nedeniyle tamamen köhnemiş durumda.

Hala yenilgi dönemleri ve soğuk savaş dönemleri üslup ve usullerini kullanan Türkiye ve Dünya İslami hareketleri dönüşen dünyanın bu yeni konjonktüründe neredeyse baştan aşağı kendilerini değiştirmek zorunda.

İki seçeneğin bu kez opsiyonu olmayacak; ya “Selefileşecek” ya da değişecekler.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s