Yeni Türkiye ve Toma’dan sıkılan gül suyu

16 Nisan 2013 günü(dün), aksatmadan takip edebilmek için twite eklemiş olduğum Alevi kimliğini öne çıkaran sitelerden birinin dolaşıma soktuğu bir fotoğraf ile haberdar oldum önce.

Açısı zayıf fotoğrafta panzer üzerine çıkmış bir polis yangın hortumu ile topluluğa su sıkıyordu. Haber sitesi fotoğrafın altına “Bitlis’te panzerle halkın üzerine gülsuyu sıkıldı” açıklamasını iliştirmiş, yorumsuz diye de eklemişti.

İlk bakışta sitenin önyargılı davrandığını ya da manipülasyon yaptığını düşündüm. Hatta “yanıtla” butonunu tıklayıp “bu kadar da değil” diyecektim.

Ama aslında bu ne bir manipülasyondu, ne önyargı ne de bir şakaydı, düpedüz bir “Yeni” Türkiye gerçeği.

Doğunun en önemli illerinden Bitlis’in o gördüğüm dar sokaklarında TOMA’lardan halkın üzerine gülsuyu sıkmışlardı: Tazyikli gülsuyu.

Muhammed’in (Allah’ın selamı ve salâtı üzerine olsun) doğum haftası nedeniyle uydurulan, yeni, bidat bir etkinliği kutlamak amacıyla: Kutlu Doğum Haftası

Bugüne kadar doğum günü kutlamalarını Batının icadı, Hıristiyan adetleri diye eleştirip mahallelerini koruyan kitlelere ne oldu da hep birden bu “hurafeyi(!)” Hz. Muhammet üzerinden meşrulaştırmaya başladılar?

Yahudi ve Hıristiyanlar uygulayınca “kötü” olan Müslümanlar tarafından pratize edilince nasıl birden bire “iyi” oluveriyor?

Böyle giderse; yakında Noel’in, Yortu’nun, Paskalya’nın, 1 Kasım Azizler Günü’nün de bir vesileyle İslami karşılıklarını bulurlar!

Yeni Türkiye kurucu iradesi Osmanlının ontolojik yanlışını tekrar etmemeli. Osmanlı erken döneminden itibaren yüzünü Batıya döndü ve daima onu yüce ve taklit edilesi bir referans merkezi olarak gördü ve sonunda olacak olan oldu Cumhuriyet’le birlikte Batı’ya bu kez tamamen teslim oldu.

Bu geçişin aniden olduğunu sananlar yanılıyorlar.

Osmanlı ve Cumhuriyet bu anlamda iki ayrı değer dizini olarak ele alınmamalı. Biri öncülümüz diğeri ardılımız. İkisi de biziz. Nasıl yaşadıksa ve nasıl bir niyet taşıdıksa öyle yönetildik ve ona ulaştık.

Peki, bu “kendi olamama” durumu huzur getirdi mi? Her şey bugün ortada.

Kamuoyunda panzer olarak adlandırılan TOMA’lar adını “Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı” ifadesinin baş harflerinden almıştır. Doğuda yıllarca insanların korkulu rüyası olmuştur.

O paletlerin inlettiği bölgelerden nice vatandaşın bilinci iğdiş edilmiş ve bu “yaralı bilinç” onlara tedavi için dağa çıkmayı önermiştir.

Gösteri yapanların üzerine defalarca, hiç acımadan, Ebrehe’nin çöl filleri, Timur’un Asya filleri gibi Alman panzerler sürülmüş, Selahattin Demirtaş işte böyle bir olay nedeniyle aklımdan hiç çıkmayan sözünü söylemiştir:

“Sıradan bir mahalle çocuğu olarak Diyarbakır’daki faili meçhule kurban giden HEP ilçe başkanı Vedat Aydın için düzenlenen gösteriyi izlerken serseri şekilde gelen polis saldırısından sonra birden bire bilinç yarılması yaşadım ve ben artık başka bir insan olmuştum.”

Gürültüsüyle, görüntüsüyle ve günahlarıyla vatandaşın yüreklerine korku salan TOMA’lar sanki cennetten getirilmiş Burak atı gibi kullanılıyor şimdi.

Bu iki veri arasındaki sert duygu geçişini bir devlet psikolojisi, hiç zorlanmadan çabuk absorbe eder.

Çünkü devlet; mekanik bir aygıt, ruhsuz bir ünite ve sinir uçları alınmış bir devdir.

Ancak halkın gelecek kaygısı ve güvenlik nedeniyle incelerek kırılan psikolojisine, bu şekilde, “kızgın demire dökülen soğuk su gibi”, yapılan müdahaleyi eğer Türkiye’deki psikoloji, sosyoloji ve siyasi bilim adamaları, kanaat önderleri, din adamları ve ulu hocalar ses çıkarmıyorsa yazıklar olsun onlara.

Bu klinik bir durumdur üzerinde oyun oynanamaz.

Toplumu bu kez şizofren mi yapmak istiyorsunuz?

Panzerlerin gölgelediği etkinlikte Vali Veysel Yurdakul, Emniyet Müdürü Sadettin Akgüç ve Müftü İmran Kılıç’ın esnaf ve vatandaşlara gül dağıttığını da AA servis etti.

Mülki amir, Emniyet amiri ve din amiri birlikte halkı daha düne kadar döverken şimdi gül dağıtıyor. Her iyi nispetiyle iyi birlikte iyi olur. Ahatetulla Nasuta da harika renkleri ve muhteşem geometrik şekliyle çok güzeldir ama sonuçta o bir yılandır.

Sizler önce evlerinize gidin, devletin ve önceki eş başkanlarınızın günahları için iki rekât namaz kılın. Bizi affet Allah’ım diye dua edin.

O dini önce yüreğinizde, vicdanınızda, eylemlerinizde, ailenize karşı ve kendi çocuklarınıza karşı “içten içe” yaşayın.

Eğer samimi iseniz gerçek çözüm budur ve o çok sıkı sarıldığınız dinin size tavsiye etiği de budur, kitabınızın mesajı çok nettir:

“İnanıp iyi işler yapanlar için Allah insanların kalbinde bir sevgi yaratacaktır” (Kehf)

Sevgiyi oluşturamazsınız, o yaratılan bir şeydir ve bu sizin elinizde değildir.

Siz, yine kutlu doğum haftası münasebetiyle İstanbul Taksim’de din adamlarının Taksim tramvayına binerek ilahiler eşliğinde halka yaptığı gibi “gülümseyerek”, yüzeysel, bağlamsız ve özden uzak “kabuk” işler yaparak sevgi kazanamazsınız.

Kabalaşmayın.

Kutsalların boynundan elinizi çekin.

Bu kez sizin “vesayetinizle” uğraşmak istemiyoruz.

Siz Yeni Türkiye’yi anlamamışsınız.

Olan biteni içselleştirmeden gördüğünüz ilk trene atlamış ama yanlış yöne giden banliyö fakirlerisiniz.

Yahudi ve Hıristiyanların din devleti seremonilerinden vazgeçin.

Halka din ve dini ritüelleri dayatmayın.

Önce devlet Müslüman olsun: İnsan olsun.

Önce siz Mümin olun: Müttaki olun.

Gerisi gelir.

İslam demek tek kelime ile ar eden ve iyi olan insan demektir.

Az önce televizyonda bir din adamı konuşuyordu. Diyarbakır’da iki peygamberin kabrinin olduğunu, bu nedenle dünyanın Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra dördüncü büyük kutsal şehri olduğunu büyük bir iştahla anlatıyordu.

Siz bu işi çığırından çıkaracaksınız.

Nasıl ki bir Bakan’ın aşağıladığı kanserli kızı görünce vicdanımız sızladıysa, TOMA üzerinden “sırıtan” polislerin halka sıkılanın gülsuyu olduğunu anlamayıp “korkarak” “cenin pozisyonu alan” “Bitlislileri” gördüğümde de aynı duyguyu yaşadım.

Bu “kabalık” ancak eski devlete yakışır.

Siz her şeyi “tepeden” yapmak zorunda mısınız?

Devlet ve siz devletliler kendinizi ne sanıyorsunuz?

Sizler sadece halkın hizmet verenlerisiniz.

Kerim devlet, rahim devlet, adil devlet bunu yapmaz.

Yeni Türkiye kerim, rahim ve adil değilse bizim olmayacaktır.

Ünlü film yönetmeni İngmar Bergman, “Anlattığınız hikaye dinlediğiniz hikaye ile aynı değil” diyor.

Biz de “İzlemekte olduğumuz Yeni Türkiye görüntüsü, olması gereken Yeni Türkiye öyküsü ile henüz aynı değil” diyoruz.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s