Millileşmeyin yakar yıkarız!

Mısır, Tunus, Libya, Suriye ve Türkiye’deki “iç savaşlar” “millileşme” temelinde gerçekleşmektedir.

Evet, bu ülkelerde (Türkiye dâhil) farklı içerikleriyle birlikte artık bir iç savaştan söz edebiliriz.

Gerçekleşen ve gerçekleşmekte olan eski rejimlerin yıkımı bağlamında kanlı, kansız, gürültülü ya da sessiz yeni devletlerin inşasına cepheden saldıran karşı devrim hareketlerinin aslında ve tek başına müsebbip olduğu bir iç savaş.

Sivil halkın katledildiği ya da “halk iradesinin” yok sayılması gerektiğine inanan demokrasi maskeli kadife kaplı demir balyoz darbelerine karşı direnen halk kitlelerinin sebep olduğu iç savaşlar (!) bölgemizi yaşanmaz kılıyor belkide!

Ortadoğu’da, Bereketli Hilal’deki bu iç savaşların bir tek nedeni var: “Daha fazla millileşme” .

Bu ülkeler daha fazla bağımsız, daha fazla halktan yana, daha fazla “kendileri olmak” istedikleri için başlarına ekranlarda izlenen akıl almaz trajediler, ironiler ve komplolar geliyor.

Uluslar arası güçler; yüzyıl öncesinden kurdukları düzenlerle, Syks Picot, Camp Davit ve demokrasi doktrini(!) ile öyle bir ağ kurmuşlar ki bu düzenlerinin değil darbe alması “rahatsız edilmelerinin” bile bedelini bu kadar ağır ödetiyorlar.

Tapınıp durdukları, tapındırıp seyrettikleri, tapınılıp karşısında hazır olda durulmasını istedikleri kutsallarını, tarihin sonu ilan ettikleri liberal demokrasiyi ayaklar altına almalarına hiçbir önem atfetmeden.

Türkiye’deki olayların arkasındaki büyük fotoğraf da budur.

Türkiye toplumunun değişim iradesini Türkiye Cumhuriyeti devletinin büyük dönüşüm kararlarıyla desteklemesiyle gerçekleşen Yeni Türkiye daha fazla millileşmek istediği için minder dışına atılmak isteniyor.

Cumhuriyet mitinglerinin arkasındaki irade tartışmasız buydu.

7 Şubat 2012 MİT krizi darbesi ile yapılmak istenen de buydu.

Gezi Parkı kalkışmasının lojistiği, yayılması, yaygınlaştırılması ve uluslararasılaştırılmasının arkasında saklı duran, hiç uyumayan özelliği ile bu iradeydi.

Hiç kuşkusuz karşı devrim girişimleri bundan sonrada yeni ve orijinal yöntemlerle denenecek, bu ülkenin daha fazla millileşmesinin önüne geçilmek istenecektir.

Bu operasyonlara sponsorluk yapan dış örgütlenmeler “yine” tribünde oturmayacaklardır.

Onlara taşeronluk yapmaya gönüllü Sol kökenli Kemalist laik ve cumhuriyetçi örgütler, yeni silahlı ulusal ilagaliteler, ırkçı Türkçü ve Kürtçü yapılanmalar, mafyatik kripto unsurlar ve İslamcı görünümlü türedi oluşumlar saha aktörü olacaklardır.

Bu olası ve yeni denenecek karşı devrim atağının da “her gruptan bütün halk Yeni Türkiye’nin ileri demokratik dönüşümüne karşı” algısına ihtiyacı var çünkü.

Yine bu karşı devrim olaylarına gerçek ve samimi duygularla katılan kimi sivil vatandaşların “ironisini” konuşacağız. Politize olmanın, meydanlara çıkmanın “ergen” heyecanıyla onlar yine onurlu bir isyanın aktivistleri olduklarını düşünerek gece başlarını yastıklarına koyacaklar.

Büyük düzenler, detaylardaki karmaşıklığa rağmen sadece girdi-çıktı, kar-zarar teorileri üzerine kurulu ticaret mantığı ile çalışırlar.

Felsefede, kültürde, ekonomide, doktrinlerinde, gelecek tasarımında sadece alışveriş değerleri ile hareket ederler. Bu nedenle somut, istatistiki, grafiğe dökülebilen değerlerde en küçük azalma sezdiklerinde dünyayı buna sebep olanların başlarına yıkarlar.

“Ülkelerin millileşmesi”, uluslararası borsa ve finans düzeneğinde asıl büyük yatırımcıların en fazla zarar edecekleri bir ticaret enstrümanı.

Ortadoğu ‘da ve Türkiye’de, sosyal, politik, ekonomik, kültürel, teknolojik ve turistik girdilerin azalma eğilimi göstereceği hiçbir yeni düzen kabul edilemez.

Müslümanlık denen olgu ise Ortadoğu ve Türkiye’deki millileşme iradesinin bizzat yaratıcısı ve örgütlü olan tek taşıyıcısı olduğu için “düşman”. Üstelik gerçek bir savaş terminolojisinde yer alan anlamıyla düşman. Ne pahasına olursa olsun yok edilmesinde tereddüt edilmeyecek askeri unsur.

Onların ticaret ağını, kapitülasyonlarını, çıkar ilişkilerini onaylayacak bir Müslümanlık türetilirse, bölgedeki bütün camilerin ve diğer dini değerlerin onarımı ve yeniden yapımının tamamını fonlamakta tereddüt etmeyeceklerdir.

Bu nedenle, onlar, devam eden süreçte, bütün enerjilerini, “kendileri değiştirmediği sürece” cari kurulu düzenlerini onaylayan yeni tip İslamcı sistemlerin oluşumuna harcayacaklar.

Ortadoğu, bu kez başka bir makas arasına alınarak yıpratılmak ve parçalanmak istenecektir.

Daha fazla millileşme ve Müslüman demokrasinin inşasını hedefleyen İslamlık ve eski düzenlerin devamından yana olan Batıcı ve Avrasyacı İslamcılar.

Mısır’ın son bir yılına ve bundan sonraki kaderine bakınız bunu göreceksiniz.

Türkiye’de sistem dışı ve sistem içi kıran kırana süren çatışmanın detaylarını önemsemeyerek silüteini hissetmeye çalışın bunu göreceksiniz.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s