Gezi Parkı yok, faşizm var!

Franz Kafka Değişim adlı eserinde, bir sabah uyandığında çok ayaklı bir böceğe dönüştüğünü fark eden pazarlamacı Gregor’un hayatının son anlarını anlatır. Bu süreçte Gregor’a gerçek anlamda yardım eden, onun için her türlü özveriye katlanan kız kardeşi Grete’dir.

Gün gelir kız kardeş ani bir değişim yaşar. Franz Kafka kitabına muhtemelen bu nedenle Değişim ismini koyar. Çünkü bu sarsıcı bir değişimdir. Grete artık çok sevdiği kardeşine bir an önce yok edilmesi gereken bir “bok böceği” gibi muamele etmektedir.

Grete’nin önce ailesini ikna etmesi gerekir. Annesine şöyle seslenir: “Sen onun Gregor olduğu düşüncesini kafandan söküp atmaya çalış yeter! Zaten bizim mutsuzluğumuz bunca zaman onun Gregor olduğuna inanmamız değil mi?”

Merhametli bir azize kadar iyi olan kız kardeş Grete, bilinmeyen bir nedenle artık bir cellâda dönüşmüştür. İçine şeytan girmiş gibi konuşmaktadır.

Anne-baba ise hastalığa karşı en güçlü kişi olan kızlarının değişimi ile birlikte oğulları Greto’nun yok edilmesine ortak olmaya başlar.

Kız kardeş ağabeyini ilk önce “başkalaştırır” ve “yabancılaştırır.” Onun insan bile olmadığını vurgular. Grete annesine şu tüm zamanların en sinsi ve sonuç alıcı yöntemi ile yanaşır. “Karşındakinin oğlun Gregor olduğunu kafandan sil anneciğim. O artık Gregor değil. Ona bakınca karşında koca bir bok böceği hayal et.”

Son darbe daha sarsıcıdır, Grete ailede süre giden mutsuzluğun kaynağını bu olaya yükler. “Biz onun Gregor olduğuna inanarak mutsuz oluyoruz, o bir “havyan”, anlayın artık.”

Türkiye bir süredir Gezi Parkı olayları nedeniyle Kafka’nın bu çarpıcı öyküsündeki Grete’nin ruh hali ni yaşıyor.

Gezi Parkı olayları ile birlikte bir grup insan ‘bilinmeyen bir nedenden kaynaklanan ani bir kararla’ Greteleşti. Karşısındaki insanları “başkası” olarak görüyor. Toplumun kendileri dışında kalanlarını “yabancı” olarak tanımlıyor. Hatta şeytanlaştırıyor. Kendi tarzında bir insan değil tiksinilen bir böcek!

Yok etmek için hiçbir bahane kalmasın diye önce içlerindeki insani duyguların tamamını yok ettiler.

Pinoşetleştiler, Ruandalılaştılar.

Artık nice Greteler, kardeşleri Gregorları yaktıkları ateşlere atıp totemik naralar atmak için sokaklarda boy gösteriyor.

Her şeyi ama her şeyi, kaldırımları, dükkânları, ağaçları, kamuyu, kazanımları, demokratik atılımları, Barış’ı yakıp yıkıyorlar.

Gezi Parkı olaylarının kalburüstünde kalanlarının davranışlarını incelediğimizde onların insanlıktan çıkmış hallerine şaşırmamak mümkün değil.

Çok düşmanlık gördük, filmlerde inanılmaz öyküler izledik ve nice benzer masallar dinledik ama bunlardan önde koşanların ortaya koyduğu düşmanlığın amansızlığına ve derinliğine ilk kez tanıklık ettik.

Bu ne düşmanlıktır?

Onlara kim ne yaptı?

Ülkemizin yenilenen toplum ve siyaset sürecinde iyilikten başka ne gördüler?

Bu insanlar ne yapmış olabilirler ki bu gereksiz şizofren ruh haline büründüler?

Ne olduysa 21 Mart Nevruz bildirgesinden sonra oldu.

O bildirgenin Diyarbakır’ı dolduran milyonların üzerinden Türkiye toplumuna yansıyan meltem serinliğindeki Barış rüzgârı ile sahi nelerini kaybettiklerini düşündüler, o bildirge onlardaki sakladıkları hangi dinamikleri ateşlemiş olabilir?

Bunu sadece bir tek şey açıklar; Diyarbakır meydanında onların -kimse onlar- ölüm fermanı okundu! Oysa buna dair herhangi bir vurguya tanıklık etmedik, sadece ailelerin ocaklarına ateşin düşmeyeceği sürecin başladığını anladık.

Temsil etmiş oldukları sınıfsal yapıları yok etmeye çalışan faşist Kemalist T.C dönemlerinde, 12 Eylül koşullarında bile suspus olan bu insanlar Türkiye normalleşirken ve demokrasi yolunda hızla ilerlerken neden akıllarını yitirmiş gibi militarize olurlar? Savaş meydanında ölüm-kalım savaşı veren tarihin en acımasız askerleri Asurlular gibi bir psikoloji yaşarlar?

Aleviliği ve Gayrı Müslimliği sahtekarca maske yapan, tanrı tanımazlık ilkesini alarak gerisini attıkları Komünizm ile güncellenen bu lümpen Paganizm, varlığını tehdit ettiğini düşündüğü her tür “Tevhidi” sembole al görmüş bir boğa gibi saldırıyor böylece yeni tür bir faşizm yaratıyor.

Bunlar, aynısıyla yeni Türkiye koşullarını; muhafazakârlar, İslamcılar ya da paradigmalara itiraz eden Müslümanlar değil de başka bir ekip üstlenseydi Cem evine değil, Havraya değil, “Camiye” değil, Kiliseye değil onların makamına giderek tapınırlardı.

Bunu yakinen gözlemleyebiliyoruz.

Onlar kardeşlerine düşmanlar, ailelerine düşmanlar, mahallerini düşmanlar, şehirlerini düşmanlar, 2020 Olimpiyatının Türkiye’de yapılması olayında şaşırtıcı bir şekilde görüldüğü gibi ülkelerine düşmanlar.

Onlar kendilerinden olmayan hiçbir şeyi, bilinen, herkesin onayladığı tanım içerikleriyle “doğru, iyi, güzel, yararlı ve gerekli” de olsa istemiyorlar.

Onların pergelleri sadece eşit iki aralıkta çizim yapıyor, yok etmek!

Gezi Parkı olaylarında, kendi dinamiklerinin itimiyle değil polisin kullandığı akıl almaz provokatif şiddetin yarattığı itiraz atmosferini bir daha bulamayacaklarını bilemiyorlar.

Gezi Parkı olayları demokratik Yeni Türkiye olgusuna karşı yapılan en dip karşı saldırıydı. Zirvesini yaşadı ve bitti.

Onlar Gezi’ye bütün eski Türkiye unsurlarının katıldığını ve sonradan “kendileri” haricinde kalanların geri çekildiğini, “onurlu bir geri çekiliş yaşamak istediklerini” fark etmiyorlar.

Bundan sonraki hiçbir olayda ne sahaya inen kültür-sanat camiasını arkalarında bulacaklar, ne eski Türkiye oligarşik sermayesinin lojistiğini önceki gibi görecekler, ne de oralarda toplanan, olayların iç yüzüne sonradan şahit olan ama itirazlarını koruyarak demokratik platformlarda ifade etmeyi tercih eden sıradan kitleleri arkalarında bulacaklar.

Şaşırtıcı ama Gezi Parkı mabedinde kendilerine yer yok. O Cumhuriyetçi, Laik kitlelerin inşa etmesi gereken -Yeni Türkiye’nin ihmal ettiği- demokratik bir mabetti, yapıldı.

Onların kendilerine yeni bir mabet inşa etmesi gerekiyor.

Faşizmi savunanların, demokrasiyi “zararlı” bulanların toplandıkları yeni bir mabet.

Türkiye’nin yararına olan hiçbir şeyi istemeyen ve lümpen bir faşizmle sorun çözmeye inananların toplandığı, Grotesk figürlerin süslediği Gotik bir mabet.

Mabet çünkü “mabetler” üzerinden savaşmayı kendileri istiyor.

Tüm bu nedenlerle, özellikle Ankara, Hatay ve İstanbul’da Eylül ayı itibariyle Gezi parkı olaylarına atfen yeniden yaşanan olayları tanımlarken ODTÜ olayları da dâhil Gezi Parkı Olayları tanımını kullanmamak gerekir, bu onlar için bir iltifat olur çünkü.

Yaşananlar tam anlamıyla pagan bir sınıfın seviyesiz faşizminden ibaret!

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s