Dört mahreme birden izinsiz girdiler!

En kıymetli misafirdiler, dört mahreme birden izinsiz girdiler!

Üniversite döneminde öğrenci evinde birlikte kalan Âdem güreştiği Selçuk’a her seferinde yenilir. Yine fena halde yenildiği bir güreş sonrasında Âdem aniden ayağa kalkıp Selçuk’a: “Ama ben de senden yakışıklıyım” der.

Yakışıklılığı da tartışılırdı ama konu bu değildi.

Âdem etrafını bu alana çekerek rahatlamak istemişti.

Son aylarda Türkiye’de dini kullanan politik bir hareket Türkiye’nin nice güçlükleri aşarak gerçekleştirdiği demokratikleşme hamlelerinin tamamını tersyüz eden ve geri saran bir tutum içine girdi. Türkiye’yi kara bir bela gibi sardı. Ülkeyi topyekûn ateşin içine atmaktan çekinmedi. Sonra da hükümet için “onlar da yolsuzluk yapıyorlar” diyor.

Gerçek ya da değil ama konu bu değil!

Cemaati kullanan bir yapı bununla kamuoyunu manipüle etmeye çalışıyor.

Oyunu kendi özel tasarlanmış minderinde tutmak istiyor.

Fitne katilden beterdir, ihanet katilden beterdir, gerisini onlarla tartışmayız bile!

Bizlik sorunlar biz bize konuşulur. “Siz” “bizi” “sizden görmüyorsunuz!”

Beri tarafta içinde bulundukları çapraz, öylesine sorunlu ve kötü ki (fitne, kaos, ihanet, iki yüzlülük, kapalılık) insanların son derece duyarlı oldukları bir konuda bile ve diğer tüm can alıcı hamleleri ölü doğuyor.

Yalın, özet ve net olarak; sahi Cemaat ne yaptığının farkında mı?

Onlarda mantık şöyle işliyor: Bu devleti babamız bize verdi, bu ülkeyi de Hz. Peygamber bizatihi Mehdi-i Zaman hoca efendinin rüyasına girerek “Türkiye’den siz sorumlusunuz” dedi, bu dini de Allah Tekaddes hazretleri sadece Hizmet olarak bize tahsis etti.

Öyleyse bu devlete, Erdoğan’a, Gül’e, Hakan Fidan’a, Necdet Özel’e ne oluyor, iyi mi bunlar, ‘bir sıkıntıları mı var’?!

Demokratik yollarla da olsa bu ülkeyi yönetmeye kalkmaya çalışan, bu işi fazla ciddiye alan Ak Parti’ye ne oluyor, bu hakkı kim onlara verdi?

Din münhasıran bizim iken bu değişik değişik formlarda ortaya çıkan hepsi batıl dini, İslami hareketlere, sivil İslami teşekküllere ne oluyor?

Bu sırlı mistik gerçeği kabul edip biat eden her şey kenef de olsa iyi, bu melekuti, vehbi hakikati kabul etmeyenlerin tamamı erdemli de olsalar kötüdür.

Buradan hareketle devletlüler için sahte bir Selam Terör Örgütü (STÖ) ihdas edilir, dini oluşumlar için sahte bir El- Kaide Örgütü (EKÖ) üretilir, geri de kalan daha az sorunlu olan, artıklar, diğer muhalefetin tamamı da KCK Terör Örgütüne dâhil edilir. Şablon zaten hazırdır; Ergenekon terör örgütü, Balyoz, Sarıkız vs. uyarlamakta ve uygulamakta zorluk çekilmeyecektir.

En önemlisi ruhları da hazırdır onların.

28 Şubat döneminde İslami oluşumların kovuşturulması, çökertilmesi ve işkence edilmesinde çok aktif rol alanların onlar olduğu muhafazakâr camianın “yakinen” ittifak ettiği, tanıklık ettiği bir gerçektir.

Ancak yolları yol değil. Görünen o ki tamamen yok olacakları bir yolda beyhude çaba gösteriyorlar. Bir girdabın içinde şuursuzca sabah akşam çırpınıyorlar.

İnsanların namuslarıyla oynuyorlar.

“İsot tarlalarına” giriyorlar.

Hiçbir temayül, örf, adet, kutsallık, ittifak, zımni anlaşma, kanun, tamim tanımıyorlar.

Onlar Müslümanlığı ayakaltına alıyorlar.

Yapıp ettikleriyle Müslümanlığın iki temel noktasını tamamen yok ettiler.

Güven ve ahlakilik.

Onlar tapındıkları dinlerine Doğu’daki “eski” Hizbullah’tan daha büyük zarar verdiler.

Onlar bu dine Afganistan’da ki Taliban’dan ve Suriye’deki IŞİD’den daha fazla zarar veriyorlar.

Kavramakta güçlük çekenler bunu zaman içinde daha iyi görecekler.

Bunlar insanlar arasındaki bütün mutabakatı çiğneyip attılar.

Tamil gerillaları, İRA, Mısır’ın Sisi’si muhtemel bu yapıdan daha ehven.

Onlar ne yapıyorlarsa göstere göstere yapıyorlar.

Bunlar Pembe Panter ayaklarıyla arkadan yaklaşıp sinsice insanları sırtlarından vuruyorlar.

Aklımıza mukayyet ol Allah’ım, Doğu’da eski ‘Hizbullah’ Batı’da yeni ‘camia’ benzer hain yöntemlerle insanların hayatlarını karartıyor. Bir sabah aniden. Evinden çıkarken. Yolda yürürken. İşyerinde çalışırken..

Türkiye’de İslamcılığın içinden çıkan trajik sonuca bakar mısınız? Ne büyük bir özeleştiri gerekir farkında mısınız? “Demokrasi” (!) en çok bu İslamcılara lazım değil mi?

Cahiliye devrinde bile belli geleneklere herkes riayet ederdi.

Düşmanlık bile mertçe yapılırdı.

Zımni Haram Aylar hukukunu kimse çiğnemezdi örneğin. Arap geleneğinde yılın dört ayı Haram Ayları olarak kabul edilir, o aylarda asla savaş yapılmazdı, İslamiyet geldiğinde de bu gelenek sürdü. O aylarda bir kişi müsait ortamda can düşmanını görse bile kan akıtmazdı. Hatta öyle ki bu aylara ‘sağır aylar’ derlerdi, herkes sadece işine bakardı.

Bütün dinlerde insanlar birbirlerinin kutsallarına riayet ederler.

Dünyanın her yerinde insanlar kendi aralarındaki matbu, örfi, zımni mutabakatlara riayet ederler.

Bunun adı “haremi şeriftir.”

Özel koruma alanıdır, soylu mahremdir, şerefli harimdir, özeldir, saklıdır, mülktür, namustur, onurdur, son mukaddes alandır, cana, canana eşittir.

Allah’ın Haremi Şerif’i vardır, bu Mescid-i Haram’dır, Kâbe’nin etrafıdır. Kuran-ı Kerim en olağanüstü durumlarda, hatta Kuran’ın en sert ayetinde bile orada savaş yapılmayacağını belirtir.

Devletlerin haremi şerifi vardır.

Dinin haremi şerifi vardır.

Kamunun haremi şerifi vardır.

Bireylerin haremi şerifi vardır.

Bunlara sadece hürmet edilmelidir.

Haram, hürmet, harem paradoksal anlamlarına rağmen aynı kökten gelirler.

Hürmetin kalktığı yerde haram işlenir.

Hürmetin kalktığı yerde hareme girilir.

Kişi din adamına ve cemaatine sadece hürmet ediyorsa, onu esas alıyorsa geride kalan her şey “hükümsüzdür.”

Din de, devlet de, millet de, toplum da, en kolayı bireyler de, kanunlar da, temayüller de, örf de, ahlak da her şey..

Hizmet hareketi yapısal olarak “kendi dışındaki her şeyin üzerinden” önce “hürmet” perdesini kaldırdı.

Sonra hürmetsizlik haramı helalleştirdi hatta mendup, müstehap bile değil vacipleştirdi, inanmayacaksınız ama yakından izleyin “farzlaştırdı.”

Sonra devletin haremine girdi, kripto alanına.

Dinin haremine girdi, rububiyetin ihlaline, israiliyata.

Kamunun haremine girdi, barışın, demokrasinin üzerine bastı.

Bireyin haremine girdi, hukuksuz dinledi, nefisleri çıplak hissettirdi vs.

Oysaki her birinin en kıymetli misafiri idiler!

Haklı olarak hepsi birlikte soruyor şimdi: Haremlerimizde izinsiz ne yapıyorsunuz öyle!

Doğrusu böylesi ne görüldü, ne işitildi!

Devlettir bu, güvenilmez, haremine girilmesine rağmen gün gelir onlarla anlaşır, affeder, sündürür, bir yoluna koyabilir.

Bireyler sarsaktırlar, onurlarıyla oynanmasına rağmen sinerek, korkarak ya da başka bir anlaşılır nedenle, haklarından vazgeçebilir, belki haklarını helal edebilirler.

Ama iki unsur onları ve olanları affetmeyecek, kamuoyunu etkiledikleri kadarının bedelini alacaklar.

Öyle görünüyor ki, bu iki olgu, din/sünnetullah ve kamu vicdanı, onları gömecektir.

Onlar sadece devlet ve bireylerin onuru ile oynasalardı bir çıkış yolu bulabilirlerdi ama dinin ve kamunun haremine girmemeliydiler.

Ruhlarına Fatiha!

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s