Necdet Özel, Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen

Bir başka açıdan

Devlet demek jeopolitik oyunu iyi oynamak demektir.

Düne kadar Misakı Milli sınırları içinde, iki devlet bir toplum üçlemesi vardı. Biri Osmanlı Devleti diğeri Türkiye Cumhuriyeti (TC) Devleti ve millet.

Herkes Osmanlı Devleti yıkıldı sandı. Beynelmilel kamuoyu, Osmanlı yerine sıfır noktasından Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu diye düşündü.

Oysa imparatorluk (ümmet) bir oyun kurdu.

Millet, bir oyun oynadı.

“Derin devlet”, profesyonel bir tiyatro sergiledi.

Avrasya jeopolitiği (Selçuklu-Osmanlı ruhu) ; Osmanlı devletine “yıkılmış gibi davranmayı” önerdi, Türkiye Cumhuriyeti devletine de yeni devletmiş gibi “rol kesmeyi” salık verdi.

Bunu; tarihin, jeolojinin, sosyolojinin, disiplinlerin ve kimliklerin konuşma fıtratından çıkarıyoruz. Bu olguların konuşması -maksadı aşmasın- “vahiy” gibidir, fısıldar, o sesin nereden geldiği bilinmez ama insanlar bu fısıltıyı meşrebince duyar, uygular ve düşen rolü oynar.

Kaderin üstünde bir kader olduğu gibi kaderin derununda da bir kader vardır. Yanılmamak için olayları ve olguları sadece “arz edilen” parametrelerle çözümlememeli. Yaşama; öncelikle ruh/soyut kimliklerin yön verdiğini görmeli.

Herkesin Türkiye Cumhuriyeti dediği aslında zaten Osmanlının devamıydı. 1000 yıllık miras ve camidat birden bire yok olmadı ya!

Burada tek sorun; bazılarının kendine tevdi edilen rolü abartmasıdır.

Mustafa Kemal, jeopolitiğin ve derin devlet ruhunun şahsına sunduğu role kendini fazla kaptırdığı için bilinen yanlışların tamamı yaşandı.

Yoksa Osmanlı devleti yeni süreçte yıkılmış ve yeni bir devlet kurulmuş gibi yapma gereğine, Ahmet Özcan’ın tabiriyle ‘cenin pozisyonu’ almaya karar vermişti. Eskiyi ve eskinin lider kadrosunu (Enverizm ve Teşkilatı Mahsusa) geri çekerek yeni lider yüzleri öne çıkaracaktı (yeni Türkiye ve Kemalizm).

Öyle de yaptılar.

Ama Batı Mustafa Kemal’in fazla heyecana kapılmasından mutlu oldu, “David Lloyd George iş bitti” diye düşündüler.

Oysa bilemediler ki; bir çiçek ile bahar gelmez, elmadan muşmula, panterden çakal olmaz. Doğu ne Batı olur, ne boyun eğer, ne de ona katılır, kültürel Müslüman’dan bile düz bir Hıristiyan çıkmaz, mış gibi yapar.

Devlet demek büyük jeopolitik oyunu iyi oynamak demektir.

Devlet; yol kazaları ve kötü-kişiliksiz yöneticilerine rağmen I. Dünya savaşında, II. Dünya savaşında, BOP döneminde ve sonrasında hep rol yaptı.

Devletin tüm reflekslerinin altından yıkım dönemi ve I. Dünya savaşı koşullarında yaşadığı gerçek anlamıyla ağır travmaların izini aramak gerekir. Bugün bile devletin güvenlik reflekslerinin tamamı hala o dönemden kalmadır.

Gericilik ve irtica bir devlet projesidir. Batıyı ikna etme aracıdır. Ama abartılmış, kontrol dışı bölgelerde Anadolu İslamcılık akımını türetmiştir. Bunu kontrol etmek için de cemaatlerin ve tarikatların önü açılmıştır. 1980 sonrasında ise Şii akımı etkisinde kalmasın diye kendi kültürel kodlarına uygun olan Sünni İslami yapıların önünü açmıştır, bu kez Alevilik devre dışı kalmıştır.

Türkçülük Batı’yla eşleşme serüveninde Ulusçuluk akımını katılma aracıdır. Ama abartılmış, kontrol edilemeyen ölü noktalarda Kürtçülük akımı çıkmıştır. Devlet bu dinamizmi kontrol altında tutmak ve Ortodoks ve Rus yanlısı temayülü muhakkak olan bağımsız Ermenistan (tenkil ve tehcir) yerine Sünni-Alevi bağımsız Kürdistan iddiasına alan açarak silahlı Kürt hareketine yol vermiştir.

Devlet Ermenistan ve İran tehlikesine karşı Kürtçülük ve İslamcılık akımlarını onaylamıştır.

Abdullah Öcalan görevini hakkıyla ifa edip zamanında devlete geri dönmüştür.

Fethullah Gülen, Mustafa Kemal gibi verilen görevi abartmış, şahsileştirmiş, nefsine yenilmiş, güç zehirlenmesine düşmüş ya da daha büyük olduğunu düşündüğü başka bir güçle oyuna devam etmek istemiştir.

Fethullah Gülen görev süresinden fazlasını isteyerek milli istihbarata, kendi devletine geri dönmemiştir.

İddialar karineye yakın olacak kadar kuvvetlidir ki Mustafa Kemal İngilizlere boyun eğmiştir, Fethullah Gülen daha kötüsüne İsrail’e ve Neo-Conservative’lara boyun eğmiştir.

Bir yüzyıl sonra Anglo Saksonlar bu kez Gülen’le “-Devlet en az bir asır daha bizde Hertz” denilmesine sadece serçe parmağı aralığı kalmıştı, bu kez olmadı.

Selçuklu (Türk, Arap, Ermeni, Kürt, Fars ) ve Osmanlı (Avrasya) ruhunun beslediği derin devlet aklı; yüzyıl aradan sonra gizli oynadığı oyunu deşifre etmeye karar verir:

“Biz Osmanlı’nın ve TC’nin ardılı, devamı olan, aynı kökten gelen kurucu yeni bir devletiz ve devlette devamlılık esastır. Bundan böyle artık Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi ayakları üzerinde kendi kararları ile yürüyecektir.”

Bu ontolojik tarihi sözü belagatle haykırmayı Allah Recep Tayyip Erdoğan’a nasip etti.

Devlet en cesur ve en çalışkan Osmanlı ahfatlarından birini sahaya sürdü, Dede Korkut ona One Minute’ tan sonra adını verdi.

O da kifayetsiz muhterislik yapmadan, abartmadan, başarıyı kendinden menkul saymadan, devleti ve milleti adına vazifesini yerine getiriyor, kişisel sınavını tamamlamaya çalışıyor.

Devlet bu nedenle güvenlik kaygılarıyla ihmal ettiği her şeyi bu dönem şimdi tek tek tedavi ediyor.

Devletlerin ömründe çok fazla bir süre sayılmayan yüzyıllık bir dilim içinde Osmanlı devleti-TC devleti-Millet üçlemesi hükmünü tamamlıyor.

Şimdi normalleşme zamanı, arızalar, boşluklar, irtibatsızlıklar, yanlış anlamalar, alillikler gideriliyor.

Osmanlı Devleti-Türkiye Cumhuriyeti-yeni Türkiye lineer tek bir hattır.

Merkez dünya hattı, arzın merkezi, insanlığın rahmi; Mezopotamya’dır, Maveraünnehir’dir, Bereketli Hilal’dir, Akdeniz havzasıdır, Asya’dır, Kafkasya’dır, Hindistan’dır.

Türkiye ümmetin (Müslüman demokrasi) çekirdeğidir.

Türkiye ordusu ümmetin çekirdek ordusudur.

Bunu hak etmek zorundadır.

Peygamber ocağı olmaktan başka şansı “normalde de” yoktur.

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in Çankaya Köşkü’nde düzenlenen 30 Ağustos 2014 resepsiyonunda basın mensuplarının sorularına verdiği cevapta “Kırmızı Çizgi” vurgusu yapmasında yeni Türkiye yolundan dönüş olacağı ihtimalini çıkaranlar iyi yanılıyorlar.

Tarihsel pozisyonu itibariyle bu vurgu tam da kendileri için söylenmiş mecazi bir sözdür.

Asker son sınır gücüdür, Ulusalcı Solcular vb. gibi son millet unsurlarını yeni devlete dahil etmeden güvenlik vurgusuna devam edecektir.

Asker içinde bu felsefeyi anlamayanlar olsa dahi milli siyaset bilimi, milli sosyoloji ve derin devletin ruhu bu yolu herkese icbar ediyor!

Biraz Fatalitik olacak ama “Asker”; NATO’nun ve Batı’nın değil, yarı-tanrı ve elitist değil milletin askeri olmaya “mecburdur”.

Bundan böyle milletin yolu dışına çıkan her komutanı ve her askeri birimi derin devletin ateşi yakar.

(Cebriyye miyim neyim?)

Oyun bitti!

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s