Putperest gizli formları reddetmek!

“Mübarek ayağınızdan öperim hocam!”

Aynada kendi suretimizle karşılaştıkça yüzleşmenin hayati bir zorunluluk olduğu kendini iyice belli ediyor.

Dini-politik sıcak bir örnek ile başlayalım:

“Muhterem hocam. Selam eder, kemal-i hürmetle kadem-i mübarekinizden öperim.”

Bir ilahiyat öğrencisi, cemaat hiyerarşisinden “ağabeylerinin” isteğiyle üniversiteden mezun olduktan sonra M. Fethullah Gülen’in vereceği her göreve hazır olduğunu beyan etmek için hazırladığı pusulaya bu cümle ile başlıyor. (30.01.2014 – Gazeteler)

Osmanlıca bilmeyenler için tercüme edecek olursak, “tam bir hürmetle kutsal ayaklarından öperim” diyor.

Bu, sarsıcı durumun anlaşılır bir öyküsü olmalı.

Üç soru ile öykünün giriş, gelişme ve sonuç bölümleri tamamlanabilir.

Bir insan neden kendi gibi bir insanın ayağını öper?

Üniversite mezunu bir gençten kendi el yazısı ile böyle bir ikrar isteyen “ağabeyin” o anki ruh hali insanlığa ne anlatır?

Evladı yaşında bir gençten gelen, bu içerikte biat metnini reddetmeyen bir din adamı normal midir?

Bunun için önce insan tabiatının kökenine inilerek günümüzü anlamlandırmaya dair bazı ipuçları elde edilebilir.

İnsan tür olarak anne karnındaki dokuz aylık süre içinde anne rahminin bütün yapısını hafızasına kaydeder.

Anne rahmi insana asalak yaşamı öğretir.

İnsan ana rahminden çıkınca ihtiyaçları karşılamanın şartlarının değiştiğini özveride bulunması gerektiğini görerek ağlar.

Artık o sonrasında, daima, korunağında güvende olduğu anne rahmine benzer “mekan arayışı” içinde olacaktır. Korunaklı, güvenli, rahat ve bedava yaşam alanı arayışı içinde..

İnsan doğumdan sonraki süreçte anneden mutlak sevgiyi, babadan mutlak otoriteyi öğrenecektir.

Bu arada insan kadar uzun süre anne babasına “bağımlı” kalan başka bir canlı yoktur. Bir insan neredeyse ergenlik çağına kadar 15 yıl boyunca ailesine “mutlak bağlılık” içindedir.

Bu durum, karakter oluşumunun en önemli yıllarındaki çocuğa bağımlılığı öğretir.

Bir gencin, bir ergenin aileden kaçış isteği özgürlük arayışı değildir aslında. Gencin kaçış isteği daha rahat edeceğini düşündüğü yeni aile ortamları arayışından kaynaklanır. Aile ve çevreden kopma, uzaklara gitme isteği kısa süre içinde önceki öğrenilmiş güdülere teslim olur.

Delişmen bir genç yeni bir arayış içindedir ama bildiği tek format vardır. Ana rahminde olduğu gibi asalak yaşayacağı, menfaatleneceği yeni bir ana rahmi yeni bir mekân, bir mahalle, bir oluşum, bir örgüt, bir cemaat bulmaktır bu format.

İnsan mutlaka bir yapı içine girme insiyakı gösteren bir varlıktır.

Bağımlılık güdüsü onun, mutlak yeni bir sevgi bulma ve mutlak yeni bir otorite altına girme yaratılışını açığa çıkarır.

Örgütler ve “cemaatler” gençlerin işte bu ihtiyacına karşılık vermek için kurulurlar. Delikanlılık çağı gençleri avcısı olan örgüt üyeleri aslında kendilerinin mahkûm olduğu şartlara başka gençleri de katarak rahatlamak istemektedirler.

Böylece büyük buluşma gerçekleşir.

Liderler, ağabeyler ve dava adamları ile yeni bir ana rahmi arayışındaki gençlerin büyük buluşması tütsülü törenler eşliğinde gerçekleşir.

Dava adamları, gençlerin mutlak sevgi güdüsünü ideoloji ile mutlak otorite güdüsünü karizmatik lider ile karşılarlar.

Delişmen gençler, kaybettiği ama ne olduğunu bilmediği “şeyi”, “cemaate ve örgüte” katılarak yeniden bulduğunu düşünüp fıtri bir sevinç içinde yerinde duramaz, sokaklarda bunu haykırmak isterler.

O gençler melankoli ve karizmayla artık her daim ufuklara bakar. Her biri meşrebince ya Che Guevera gibi ya Halid el-İslambuli gibi ya Deniz Gezmiş gibi ya Said-i Nursi gibi ya Mustafa Kemal gibi ya Fethullah Gülen gibi ya Hüseyin Velioğlu gibi ya Abdullah Öcalan gibi ya Muhammet Raşit Erol gibi ya Abdullah Çatlı gibi hayatlarını fotoğraf fotoğraf yaşarlar.

İzlencede en heyecanlı sahne şudur: Tanrılara sunakta kurban ikram eden kahinler gibi genç dimağların bu ruh halini sepetlere koyarak kutsal otoriteye hediye eden ağabeylerin, ara reislerin, düşük rütbelilerin yüzleri bu süreçte daima sırıtkan kalır.

Ağabeyler, çıkar ilişkilerine dönen örgütsel hiyerarşi şemasında konumlarını bir üste taşımaktan başka hiçbir şey düşünmediklerini, samimiyet edaları içinde, öylesine profesyonel saklarlar ki!

Ağabeyler; daha fazla onur, haysiyet, mücadele, kavgacılık, devrimcilik, dava adamlığı, hizmet erliği, mücahitlik, ülkücülük vb. maskeleri takan genç-köle avcılığı için gençlerin toplanma alanlarına tekrar dönerler.

Akşama kadar davaları için ayakta bekleyen inanılmaz özverili (!) ağabeyler yeni kurban adayları için köşe başlarını tutarlar.

Onlar önderin bir gülümsemesine hayatını verecek ölçüde “insan” olmaktan çıkmış melekût âleminin nurlu varlıklarıdır.

Herkesten çok mutlu olan ise sadece tek kişidir.

O kişi, insanı istismar ederek, “ergeni” istismar ederek, fıtratı, insan tabiatını herkesten çok bilen, davayı, ideolojiyi, hizmeti istismar ederek kurduğu müstesna düzene oluk oluk akan kitlelerin kıblesinde duran mutlak otoritedir.

Mutlak otoriteler; kitlelerin tapınma merasimlerinde mikrofonu ele alarak “onların huzurunda ölecek kadar bahtiyar olmadığını,” kendisini onların var ettiğini söyler ve gayipten aldığı sırlı şifreli mesajları onlara anlatarak cezbeye gelir ve cezbeye getirirler.

Cezbe sever liderler, önderler, din adamları, hoca efendiler, Şeyhler, reisler; merasimlerde başını kaldırıp “kamerayı” gözetleyen tek simadır.

Onların sahteliğini sadece; herkes cezbe halinde iken etrafı kaçamak bakışlarıyla gözetlerken yakalarsanız.

O anı kaçırdığınızda onların bir tanrı, bir nebi, bir resul, bir asfiya, bir mehdi, bir mesih, bir kurtarıcı olduklarına, kuşku götürmeyecek ölçüde siz de inanırsınız!

Layıksanız, ruhunuz köleliği kaldırabiliyorsa devam edersiniz.

Değilseniz “lailahe” ile etrafınızdaki bütün putları, putperestleri, sahte tanrıları, sunak merkezlerini, mabetleri, totemleri, layuselleri, layuhtileri ve her tür gayrı meşru otoriteyi reddeder “illellah” diyerek tam özgür bir insan olarak onurunuzla yaşarsınız.

Fıtratı bozan, kişiliği ve insiyakları istismar eden otoritelere baş kaldırmak haysiyetin ilk adımıdır.

Haysiyet inanca ulaştıran tek kapıdır.

Abdullah Öcalan’ın saçından bir tel koparmak isteyen milletvekili ile, şeyhinin ayağını öpen ve daha ilerisine giden şakirtlerle, ağabeylerle, dervişlerle, önderini peygamber gibi tanımlayan yöneticilerle, Allahın vasıflarını reisine atfeden bürokratlarla, Allah’ın vasıflarını Nal-i Şerif yüzüğüne yükleyerek satan dini bezirganlarla yolunu ayırabilen özgür muvahhitlere ve onurlu insanlara selam olsun!

Bu hissi veren her tutum, davranış ve söylemin önünü kesmeyerek gizli açık tanrılık iddiasında bulunan örgüt liderlerine ve cemaat hazretlerine de yazıklar olsun!

Son aylarda yaşanan olaylar, sahte tanrıların, bu tanrılıkları besleyen ara yüzlerin ve ona kurban edilmeye gönüllü olan kitlelerin toplum içinde gizlenen yüzlerini ve derununda yuvalandıkları yapıları açığa çıkardı.

Bu durum bir zamanlar İslami hareketlerin birinci gündemleri olarak dile getirdikleri İslam’ın en temel rüknü olan Tevhit olgusunun yeniden ve yeni şekliyle gündeme gelmesi gerekliliğini gösterdi.

Tevhit inancını gönlüne ve aklına yerleştirmeyen gençler oldukça sahte tanrılar yaşamaya devam edecektir.

Tevhidin olduğu yerde ancak ve sadece insanlık onuru ayaklar altına alınmayacaktır.

Şeffaflaşmayla, demokratikleşmeyle ve perdelerin kaldırılmasıyla gelinen noktada anlaşılıyor ki, dava Tevhit davasıdır.

Gizli-açık putperestliği reddetmek, sadece ve daima Bir’lemek.

Kişi taparcı Ortadoğu diyalektiğini aşmanın başka yolu yok.

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s