Oligarşik sermaye tam yenilmeden barış olmaz!

Türkiye dönüyor, yeni bir Türkiye oluşuyor.

Demokratikleşen yeni Türkiye’de şehrin isyanına da sıra geliyor.

“Halk” normalleşince “vatandaş” huzursuz oluyor.

Toplum demokrasi ile tanışınca çelişkilerin terk ettiği terör bir virüs gibi boş alandan seçkinci gerici oligarşiye sıçrıyor.

Çok tuhaf!

Eskinin ultra elitleri, mutlu tüccarları, tröstleri yeni gelenden “eskisi kadar” kendilerine yer bulamayacaklarını düşünüyorlar.

Endişesinde haklı Cumhuriyetçi Laik halkımızın “sırtına” “sırıtarak” “yaşam kaygısı merdiveni” ile iniyorlar.

İnanılmaz bir şey oluyor; elitler ilk kez villadan, boğaza paralel asfalt yoldan uzaklaşarak taşranın kalbine inen mucurlu yollardan geçip varoşların kapılarını çalışıyorlar.

Çare kalmayınca mağrur bir zengin, yarı tanrı beyaz bir şişman mağdur bir fakirden, parya kavruk bir çelimsizden kendi saadeti sonsuza kadar sürsün diye “himmet dileniyor.”

Her türlü zulmü gören memlekette kılları kıpırdamayan bu jet sosyete krema tabakası kendi “isot tarlası” tehdit altına girince bencilce koşup evde asılı dedelerinin tüfeğini eline alıyor.

Hayatlarında ilk defa kişisel olarak sosyolojiye ihtiyaç duyuyorlar.

12 Eylülün yarattığı apolitik havzalarda yetişen yeni gençliğin yarattığı bencil bir sosyolojiyi politik olarak aktive etmek istiyorlar.

Ülkenin en büyük finans gücü bu sosyolojinin katarına binerek hedefine ulaşmak istiyor.

Eski devlet sermayesinin politikadan uzak durduğu yalanı Gezi Parkında patlayıveriyor.

Yeniyi yıkıp eskiyi yeniden inşa ederek kıskançlıktan çatladıkları Yeni Türkiye olgusunu kendi ellerine geçirmek istiyorlar.

Bu savaş Yeni Türkiye gelinine kimin koca olacağı savaşıdır.

Kemalizm’i satmaya dünden hazır olanlar, zaten onu maske olarak kullananlar Cumhuriyet laik kitleyi hedef olarak seçiyor.

Kirli suratlar bu endişeli ve netameli dinamiğe sahip halkı tüm habis arzularının “koçbaşı” yaparak gürgen kale kapısını kırmaya çalışıyor.

Çatışma bir kaşık suda fırtına koparıyor.

Baş döndüren gelişmeler yaşanıyor.

Sükûnet kayboluyor.

Duygular bileniyor.

Algılar hassaslaşıyor.

Zihinde yeşeren ana kanaate hizmet edecek her bilgi içselleştiriliyor.

Destekleyici her veri bir cephe bloğuna dönüşüyor aniden.

En kirli kara yalanlar sahneye bir prens gibi beyaz pelerinle çıkıyor.

Detaylar insanları boğuyor.

At izi ile it izi seçilemiyor.

Herkes haklı.

Öfkeler burunda.

Herkes eline geçirdiği tek haklı gerekçeyi ülkenin bütün gerçeklerinin önüne koyuyor.

İzan kayboluyor.

Gençler eksikliklerinin birikmiş stresini sokak lambası altında haykırarak dışarı atmaya çalışıyor.

Genç önce kendinden öç alır.

Ergenin iç belirsizlikleri çok meşru bir dava ile yıkılmaz büyük bir güç karşısına dikilerek kendini var eder.

Bu ateşi kimse söndüremez.

Alanlarda bireyler kitle psikolojisine teslim oluyor. Kitle kendini en sert, en rijit örgütlü söylemlerin psikolojisine teslim ediyor.

Her zaman olduğu gibi artık her itidal bir ihanet oluyor.

Her düşünelim sözü bir kafası karışık yaftası yiyor.

Her yavaşlık ise korkaklık.

Gençler kendi kaderlerini belirliyorlar,“büyük avuçların” içine sığabilen kaderlerinin tayin edicileri oluyorlar!

Bu hayat tecrübesi zayıf, plan, kumpas bilmeyen eğlence dünyası gençliği sokağı hürriyet anıtı sanıyor.

Yeni gençlik sol, sağ ve İslamcı gençlikten bir eksiklikleri olmadığını haykırıyor.

Çaresiz darbeci çete bu dinamiği başka yerde dört gözle ararken avuçlarının içinde buldu.

Gezi Parkı olayları adı altında bir dönem yaşattılar.

Şimdi evlerden Gezi Parkı protestolarına katılan insanlar toplanıyor.

Ey devlet!

İçeri alınanların tamamını serbest bırakın.

Hem de hemen. O çocuklar bizim çocuklarımız, ailelerimizin çocukları. Halk.

Siz Gezi Parkı olaylarının “çakallarını” yakalayın.

Gençlerin normal demokratik itirazlarını anormal lumpen faşizme dönüştüren finans ve medya çetelerini.

Onları bulun, alın, yargılayın.

O gençleri avuçlayan tekelci, çağdaş tefeci, oligarşik sermayeyi, tetikçi medyayı ve bilfiil çığırtkanlık yapan muhteris, maşa kullanan kalemşörlerini alın sorgulayın, kodes görsün, polis telsiz seslerinin ne demek olduğunu kendileri anlasınlar.

Asıl failleri.

Sorun onlara, “derdiniz nedir” diyin.

Neden bu çocukların, daha önce hiçbirinizin yüzüne bakmadığı muhalefet araçlarını kutsayarak ağaçlarına çaput bağlayıp sokaklarda “kullandınız” diyin.

Bu güne kadar bir tek bu apolitik gençlik “malzeme” olarak sahaya çekilmemişti.

Onları da siz kullandınız.

Yeni Türkiye süreci ile sahi nelerinizi kaybettiniz altalta sıralar mısınız?

İleri demokratik dönüşümler size niye batıyor?

Herkes için iyi olan neden sadece sizin için iyi değil?

Ülkemizin normalleşmesi sizi niye bu kadar öfkelendiriyor?

Derdiniz birinin diktatörlük eğilimi ise bunun karşılığı ne kadar da orantısız, akletmiyor musunuz? Samimiyetiniz suratsız!

Siz deki bu anormallik nedir?

Barış süreci hayalinizden bile geçiremeyeceğiniz bir şekilde gerçekleşmedi mi?

Ne kadar hürmetten yoksunsunuz!

Llaik Kemalist gençlik üzerinden de mi evlerin ocağına ateş düşsün istiyorsunuz.

Bre insafsızlar!

Bu güne kadar, yürekleri alevler gibi yanan en aşağıdakilerden bir Kürde, Aleviye, Ruma, Ermeniye, başörtülüye, hapishanelerdeki masumlara sahip çıkmazken, vebadan taundan kaçar gibi aşağılayarak uzaklaşırken, kendinizi karantinalara kapatırken, şehirdeki ağaç itirazına destek çıkmak bir yana o ağaca putperest gibi tapındınız ve o totem anıtı etrafında ölüm kalım savaşı verdiniz?

Ne oldu da yüzüne bakmadığınız Kürt’ten, Alevi’den, Rum’dan, Ermeni’den, başörtülüden, dinciden bu kez yardım bekliyorsunuz?

Yeni Türkiye sürecine, ileri demokratik dönüşümlere, ülkenin büyümesine açılan aleni bir savaşın mimarları sizsiniz.

Siz tamamen yenilmeden daha çok fitne çıkaracaksınız!

Siz büyük bir yanlışın daha nedenisiniz: Gerçek, gerekli ve etkili bir muhalefet bu savaş nedeniyle ertelenip duruyor.

Siz daima, size uzatılan barış eline ihanet ettiniz.

Müsamahasız karakterinizi medya gücünüzün tartışmasız vesayetiyle gizliyorsunuz.

Siz habis çete diz çöküp aman dileyinceye kadar mücadele devam edecek. Bunun böyle olmasını bizzat siz istiyorsunuz!

Bu daha başlangıç!

Sahi siz yeni Türkiye’yi var eden iradeyi ne sanıyorsunuz?

Kimseler onu yolda bulmadı!

Toplumun üç yüz yıllık itiraz gücünün enerjisinin her çelişkiyi altına alacak dominant bir özelliğe sahip olduğunu ihmal ediyorsunuz.

Görünen o ki oligarşinin son kalesi tekelci sermaye çökertilmeden darbe bitmez, kumpas bitmez, kalkışmalar bitmez.

Bu çok belli artık.

Yeni Türkiye süreci bu konuda kafa karışıklığı yaşayanlara acır, elemezse ve apaçık yüzünü gösteren düşmanlarına karşı yumuşak davranır, yeniden iktisadi birlikteliklere girer ve masaya oturursa kazanımlar bir bir yok olur. Eskinin derin devleti yeni Türkiye maskesiyle sürece hakim olur.

Eski tam anlamıyla yenildikten sonra ancak yeni Türkiye süreci kendi organik sorunlarını gerçek anlamda tedavi etme imkanı bulacaktır.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/altasyalvac

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s