Özür dilemeden olmaz!

1869 Rumeli doğumlu son dönem Osmanlı bürokratlarından Mehmet Ali Ayni “Hatıralar” adlı tarihi eserinde Irak bölgesindeki memuriyetinde yaşadığı bir anısını anlatır.

İsyankâr Şeyh Sayhud’un oğlu Abdulkerim bir gün karşısına çıkarak şöyle der: “Babama çok kızdığınızı biliyorum. Müsaade ederseniz düşmanınızı yani babamı keseyim. Başını size takdim edeyim. Fakat bu hizmetime mukabil onun yerine beni şeyh tayin edeceğinizi vaat buyurunuz.”

Bu hikâye gücün seciyesini ortaya koyması açısından değerlidir. İhanet, hile, hırs ve karaktersizlik iktidar ve sermayenin geninde vardır. Ayni Paşa en süfli olanını anlatıyor ama bu fonksiyon tarih boyunca ve günümüzde öz itibarıyla günün koşullarına uygun formatlarda varlığı hep sürdürdü.

Mayıs 2013 sonlarında Gezi Parkı olaylarını Haziran 2013’den itibaren Gezi Parkı olmaktan çıkararak bir darbe planına dönüştüren sınıflar ve kurumlar vardı.

Şimdi bu sınıf ve kurumlar sokaklara döktükleri ve kışkırttıkları insanları tek tek yalnız bırakıyorlar. Çünkü sermaye ve sermayeden kaynaklanan iktidar aynı zamanda ürkektir.

Sonuç alacaklarından emin olduklarında “çakal” gibi acımasız davranan ve gözleri hiçbir şey görmeyen yapılar başarısız olacaklarını hissettikleri andan itibaren “zevahiri kurtarmaktan” başka hiçbir şey düşünmezler.

18 Eylül 2013’de Koç Holdingin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç’un, İstanbul Nakkaştepe’deki holding merkezinde bazı gazetelerin ekonomi editörlerini öğle yemeğinde ağırlayarak Gezi Parkı ile ilgili sorulan sorulara verdiği cevapları tek satırını atlamamak için tüm gazetelerden ayrı ayrı okuyunca nedense aklıma bunlar geldi.

Koç Holding, Gezi Parkı olaylarında Koç Grubu’na yöneltilen eleştirilere ilişkin bugüne kadar ilk kez konuşmuş oldu.

Basına yansıyan açıklamalarda Koç Grubu olarak “hiç istemeden kendilerini olayların ortasında bulduklarını” ifade ediyorlar.

Bu tespitlerinden anlıyoruz ki -kamuoyunun da tanık olduğu gibi- onlar Gezi Parkı’nın tam ortasında idiler.

Geriye sadece bir ihtilaf kalıyor; bunun kendi istekleriyle mi yoksa birilerinin itmesiyle mi gerçekleştiği konusu. Bu iyi bir aşama. “Orada hiç yoktuk” diyebilirlerdi. Durup dururken 87 bin kişiyi doğrudan istihdam eden ve ekonominin yüzde 10’una yakın büyüklüğüne sahip devasa bir holdingi Gezi Parkı ve Taksim ara sokaklarına sahi hangi güç arkadan itmiş olabilir!

Koç grubu, Mayıs’ın ortasına kadar bakıldığında Türkiye’de her şeyin, tercih ettikleri kelime ile hakikaten gıpta edilecek durumda olduğunu kabul ediyor.

Peki, Türkiye, mabet yönleri Avrupa’da da gıpta edilecek durumda iken neden acaba her şey son derece kötüymüş ve diktatörlük hüküm sürüyormuş gibi olayların terör boyutları ile kol kola ilk günlerden itibaren bütün iştirakleriyle Gezi’ye katıldılar, bu kadar etkin rol aldılar, çalışanlarına, personellerine mailler attılar, mesajlar gönderdiler, öğrencileri yönlendirdiler, olayların arkasında durdular, ayrım gözetmeden lojistik yaptılar?

Holdingin açıklamalarından anlıyoruz ki Türkiye’yi hıçkırık mı öksürük mü tuttu, yolda bir taşa mı takıldı yoksa Polat Alemdar’ın dediği gibi nazara mı geldi karar vermemişler henüz. Çetin Altan’ın meşhur ettiği ifade ile enseyi karartıp karamsarlığa düşülmemeli diyerek sokaklara sürdükleri kitleleri arkadan vurduklarını umursamadan.

Onların “gazıyla” meydanlara çıkanlardan bazıları hala hızını alamayarak sokaklarda yakıp yıkıyorlar.

Oligarşik sermaye neden terk etti devrim alanlarını, neden yalnız bıraktılar Yoldaşları, Canları, kimi İslamcıları, Ulusalcıları, kimi PKK’lıları, Gayrı Müslimleri ve romantik devrimcileri, sahi o zamandan bu zamana ne değişti? Oysaki Türkiye onların grafik ve istatikleriyle daha iyi ortaya çıkaracağı gibi yine aynı Türkiye.

Tek bir konu onları bu noktaya getirdi: Başaramayacaklarının açığa çıkması.

Bu nedenle her zaman olduğu ve daima olacağı gibi saf ve masum gençleri “sattılar.” Gençlerin duygularını sermayelerine kurban ettiler, yine zerre kadar önemsemeden kaderlerini çiğnediler.

Madem olayların boyutu bir hıçkırık tabiri ile açıklanabiliyordu neden 6 gencin ölümüne neden olacak kadar büyüyen olaylardaki etkin rolleri nedeniyle özür dilemiyorlar?

Onlara o mekânda bu soruyu soracak bir gazeteci çıkmadığına göre Yeni Türkiye koşullarına uygun bir medya ortamının oluşmadığını test edebiliyoruz.

Devlet, Gezi Parkı olaylarındaki ölümlerden oligarşik sermayeyi ve eski düzen medyasını sorumlu tutup hesap sormuyorsa Yeni Devlet olgusunun da tamamlanamadığını test edebiliyoruz.

Zaman Gazetesi ve Star Gazetesi son derece yumuşak başlıklarla olayın üzerini örtercesine haber yapıyorsa “kötü ve kirliden” kim hesap sorar bilemiyoruz.

Zaman Gazetesi haberi internet sitesinden “Neyi paylaşamıyoruz anlamıyorum” başlığı ile, Star Gazetesi ise aynı haberi “Fevkalede üzüldük” manşeti ile topluma sunarken hangi değerleri öncelediler acaba?

Daha ne diyebiliriz?

Koç’un açıklamalarına bakılırsa; Divan Otellerinde, kendi ifadeleriyle gayet insani bir yaklaşım sergilerlerken hadise başka mecralar tarafından çok çarpıtılmış.

Bilemiyoruz belki de ceberut karakteriyle öne çıkan Koç holding hayatlarında ilk defa duygusal bir açıklama yapmış oluyor: “Korkunç bir bilgi kirliliği, bir dezenformasyon ve teröristlere yardım ediyormuşuz gibi bir hava estirildi. Biz de bundan fevkalade üzüntü duyduk.”

Koskoca holdingin neden bu kadar duygusallaştığını satır aralarında bulamıyoruz ama bir tahminde bulunabiliriz. Cümle içinde yer alan “teröristlere yardım ediyormuşuz gibi bir hava” terkibi ile bir ilgisi olabilir!

“İç huzurun, ekonomik ve sosyal istikrarın ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu, her fırsatta vurguluyoruz. Hal böyleyken Türkiye’de istikrarı bozacak herhangi bir hareketin içinde topluluğumuzun yakıştırılmasına müsaade etmeyiz.”

Burada kastedilen istikrar ortamı, başka bir istikrar ortamı yaratma “kalkışmasının” aslında imkansız olduğu görülünce “kerhen” kabul edilen bir istikrar ortamı.

Bir muhabir iyi soruyor: Sizce Taksim’de yaşanan olaylar 300 aracın yakılması şiddet içermeyen olaylar mıydı? Cevap aynı ile şöyle: “Siz oraya gelen insanları gördünüz mü? Sizin benim gibi insanlar. Ellerinde molotofkokteyli olanlardan bahsetmiyorum. Ama hepsinin aynı kefeye konmasını ben kabul etmiyorum. Kusura bakmayın. 70 yaşındaki teyze de gördüm ben, 18 yaşında çocuk da. Bunlar mı ülkeye zarar verecek. Bundan vazife çıkartan insanlar tabii ki olmuştur. Biz şeylerde aynı yere varamayacağız.”

Bundan daha iyi bir “masumlaştırma” yaklaşımının olamayacağını Radikal Gazetesi’nin ve Hürriyet Gazetesi’nin internet sitelerinde haberi aynı manşetle vermelerinden anlayabiliyoruz: “70 yaşındaki teyze mi ülkeye zarar verecek?”

Şecaat arz ederken itiraflarda bulunuyorlar. Çocukları ve yaşlıları bile sokağa çekecek kadar en üst düzeyden sanatçıları kışkırttıklarının, olayları köpürttüklerinin ve bütün medyayı harekete geçirerek manipülasyon yaptıklarının unutulduğunu sanıyorlar.

Öyle görünüyor ki, bunlar kendilerini o kadar güçlü hissediyorlar ki hiçbir gücün kendilerinden hesap soracağına ihtimal vermiyorlar. Bu nedenle kamuoyunun gözlerinin içine baka baka böyle çarpıtarak ve pervasızca konuşuyorlar.

Holding başkanı Mustafa Koç kendisine yöneltilen “İstikrar çok önemli dediniz, istikrarın sağlanması için ne yapılmalı?” sorusuna cevap olarak ‘bükemediği eli şimdilik öpmek’ deyimini çağrıştırırcasına şu cevabı veriyor:

“İç çekişmeleri bırakıp herkesin işine bakması lazım. Sonunda ne paylaşılamıyor anlayabilmiş değilim. Beni en çok kutuplaşma endişelendiriyor. Bertaraf edilmesi lazım.”

“Beni en çok kutuplaşma endişelendiriyor” diyenlerin toplumdaki sosyal ve siyasal fay hatlarının aniden çatlamasının en büyük müsebbipleri olduklarını gizleyebileceklerini mi düşünüyorlar?

“Barış sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu ve verilen cevap açık duran parentezi tümüyle kapatacak değerde bir fonksiyon görüyor. “Kesinlikle bir yerden başlamak gerekliydi. Biz barış sürecini ve barış için atılacak her türlü yapıcı adımı desteklediğimizi daha önce de beyan ettik. Ancak tabii süreci kamuoyu ve halka çok iyi anlatmak gerekiyor.”

Bir soru soralım. Basit ve net. Türkiye’de ekonomiyi, sosyal hayatı, siyasal yaşamı, Türkiye’nin itibarını, ülkenin jeopolitik gücünü direkt etkileyen ve Cumhuriyet tarihinin en büyük en cesur hamlesi olan bir Barış süreci yaşanırken ve Mayıs ayına kadar her şey son derece iyi giderken neden Gezi Parkı’nı bu boyuta taşıdınız? Türkiye’yi Mısır yapmaya çalıştınız?

Gezi Parkı’nın bir darbeye dönüştürmek için hiçbir özveriden geri durmayan sermaye grupları, medya gruplarını ve ideolojik çeteleri biliyoruz.

Oligarşik sermayeyi, eski düzen medyasını ve uluslararası partnerlerini sokağa salıp şimdi yalnız başına bıraktıkları kitle affedebilir ve belki devlet kendileriyle anlaşabilir.

Ama bu Gezi Parkı olaylarında hayatlarını kaybeden gencecik çocukların -kolluk kuvvetlerinden daha fazla- failleri ya da müsebbipleri oldukları gerçeğini değiştirmeyecektir.

Eski düzenin devamını isteyen finans-kapital yapılar, medya unsurları, değişik fikirleri ile gözünü karartan ideolojik oluşumlar kamuoyu önünde “takdir hakkını aştık özür dileriz” demedikleri sürece bu yara kapanmayacaktır.

Özür dilemek yerine izah ederek bir de üste çıkmaya çalışan gerici oligarşik sermayeyi ve gerici eski düzen medyasını ve gerici ideolojik yapıları, “odaları” ve platformları ise ancak Allaha havale edebiliriz.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s