“Eşeddu şeddeye dayandık neden ehvene karşı savaşıyoruz?”

İnsan özgür müdür?

Yoksa insan türü, özgür olduğuna kendini de inandırarak yaşayan tiyatro oyuncusu mudur?

Aslında Vilfredo Pareto, Seçkinlerin Yükselişi Ve Düşüşü, Kuramsal Bir Sosyoloji Uygulaması adlı eserinde; İncil’deki bilimsel hataları işaret ederek Hıristiyanlıkla mücadelenin mümkün olmadığını, bunun Hıristiyanlığa zarar vermediğini, aksine her zamankinden çok büyüdüğünü söylerken olayı bu kadar kavramamıştık.

Belki de insanın prangalarından kurtulmasına çalışan az sayıdaki filozoflar ve dinler beyhude bir çaba içindedirler!

Ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl bir teori ve ne tür bir yaşam biçimi önerirlerse önersinler insanlar en iyi bildikleri şeyi, rol yapmayı ve öyle yaşamayı tercih edecekler.

İnsanların özgür olmak gibi bir derdi yok!

Özgürlük, adalet ve erdem bunlar birer ütopya!

Bilinenin aksine insanlar bu olgulara sadece bir ütopya, ulaşılması imkânsız bir hayal olduğu için değer veriyorlar.

Bunlar elle tutulur, yaşanır halde somut bir platformda karşılarına çıktığında nasıl tekmelediklerini gördüğümüz için bu tanımlamaları yapıyoruz.

O nedenle iyiler, entelektüeller, özgürlük savaşçıları, filozoflar, gerçek din adamaları hiçbir zaman kazanamayacaklar.

Türkiye’de de en iyi rol yapan kazanacak.

Yazılan senaryoda başrolü en iyi oynayan.

Hz. Ali gibi “safların” hiç şansı yok.

Rol yapmayı beceremeyenler, bunu kendine yediremeyenler erken ölür.

Erken ölen güzide sanatçıları, müzisyenleri, din adamlarını, siyasetçileri düşünün sakın onlar iyi oldukları yani rol yapamadıkları için dünyayı taşıyamamış olmanın karşı konulmaz ağırlığı karşısında tükenmiş olmasınlar.

Uzun yaşayanlar hayatlarına bir bakıversin aslında kendilerini yaşatan tek şey, iyi rol yapabilmeleridir ve o kapasite kadar mutlu, mesut ve sıhhatli olduklarıyla şaşırtıcı bir şekilde yüzleşecekler.

İyi bir eş, iyi bir personel, iyi bir işadamı, iyi bir sevgili, iyi bir Alevi, Ermeni, Kemalist, Müslüman, iyi bir vatandaş, iyi bir din adamı, iyi bir aydın olduğunu düşündüğümüz şeyin “keşfedilmek için” “itibar görmek” için benlikle yaptığımız psişik bir hamle olduğunu görmeli.

Biz kırk kişiyiz hepimiz birbirimizi biliriz.

Kim üstün kim temiz kim gerçek?

Bundan böyle kimse can yakan politik mücadelenin içine “insani, dini ve etik değerleri” katmasın bu nedenle.

Bunu yaparak günahını katmerlemesin. Ayet okumadan bin defa düşünsün.

Hükümet-Cemaat mücadelesi düpedüz bir iktidar mücadelesidir.

Üstelik küresel el değiştirme mücadelesi. Millet iradesine karşı yabancı bir kalkışma.

Siyasetin işi zaten seyisliktik, atları yönetme sanatıdır, bir oyundur, kurgudur, iktidar mücadelesidir, küresel bir büyük oyuna bile bile girmek ve bedeline katlanmak demektir.

Teamül odur ki bu politikacının tabii hakkıdır, çelişki hissi uyandırmaz.

Devletliler şu an kendileriyle çelişmeyen bir usul üzereler, işlerini yapıyorlar, üstelik toplumsal bir arzuyu bin eksikle ifa ediyorlar.

Burada asıl sorun din din diye Rububiyete yakın, roller üstü yaşayarak ve “Cebrail parti kursa oy vermem” diye yaşatarak herkesten daha çok “artistliğe” merak sarmaktır.

Şimdi toplanın ey ağabeyler ve ablalar; hep birlikte tek bir ağızdan ve yüksek sesle Pensilvanya’nın en geniş salonunda munis bir tirad irad edin:

“Değerli hocamız, sahi bizim bu oyun ve roller dünyası içinde ne işimiz var?

Her şeye, “eşeddu şeddeye” dahi dayandık neden “ehvene” karşı savaşıyoruz?

Yöntemimiz ve bu nedenle olan-bitenler özü de kirletiyor.

Çatışma açısının aleyhimize olması nedeniyle hükümet her ne yaparsa yapsın beklenen etkiyi yapmıyor, yapmayacak.

Bizim Hizmet tarafı her ne -hem ikna edici- fiil icra ediyorsa beklenen etkiyi yapmıyor, yapmayacak.

Biz bu insandan asıl olarak ne istiyoruz?

O neden Kenan Evren’den ve Çevik Bir’den daha kötü muamele görüyor?

Yakışıksız, mütecessis, ayıp araştırıcı, kötü gelenek sürdürücüsü Haramzadeler vs. siteleri ile neden mutlu olmamız isteniyor?

Sahi sorun gerçekten yolsuzluk mu, öyle ise bu yolsuzluğun sırtına aşırı yük veriyoruz o da her şeyi açıklayamayarak kendi içinde çatlıyor.

Neden bizi bir cehennem azabı içinde, “size olan inancımız ile sınayarak”; aklımızın, vicdanımızın ve kalbimizin sorduğu soruları bastırıyor, gelgitler yaşıyoruz?

Sabredince, günü geldiğinde bize ve kamuoyuna acaba perdede ne izlettireceksiniz de ikna olacağız biz kestiremiyoruz?

Her şey tamam, bir saniyeyle her şey bir tarafa, sahi biz ne yapıyoruz?

Yolumuz doğru olmayabilir mi?”

Pareto haklı. Yanlışlıklar, olumsuzluklar, ne olursa olsun, inanışlarla oluşturulan yapay evrenlerin, tahayyüllerin hiçbirini parçalamaya güç yetiremiyor.

Mekke’de özgürleştiren din Ortadoğu’da köleliği katlayan bir olguya dönüşüyor.

Gelinen noktada toplum din bağlamında iki uç noktaya itiliyor.

Yakında ortası ve normali kalmayacak: İlhad ve bağnazlık

Bu kez ve şimdi kendi kendimizi kutlama zamanı.

Hepimize bravo!

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s