Haram lokma yemedik ve Bülent Arınç

Siyasi doktriner hareketler yoktur, devletlerin iç güvenlik ve beka sorunu vardır. İdeolojik örgütler yoktur, merkez güçler arası çatışma ekseninde payende olmak vardır.

Solcu ve sağcı yapıların bu çaprazdan kurtulma ihtimali yoktur. İslami cemaatler de ise bu şans vardır.

Bu nedenle Dev Yol yoktur, Ülkücüler, Milli Mücadeleciler, PKK, Hizbullah yoktur. Fethullah Gülen hareketi de yoktur.

Doktrin esaslı örgütler -Sol, Sağ, Milliyetçi ve dini-, hangi masum slogana asılırlarsa asılsınlar bu gerçeğin mendebur suvatını saklayamazlar.

“Haklıyız kazanacağız”

“Faşizme karşı omuz omuza”

“Mayalandı umutlar dirilecek bozkurtlar”

“Haram lokma yemedik”

Şimdi Türkiye siyasetinde, son bir yıl içinde, sadece medya kanalından yaygınlaştırılan, toplumun en ürkek sınıfından yükselen bir “Haram lokma yemedik” olgusu/isyanı var.

Haram Lokma Yemedikçilerin (HLY) öyküsü nedir?

HLY’ciler; kelepçeli ellerini kollarıyla başlarından yukarı kaldırdıklarında, perde arkasında kalan müfsit yüzler gizlenmiş mi oluyor, bakalım…

Gülenciler öyle bir tiyatro oynuyorlar ki bu konu devlete geçtikten sonra yazmayı bırakmamıza rağmen son olması ümidiyle bir kez daha girmek zorunda kalıyoruz.

İslam tarihinde örnekler vermenin dezavantajlarını, hakkı kadarını ihsas etme duyarlılığını elden bırakmadan, teşbihin sarahatinden yararlanmak amacıyla projektörü 630 yılı Medine koşullarına çevirelim.

Medine site devletinin etrafı Bizans imparatorluğu sınırları ile çevrilidir.

Hz. Peygamber Aleyhi selam Bizanslıların saldırı ihtimali nedeniyle, “Zor Savaş” olarak anılan Tebük savaşı için yola çıkış hazırlığında iken temiz yüzlü bir grup Müslüman heyecanla ona gelir.

“Biz Kuba Mescidi’nin çok yakınında kötü hava koşullarında sıkıntı yaşamamak için yeni bir Mescid inşa ettik, burada bize bir namaz kıldırır mısınız?”

Asım b. Adiy gibi bazı sahabeler sözkonusu hizmette kötü bir koku aldıklarını söylerler.

Hz. Muhammed Aleyhi selam, acele etmeyin şimdi gelemem ama Tebük savaşı dönüşünde bakarız der.

Tebük seferi savaşsız biter ve büyük dönüş başlar.

Bu esnada Tevbe süresinin şok ayetleri iner, herkes derinden sarsılır. Onların düşmanlık, zarar vermek ve toplum içinde ayrım çıkarmak amacıyla hain düşüncelerle yeni mescidi inşa ettiği deşifre olur.

Olayların üzerinde bir de ‘Allah’ın elinin’ var olduğu gerçeğini unutanlar tam profesyonel oyunlarının açığa çıkmayacağından emindiler.

Hz. Peygamber başta komployu ilk sezen Asım b. Adiy olmak üzere bir grup sahabeyi göndererek o mescidi yıktırır, onlar ellerinde ki meşaleyle slowmotion /ağırçekim sinematografik yürüyerek hain yapıyı ateşe verirler.

Gerçek tüm çıplaklığıyla açığa çıkar: Münafıkların lideri olan Ebu Amir Rahip Mekke site devletinden bizzat organize ettiği ekiple Medine’de, gerçek ve mecaz bütün anlamlarıyla paralel bir mescit inşa etmiştir.

Oyunu çok yönlü oynamışlardı oysa.

Binanın mimarı olan Ebu Lübabe b. Abdulmunzir ve orada imamlık yapan Mücemmi gibi samimiyetinde kimsenin şüphe duymadığı bir grup sahabe ile kamuoyunu iyiniyetli oldukları konusunda ikna etmişlerdi.

Peygambere bir kez imamlık yaptırıp namaz kıldırarak meşruiyet tesis edeceklerdi.

Başından beri daima “İyilikten başka bir amacımız yok!” sloganını kullandılar: “Yaşlı, çocuk ve hastalar için, Allah rızası için..”

Ayetler onların nifak, düşmanlık, ihanet ve fesatçı yüzlerini gizleyen samimiyet maskesini indirdi: “Demek iyilikten başka bir amacınız yok(!)”

Bu mescit İslam literatürüne “Mescid-i Dırar” olarak geçmiştir ve ümmetin hanesine inanılmaz değerde bir ‘şuur mirası’ bırakmıştır.

Mescid-i Dırar; müşrik Mekke devleti ve Hristiyan Bizans’ın imparatorluk gücüyle cesaretlenen profesyonel bir nifak networkünün adı olmuştur.

Mescidi Dırar yoktur, Mekke devletinin güvenlik derdi vardır. Mescidi Dırar yoktur Bizans İmparatorluğu’nun gölgesi vardır.

Mekke hesabına Bizans gücü ile işbirliği yaparak, Müminler, Tebuk savaşında zayıflayarak ya da yenilerek döndüğünde Medine’de iç savaş çıkaracak ve devrim yapacaklardı.

Bu nedenle Paralel mescidin içine mühimmatlarını gizlemişlerdi.

İslam’ın en temel, en masun, en masum değerlerinin (kurumsal ya da etik) arkasına sığınıp hile düzeni kurmuşlardı.

Tabii, “iyilikten başka amaçları yoktu!”

Sahabe, paralel mescidi yapan usta Ebu Lübebe’yi sorguladığında da aynı ifade ile karşılık almışlardı: “İyilikten başka derdim yoktu ya Resulalallah”

Slogan tutmuştu!

Ebu Lübabe ve diğer sahabeler iyi niyet kurbanıydı.

İhanet eden Beni Kureyza Yahudileri ’ne karşı Hz. Peygamber’in nasıl bir strateji izleyeceğine dair sırrın deşifre edilmesinde ve sonradan affedilmesinde olduğun gibi.

İdeolojik hareketler yoktur, devletler ya da güçler arası çatışma eksenine maşa olmak vardır.

“Haram lokma yemedik” sloganı paralel mescit minaresinden yükselen “İyilikten başka amacımız yok” sloganına icazi benzerliği ile dikkat çekiyor.

İçinde nice safları, nice iyi niyet kurbanlarını barındırarak.

Her iki sloganı atanlardan bazılarının belki de bu ihanet şebekesinin faaliyetlerinin hiçbirinde haberleri gerçekten yoktur; ancak ve nasıl ki “ya orası da Allah’ın evi yazık değil mi neden yıkıyorsunuz? Bakın bir sürü namazında niyazında samimi insan oraya emek verdi günah olur, ayrıca yaşlı ve çocuklar bir sel durumunda (o dönem münafıkların kendi ifadesi) çok yakında olsa Kuba Mescidi’ne gidemeyebilirler” tartışmasına girilmeden paralel mescit yıkıldıysa; aynı mantık ve kararlılıkla “ Ya Cemaat’in tabanı samimi insanlardan oluşuyor, Müslümanlar arasındaki ayrılığı pekiştirmek doğru değil, orada ki namazında niyazında habersiz insanları kollayalım, gözetleyelim, Hizmet’in Türkiye’de ve yurtdışında dünya kadar emeği, güçlü bir insan kaynağı var heba etmeyelim, yazık, günah!” tartışmasına girilmeden paralel odağın ‘bütünlüğü’ dağıtılmalıdır.

Masum, suça bulaşmamış insanlar elbette korunacaktır bu zaten bir gerçeklik bir zorunluluktur ve tamamen başka bir konudur ancak nasıl ki devrimci bir kararla Paralel Mescit projesi çöktü ise yine benzer devrimci bir kararla Paralel Devlet networkü çöker.

Aksine bugün bazı üst düzey devlet yöneticileri tam tersi davranarak Paralel’le mücadelenin içini boşaltıyorlar.

Bir süredir var olan ama sesimizi çıkarmadığımız ama nedense Başbakan’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra daha güçlü ve profesyonel konuşmaya başlayan bazı bakanlar ve yöneticiler işi romantizme dökmüş durumdalar.

Bazı bakanlardaki acıma hissi, taban severlik, güya iyi niyet ve saflık, belki bir yerinden Cemaat ile iltisaklı olma durumu bu açıyı tehlikeli bir noktaya taşıyor.

Cumhur Reis Erdoğan’ın kafasındaki paralel yapı tanımı ile medyaya çıkıp konuşan bazı bakanların kafasındaki paralel yapı tanımının aynı olmadığını şaşkınlıkla ve ibretle gözlemliyoruz.

Size ne oluyor da Reis’in binbir emekle sardığını gizli gizli ilmik ilmik çözüyorsunuz! Ayıp yakışıyor mu?

Az sayıda ama etkili Ak Partili bir kısım yönetici, Paralel yapıyı; soyut, aranıp bulunamayan, belki olmayan buna rağmen varsa (!) asla ve hiç affedilmemesi gereken ve yabancı istihbarat örgütlerin içimize bizzat yerleştirdiği adları George, Menahem olan yabancı uyruklu ajanlar seviyesine indirmiş durumda.

Ara ki bulasın!

Tanım bu olunca o Cemaat tabanı denilen istisnasız herkes birden tüm devlet kurumlarında korunması, kollanması ve etekler altında saklanması gereken mülayim masum dervişler birliği algısına dönüşüyor, tek yumruk ve ‘üzüm salkımı’ düzeniyle örgütlendiklerinden dolayı da doğal olarak paralel yapının kendisi de bir bütün olarak masumlaşıyor.

Bülent Arınç ve diğer bazı elitler; farkında olmadan böyle tehlikeli bir açıyı beslediklerini hatta bu algıyı yerleştirdiklerini görüyorlar mı?

Samimiyetinde kimsenin şüphesi olmadığı Arınç’ın yaklaşımları devam ederse bir gün gelecek; yalancılığı ile ün salmış bir avcının koca bir Piton vurduğunu söylemesi, onun huyunu bilen arkadaşlarının ısrarla üzerine gitmesine dayanamayıp en son “peki çalının ardındaki o hışırtı neydi” dediği fıkrada olduğu gibi bir durum ortaya çıkacak, süreç Paralel’in CİA’vari profesyonelliği karşısında pörsüyecek ve “evet bir ara öyle bir şizofreni olmuştu” denilecek!

Paralel’i her kurumda koruma güdüsü iyilik değildir. İyilik millet adına bundan cesaretle ve kararlılıkla uzak durmaktır.

Neden siz onları koruyorsunuz da onlar her fırsatta hem tabanıyla hem tavanıyla, hem Müslümanı hem Müslüman olmayanı nice çetelerle birlikte, hiç acımadan, faşistçe ve ahlaksızca savaşmaya devam ediyorlar!

Size mi düştü bu?!

Camia hareketi yoktur. Jeopolitik dengeler ve Camp Davit düzeninde üstünlük savaşı vardır. Millete karşı gâvurların ‘pozitivist Haçlı saldırısı’ vardır.

Hizmet hareketi tüzel olarak fasittir ve yoktur, ifsat ve ihanet bataklığının içinde beyhude çıkma telaşı vardır.

Ey devletliler safınızı net seçin, görev verdiği halde kalkıp bir kez daha milletinizle oynamayın. Haram lokma yemedik orta oyununa kanmayın!

omeraltass@gmail.com

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s