Büyük yürüyüş

Gezi Parkından Yeni Türkiye İdeasına Büyük yürüyüş Ya da Bakımlı Kız ve Bakımlı Erkeklerin İtirazının Öyküsü

İstanbul dışındaki şehirlerde meydana gelen Gezi Parkı protestolarına destek vermek (ve diğer amaçlarla) yapılan gösterilere katılanların profilini bilmiyorum, bende sadece televizyonlardan izliyorum.

İstanbul’daki gösterilere katılanların profili ile ilgili ise bir kanaatim var.

Beşiktaş’taki gösterileri aralarına katılarak izledim, Taksim protestolarını içeriden gözlemledim. Çağlayan adliyesinde Gezi Parkı gösterileri nedeniyle İstiklal caddesinden içeri alınanlar arasında bir yazar-aydın arkadaşımızın kendi ve komşusunun çocuğunun da tesadüfle olması nedeniyle Adliye önünde saatlerce gözlem yapma imkânı buldum.

Önceki yazılarımda Gezi Parkı ile ilgili olarak kafa karışıklığı hiç mahal vermeden tutum belirleyen düşüncelerimi ifade ettim.

Uluslar arası komplo hikâyesini unutalım.

O daima var. “Allahın emri”

Asıl sorun: Türkiye’nin demokratikleşme ve büyüme sürecine her halükarda karşı duran hatta onunla savaşan kurumsal yapılar.

Hatta bütün sorun bu elit illegal eski burjuva çetesi.

Kurtuluş savaşlarında bile Gaziantep’ten Ege’ye kadar düşman ile ilişki kurarak yerli burjuvaziyi eline geçiren ihanet toplulukları ile aynı geni taşıyanlar.

Bundan kuşkunuz olmasın.

Bunun teşhisini hep birlikte koyduk ve yeterince analiz ettik.

Şimdi detaylara inme zamanı.

Türkiye’nin gözbebeği İstanbul ilinin en önemli iki semtinin meydanlarında kendi tabirimle sadece “çakallar” yoktu.

Orada üniversiteli, liseli ve buralardan yeni mezun olmuş yeni tür gençler de vardı.

Fikrimi en iyi şekilde Gezi Parkına müdahaleden iki önce gittiğimde karşılaştığım bir fotoğraf ile anlatabilirim.

Anlamlı ve aynı zamanda eğlenceli bir gözlemdi.

Gezi Parkı’nın en yoğun çadır açılan mekânlarının dar yürüme yollarına yüksek volümlü sloganlarla ana caddeden giriş yapan sol bir gruba face to face baktım, izledim.

Hava karamış sokak lambaları etrafı aydınlatıyordu. Ortam loş. Filmogratif.

Ellerindeki dövizler, flamalar, pankartlarla gelen otuz kişilik grubun park alanına girişini görmeliydiniz.

Che’in anılarını anlatan Bolivya Günlüğü’nü yeni okumuş gibiydi hepsi. Nikaragua Sandanista devrimcileri gibi keçinin zor geçtiği, şelale altından kıvrılan patika yollarda, devrim şarkıları eşliğinde, çok zaman geçmeden yıkılacak bir devletin dağlarının sırtında yürüyen bu genç neferlerin gözleri ışıl ışıldı. Güney Amerika devrimcileri edası bir ekstazy yaratmıştı yüzlerinde. Erkeklerin her biri sonsuza kadar ufka bakan karizmatik Che Guevera asaletiyle yürüyor ve bakıyor, kızlarının hepsi baştan aşağı silahlı bir Meksika’lı Zapatista komutanı gibi mağrurlar.

Bir fark vardı. Bu gelenler her şeyleriyle örgüt üyeleriydiler. Her hareketlerinden belli oluyordu bu. Bir defa sol, sağ ve İslamcılıktan bildiğimiz gibi bunlar da kenar mahalleli idiler. Taşralı. Yoksul. Gariban. Kadersiz.

Giyimleri bir köşedeki plastik sepetten alınmış ve ütüsüz giyilmişti. Pantolonlarında uzun süre giyilmiş ucuz kot ve keten kumaş tercih edilmişti. Bayanların ayakkabılar spor ağırlıklı erkeklerinki çoğunlukla deforme olmuş mokasen kunduralar. Erkekler çelimsiz, yakışıklı değil ve fersiz; kızlar yine çelimsiz, bakımsız ve erkeksi idiler.

O sırada yerde çadır kuran genç erkek ve genç kızlarla dış görünüş olarak benzerlikleri yoktu.

Diğerleri bakımlı, güzel, yakışıklı, iyi giyimli, ayakkabıları pantolon ya da tişörtleriyle uyumlu, saç tokaları, fularları mutlaka üzerlerindeki ana renklerin birinden devşirilmiş. Ellerinde kitaplar. Dişlerini bugüne kadar düzenli fırçalamışlar. Yüzlerine ilk baktığınızda bunların şehrin steril alanlarında gıdalarını ve ihtiyaçlarını düzenli olarak karşılayarak büyüdüklerini anlıyorsunuz. Saçlar kıvırcıkta olsa düzenli bakım nedeniyle daima reverans halinde. Her şeyleriyle farklılar. Belli.

Gezi Parkında bu şekilde iki tip gençlik vardı.

Örgüt üyelerinden oluşan gençlik ve örgüt üyesi olmayan belki de tamamı üniversiteli ve az biraz liseli gençlik.

Birinci grubu Taksimi saran dövizlerden, pankartlardan ve duvar yazılarından çıkarabilirsiniz. Bunlar küçüle küçüle ve tükenmekte olan konvansiyonel tipik bilumum sol örgütler, yolunu şaşırmış ülkücü kökenli paganist bir tuhaf kindar örgütler, yeni dönemde üretilen ulusalcı Türkçü ama asıl olarak sapkın sıra dışı absürt İşçi Partisi örgütleri, Yeni Türkiye sürecinin bir şekilde dışına düşmüş, çıkış arayan, toplumsal muhalefeti İslami jargonlarla yapılandırma hevesi güden bu nedenle çok savundukları anlamı tersinden dezenformasyona uğratan ve gerçekçi muhalefeti puç eden tutumlarıyla, samimiyetsiz sözüm ona İslamcı teşkilatlar.

İkinci grubu oluşturan ağırlıklı kitle CHP kökenli, çoğunlukla varlıklı ailelerden gelen ama CHP’yi arzu ettikleri muhalefeti gerçekleştirmediği için bu nedenle ve hatta Tayyip Erdoğan’dan daha sert eleştiren Nihilist yaşam formuna evirilmiş üniversiteli gençler.

Geleneksel muhafazakâr, İslami ailelerden gelmeyen, şehir merkezlerinde büyüyen, zihnen anne babasından kopmuş, İslami hiçbir eğitim almadan ve hatta duymadan büyümüş değişik siyasi görüşteki ailelerin çocuklarından oluşan, modern yaşamak, iyi giyinmek ve iyi görünmek üzere kurulu hayat felsefesine sahip anarşizme yakın gençler. Bu gençler Değirmen dergisinin son sayısına yazdığım Duvara Karşı filmi kritiğinde de değindiğim Sibel Kekilli’nin oynadığı Sibel rolünün bir repliğinde olduğu gibi olmak istiyorlar: Özgürce giymek, özgürce yaşamak, özgürce istedikleri kişilerle birlikte olmak. Türklerin olduğu her yerde özgürlük bu demek!

Yine aynı gençler içinde son derece düzgün, nesiller boyu Türkiye’nin büyük şehir merkezlerinde büyümüş, orta ve üst gelirli, sıradan vatandaş, geleneksel ailelere mensup, Batılı yaşam tarzı içine doğmuş, geleneğine saygılı, ailesine saygılı, topluma ve birlikte yaşamaya saygılı, içlerinde yer alan onlarca arkadaşımda olduğu gibi, genç erkek ve bayanlar da var.

Birinci grup ile ikinci grup arasındaki fark, Atlas OkyanusuAkdeniz sularının birbirine karışmayan sıcak su ile soğuk suyu arasındaki fark kadar.

Gezi Parkı birinci grubun döneminin kapadığını ikinci grubun döneminin geldiğinin ilanı oldu.

Görüşüme göre Gezi Parkı olayları eski tip örgütlenmeler olan, illegal, konvansiyonel sol, sağ ve İslamcı yapıların toplumsal karşılığının bittiğini, yeni evre altında kaldıklarını resmileştirdi.

Gezi Parkı bir paradoksu da sahneye çıkardı. Protestolar Türkiye’nin demokratik bir süreci yaşadığının kanıtıydı. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa toplumun en ürkek sınıfları sokaklarda boy gösterebilme imkanı oluştuğu alt bilinciyle hareket edip seslerini yükselttiler ya da yükseltenlere katılma cesareti gösterdiler.

Gezi Parkı Yeni Türkiye’nin ve barış sürecinin aynı zamanda ne kadar başarılı olduğunun çok güçlü bir işareti.

Ancak içine düştüğü provakatif kurgu ve profesyonel komplo tezgahı altında saklı duran kaos nedeniyle görülmememe ihtimali olan Gezi Parkı’nın orijinal manzarası analiz edilmediği sürece Yeni Türkiye’nin oluşumu sağlıklı temellere oturtulamaz.

Birinci gruplar, ne olursa olsun size karşıyız, Türkiye her şeyi ile gerçek bir demokrasiyle buluşsa bile sizinle savaşacağız diyorlar ve bundan asla vazgeçmezler.

İkinci gruptakiler aslında Yeni Türkiye oluşumunu gizli açık takdir eden ancak Cumhuriyet dünyasına doğmuş, Laik yaşam biçimine alışmış ve çevresi tamamen bu şekilde örülü olan, İslamiyet’e karşı olmayan ama onu modern hayat biçimi içinde harmanlamış ve bundan mutlu olan hata buna tapınan bir yapıya sahipler.

Elbette ki her ikisi içinde onlarca başka detaylar var. Bunlar fotoğrafa bir kez bakınca okuduklarımızdan ibaret.

Gezi Parkı, Cumhuriyet tarihinin Cumhuriyet sisteminin arzu ettiği ya da arzu ettiğine yakın bir topluluğunun olduğunu ve bunların Yeni Türkiye sürecinden endişe duyduklarını gösterdi, alenileştirdi.

Bunu zaten yazıyorduk.

Yeni Türkiye sürecinin eski Türkiye rejimi ile savaşçı üslubunu üzerine de alan ve dış spekülasyonlarla kuruntuları fazladan köpürtülen bir topluluk.

Totaliter Kemalizm’in bütün günahlarının günahkâr çocukları algısını “yaşayan” ve “yaşatılan” topluluk.

İslamiyet’e bir vesayet algısıyla bakan topluluk.

Türkiye’nin normalleşmesi Kemalizm’in tasfiyesi ile eş anlama geldiği için Mustafa Kemal’i sevenlerin bundan bir şekilde irrite olabilecekleri nasıl ihmal edilebilir?

Politik hesaplara kurban edilmemesi gereken bir topluluk onlar.

CHP parantezine alınarak siyaset maskeli sahte politik kavgalara atlama taşı yapılmaması gereken ülkemizin sahici topluluğu. Bizim topluluğumuz. Kendimiz.

Türkiye’deki İslami yapıyla çelişik yaşamları olan (fay hatları) ve duyarlılaşmış bir çok sosyal sınıfın içinde olduğu bu toplulukla ilişkilerin; politikadan uzak, ileri demokratik ilkeler, toplumsal kardeşlik, erdemlilik, adalet, eşitlik, komşuluk ve mahallelilik ölçüleri içinde ve büyük Türkiye ufku kapsamında sürdürülmesi gerektiği çok açık.

Görülüyor ki Yeni Türkiye olgusu, Türkiye’nin büyük, sessiz ve devrim niteliğindeki dönüşümünün henüz kendisine ulaşamadığı bir ideaya işaret ediyor.

Bu büyük yürüyüş Gezi Parkı kazanımlarını ve açığa çıkardığı çelişkileri bünyesine katmayı başarabilmeli.

Bu Asya ve Ortadoğu’ya model olacak demokratik bir sistemin prototipi olur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s