Yeni Türkiye, Politik Haset

28 Çelebi Mehmet, Fransa Anıları isimli eserinde 1720’de Osmanlı elçisi olarak gönderildiği Fransa’da Versailles sarayı içinde atların bağlandığı bir ahırdan da söz eder.

Kendi ifadesiyle eşi benzeri olmayan Versailles sarayında böylesine görkemli bir ahırın varlığına çok şaşırır. Onlara bunun nedenini sorar. “Fransa kralının ahırları Almanya imparatorununkinden daha güzel olduğu söylensin diye” cevap verirler.

Büyük “şeylerin” altında beklenmedik sıradan gerekçelerin çıkması karşısında Çelebi Mehmet şaşkınlığı yaşanmasın.

Türkiye’de; sözler ve yazılar, tavırlar ve davranışlar izlediğinde siyasi tutumların tamamının çıkış kaynağının sanki “doktrinel” nedenler olduğuna kanaat getirilir.

Herkes “ideolojik nedenlerle” nasılsa öyledir, başka da bir neden yoktur(!)

Acaba gerçek bu mudur?

İnsanların davranışlarını ne belirler?

Sorunun cevabına ulaşmak için; pozitivist ve Marksist bakış açılar ile realist Keynes ve idealist Davit Hume makasından kurtulmak gerekecek.

Cevaba katkı bağlamında İslam felsefesi farklı bir bakış açısı getiriyor.

İnsanların bir zamanlar tek bir topluluk olduğunu ifade eden Kur’an, aralarında sonradan oluşan farklılaşmayı ve ötekileşmeyi maddi nedenlere bağlamıyor.

Tek bir topluluk şeklinde yaşayan insanların “Bağy” nedeniyle birbirlerine düştüklerini açıklıyor.

Arap dilbilimciler “Bağy” kelimesini kıskançlık, ihtiras, benlik olarak açıklıyor.

Ekonomik, kültürel, dini, siyasal ve duygusal bir bütünü parçalayan “ilk olgunun” “ihtiras” olduğunu söyleyebiliriz.

Parçalanmış yığıntıların arkasında bencillik naralarının yankılarını duyar gibi olmaz mıyız daima?

Bu nedenle Kuranı Kerim vahye birebir muhatap olan Muhammed Aleyhisselamı ve müminleri bile sürekli uyarır.

Bunlardan birinde Allah, Medine’de bulunup da kendilerinden önce iman eden ve önde olan muhacir Mekkelilere karşı bir kıskançlık yaşamak istemeyen müminleri över.

“Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma!”

Çünkü geride kalma, az sahip olma, yoksunluk, eksiklik, daha fazlasını isteme hali kıskançlık yaratır.

Kıskançlık ve had bilmezlik harç olduğu her temeli çatlatır, üzerine bina inşa edilemez.

Nice büyük siyasal bölünmelerin, nice evrensel tutumların ve devasa çatışmaların kaynağında çıkarcılık içindeki soyut fıtri alt duygular gizlidir.

Yeni Türkiye oluşum surecinin politik panoramasında da bu durumun izlerini arayalım.

Yeni Türkiye olgusu, sosyal, siyasal ve dini bütün grupların ihtiyaçlarına aslında pozitif anlamda cevap veren bir süreçtir.

Derinleşen “demokratik” süreç kimin aleyhine olabilir ki?

Bu sürece karşı açıktan ve cepheden “düşman” psikolojisiyle davrananlar var. Buradaki düşmanlık varoluşsal.

Düşman psikolojisi taşıyanlar Ergenekoncular, Türklerle Kürtler hiç bir olur mu diyenler, anti İslamistler ve Eski Türkiye unsurlarından oluşuyor. Bunun anlaşılır tarafı var ve normal.

Anormal olan düşman saflarından olmamalarına rağmen bu sürece karşı yıkıcı davranan, muhalefet eden ve aşağılayan “içerdeki” yapılar ve kişilerdir.

Türkiye’nin sosyal ve politik dünyasında sanki göz alıcı dönüşümlerin hiçbiri olmamış gibi ve dur durak demeden cephe ve satıh mücadelesi veriyorlar.

Bunlar, Kürt meselesinde her şey daha geriye doğru gidiyor gibi yaparlar. Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinlik çabasını hakir görürler. Suriye olaylarına kör, sağır ve dilsiz kalırlar. Dış politika yanlışlıkları üzerinden çok anlamlı ideolojik çözümlemeler yaparlar; dindarı da, solcusu da, ülkücüsü de, liberali de adeta bir dış politika uzmanı ve yazarı olmuştur. Sahi ne çok Ortadoğu uzmanı varmış? İslamcılık tartışmaları içine nice alt metinler gizlerler. Uluslar arası güç odaklarını mutlaklık verdiklerini hiç umursamazlar. Ülke ve insan iradesini bir nesnenin iradesine eşitlerler.

Yeni Türkiye’nin ve yeni Türkiye kurucularının yok olmasını, tökezlemesini ve saf dışı kalmasını isterler.

Bu yapı ve kişilerin yerlerinin normal şartlar altında en azından yeni Türkiye yanında “ihtiyatlı paralellik” olması gerekirdi.

Ama onlar zaman zaman demokratik dönüşümleri savunur gibi yaparken sayısız yumruğu yeni Türkiye kurucularının suratına ve nefes boşluklarına vurmuş oluyorlar bile.

Bu yapı ve kişiler kimlik olarak nasıl oluyorsa ya Nurcudurlar ya Hizmet’tendirler ya İslamcıdırlar ya İslami hareketlerdendirler ya İslami ülkücüdürler ya devrimci solcudurlar ya sosyal İslamcıdırlar ya da ultra liberaldirler.

Siz olan bitene bir de yukarıda izah edildiği gibi hasutluk, bencillik, çekememezlik, kıskançlık, kendi kontrolünde olmama vb. penceresinden bakmayı deneyin.

Saadet Partisi ve Ak Parti ilişkisine bir de bu gözle bakın.

Hizmet grubu ve hükümet ilişkisine birde bu gözle bakın.

Bazı tarikat gruplarına ve Yeni Türkiye ilişkisine de aynı.

Abdullah Gül başlığı altında toplanmaya başlayan veya “başlatılmaya çalışılan” canhıraş hareketliliklere ve kurnaz çağrışımlara bir kez daha bu gözle bakın.

Kimi dernek ve sivil toplum kuruluşların içine giren ateşli konuşmalara, İslami Kürtlük tandansı çatısı altına gizlenenlere bu gözle tekrar bakın.

“Hele bir dur bakalım neler olacak, öyle hemen atlamayın, altından neler çıkacak göreceksiniz!” diyerek elini tek bir taşın bile altına koymayanlara da.

Zamanında değişim için canını dişine takan bürokrat, asker ve sivil nice kurum ve bireylerin şimdi beklediklerinden daha fazlasının icrası olmasına rağmen muhalefet etmelerine bir de bu gözle bakın.

Nice yüce muhalefeti, nice ilkeli, duyarlı tavrı yalayıp geçen negatif ve süfli duygular denizinde ne kadar çok yıkanan varmış!

Orta yerde duran manzarayı şöyle bir özetleyelim.

Hükümet var merkez sağ, milliyetçi.

Devlet var değişime açık liberal kapitalist.

Statüko vesayeti var eski Türkiye’yi özleyip duran, laik kemalist.

İç muhalefet var, aslında Eski Türkiye’yi yeniden formatlamak isteyen ve kendi devletini kurmak isteyen sağ Ergenekon, muhafazakâr, Nurcu, liberal ve İslamcı.

Bunların yanında bir irade daha var. Tayyip Erdoğan iradesi.

Hükümete, devlete, statükoya ve iç muhalefete rağmen davranan Erdoğan ve ekibi finalde başarılı olur mu göreceğiz.

“Herkes kendi kazanımlarıyla şişinip durur”

Bu evrensel ilkeyi Kur’an bir sosyolojik vaka olarak gündeme taşıyor.

Bu ülkede iç muhalefeti oluşturduğunu düşündüğümüz çıkar grupları ve diğerleri sadece kendi “hiziplerinin” hâkim olduğu değişimleri destekliyorlar maalesef.

Böylece elbirlik ileri demokratik dönüşümlerin gücünü parçalayıp enerjisini alıyorlar.

İşin özü galiba bu.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s