Zara, İran, Erdoğan

Amed’den sonra bu kez; dedesi Taşnak, babası Asala militanı, kendisi Kürt milliyetçisi Zara kod adlı misafirim söz aldı:

“Yurtdışında en fazla Türk kahvesini özlüyorum. Müsaadenizle bir tane daha içelim. Uçağın kalkmasına az kaldı ama bir değerlendirme de ben yapmak istiyorum.”

Lütfen, buyrun!

“Yakın tarihimizde olayların bu yönde seyretmesi, Birleşik Devletler’in, Ortadoğu denkleminden nisbi olarak çekilmesinden kaynaklanıyor.

Almanya, İran, Rusya ve İngiltere; Amerika’sız bir Ortadoğu’da altın günlerini yaşıyor. Bölgesel güçler; Francis Ricciardone’nin deyimiyle ABD’nin stratejik vizyonsuzluğu nedeniyle durmadan rol çalıyor.

Bölgedeki sıcak gelişmeler, özellikle Arap Baharı, ABD’nin dış politika vizyonunu yeniden belirlemesi ihtiyacını doğurdu. Bu çapta konvansiyonel bir yapının kendine yeni bir teorem kurması doğal olarak bugünden-yarına olmuyor.

Ajandasında İran-Türkiye savaşı çıkarmak olan Amerika, gelişmelerden sonra Türkiye-Suriye savaşı istedi. Türk Ordusu, Suriye’ye girecek bu vesileyle bölge yeniden dizayn edilecekti. Ancak Devlet, kendi iradesini pratize etti, Suriye’ye girmedi; ip koptu.

Bu stratejiden sonra Tayyip Erdoğan, ABD Demokratlarının da gözünden düştü.

Bu dönemde HDP Eş Başkanı sıfatıyla Selahattin Demirtaş ABD’ye davet edildi.

Sizin yazıp çizdiğinizin aksine Demirtaş’a “u” dönüşü yaptıranlar Neo-Con’lar değildi.

Demirtaş orada, Amerika’nın iki siyasi kanadı tarafından da, Erdoğan’ın üzerinin çizildiğini ve iktidarını devam ettirmesinin mümkün olmadığını gördü.

Bana göre bu; AKP bünyesinde ortaya çıkan anlaşmazlıkların, ikileşme çabalarının da temel nedeni. Zira öne sürülen diğer sebeplerin hiçbiri gerçekçi değil. 

Birleşik Devletler’e giden her devlet adamına bir pusula verilir.

Annesinin verdiği ve Recep İvedik’in gerçekleştirdikçe tek tek üzerini çizdiği gibi, Demirtaş’ın pusulası da kısa ve netti.

1- Ermeni soykırımının onaylanması

2- LGBTİ hakları

3- Erdoğan karşıtlığı

Bunun ödülü de vardı. PKK rasyonalize edilecek, Kürt Solu, Türk Solu, Alevilik, Ermenilik, Atatürkçülük ve Kürtçü İslamcılık koalisyonuyla yeni bir seküler düzen kurulacak. Adı da “Büyük Türkiye” olacak.

Demirtaş; Türkiye’ye döndü, olan biteni HDP yönetimiyle ve Kandil’le yüz yüze konuştu.

Ben ve arkadaşlarımın yaşadığı ilk önemli büyük kırılma buydu. Özellikle anti-emperyalist, eski devrimci Solcu yoldaşların bu durumu onaylaması ve gözlerinin ışıldaması tipik bir küçük burjuva refleksiydi.

Önerilen projenin uygulamasında doğal olarak, Kürt siyasi hareketinin önderi ayak bağıydı.

Abdullah Öcalan tasfiye edilmeliydi.

Hedef kendiliğinden netleşti: Çözüm süreci sonlandırılacak. Bu çapta bir projenin akamete uğraması iki lideri otomatikman devre dışı bırakacak.

Gördük ki, PKK ve HDP yönetimi, daha ulvi bir dava (!) için son düzlükte Çözüm Sürecini sattı.

Şaşırtıcı bir şekilde Kürt ve Türk kitlemiz, girilen ters yola itiraz etmedi.

Meşruiyetimizi bir kez yitirince Kobani, IŞİD, şehit mezarlıklarının ve Cemevi’nin tahrip edilmesi gibi diğer tiyatroların tamamına inanmak kolay oldu.

Öyle oldu ki; Suriye’deki gelişmeler, uluslararası denklemler ve AKP’nin akıl-almaz söylemleri sözleşmişçesine bu havuza su taşıdı.

CNN televizyonu ve Hürriyet Gazetesi bize hizmet eden en büyük yayın organına dönüştü.

Bu denklik kaç yüzyılda bir gelir bilemem ama küresel ölçekte; Amerika’sı, Rusya’sı, İran’ı, Almanya’sı, İngiltere’si hepsi arkamızdaydı. Ulusal ölçekte; Beyaz Türkleri, Etiler’i, sanatçıları, TÜSİAD’ı, CHP’si, BBP’si, Cemaat’i, Türk Solu, Kemalistleri, hatta MHP’liler bizimle birlikteydiler.

Kimse gözlerine inanamıyordu.

AKP yıkılıyordu.

Baktım ki ölümcül bir hatayla; bu strese karşı koyamayan AKP, kendi kendine Erdoğan’ı uzaklaştırmaya niyetleniyordu.

“Diktatör” düştü düşüyordu.

Ancak sonradan gelişen küresel ve ulusal 3 farklı olay, paradigmayı değiştirdi.

Konjonktürle gelen konfor konjonktürle gidiyordu.

Bunlardan ilki, PKK’nın saldırılarına karşı Ordu’nun operasyon kararı alması. İkincisi Avrasya jeopolitiği adına Rusya’nın Suriye’ye müdahale etmesi. Üçüncüsü Erdoğan’ın stratejik vizyonunu değiştirmesi.

“Türk Ordusu”, operasyon yaparak ilginç bir denklemi bozdu.

Önce şuradan başlamalıyım; Öz Yönetim, PKK’nın özgün bir stratejisi değil.  Öz Yönetim’in, İran derin devletinin Ortadoğu’ya devrim ihracı kapsamında uyguladığı Besic modelinin bir versiyonu olduğu anlaşılıyor.

İran devriminin 36. Yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bir gösteride, Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’yi dinlemediniz tabi. Diyor ki: “İslam Devrimi’nin bölge çapında, Bahreyn’den Irak ve Suriye’ye, Yemen’den Kuzey Afrika’ya kadar ihraç edildiğine tanık oluyoruz.”

Kendinde, İran adına konuşma hakkı gören bir yazar, bu sözü şöyle analiz ediyor.

“Pek çok insan, İslam Devrimi’ndeki, “İslam” kısmına odaklanma eğiliminde. Onlar, topluma katı dini normların empoze edilmesine ve İslami bir hükümet sisteminin kurulmasına doğru bir yönelim görüyorlar. Ancak İranlılar devrimin ihraç edilmesinden bahsettikleri zaman, zihinlerinde, ülke dışında bir kopyası meydana getirilecek daha kapsamlı bir model ve özgün yapılar bulunduruyorlar.”

İran ve PKK ittifakla, Türkiye’de de bu modeli uygulamak istedi. Besic modeli;  ordu, halk ve direniş olarak formüle edilmiş bir stratejidir.

Olası ki; bu kapsamda PKK’nın derin İran’ la konuştuğu şuydu:

“Kürtler, 7 Haziran’da HDP’yi seçerek tarafını belli etti. Halk yanımızda bir, Amerika AKP hükümetinin üzerini çizdi iki. Hükümetin, Ordu ile de arası açık; ordu onların lehine bir tutum almaz üç. Halk ve PKK ordusu direnişe hazır dört.  Kobani Kantonu da askeri lojistiğimizi sağlar beş. Elele vererek artık Besic modeli tarzı özyönetim ilanlarına başlayabiliriz.”

Bu matematiği dinleyen; “Besic modeliyle, Lübnan’da, Irak’ta ve Suriye’de devrimin üç çocuğu oldu” diyen Tuğgeneral Hüseyin Hamedani’nin itiraf ettiği İran jeopolitiği, Türkiye topraklarında dördüncü çocuğun doğmakta olduğunu düşündü.

Az önce Amed’in de dediği gibi İran istihbaratı ile çalıştığına inandığımız KCK Eş Başkanı Cemil Bayık ve Bese Hozat talimat verdi. Çözüm sürecini şok bir şekilde vuran ilk mermi, Ceylanpınar’da uyuyan polislerin bedenine saplandı.

Çok geçmeden Asker operasyon kararı aldı.

PKK yanıldı. İran’ı da yanıltmıştı.

Duran Kalkan, neler kaybettireceğini hiç düşünmeden apar topar bir açıklama yaptı. Bu belki de “örgütler tarihinin” en komik açıklamasıydı:

“Bizim Türk Ordusu ile bir sorunumuz yok, ordu bize niye operasyon yapıyor? Orduyla el ele verip AKP hükümetini yıkmalıyız.”

Ordu, PKK-İran ortak oyununu gördü. Bile–isteye Erdoğan’ın yanında durdu. Çünkü Ordu, Cemaat ’in yaşattığı kumpasları, iç çatışmaya neden olacak büyük tehlikeyi deşifre eden tek isim olarak, Erdoğan’sız bu sürecin tamamlanmayacağına anlamıştı.

Böylece operasyonlar, AKP kararı değil, bir devlet kararı oldu. Kartlar yeniden karıldı.

PKK öz yönetimde rezil oldu. Anlı şanlı Besic modeli çöktü. İran’ın dördüncü Rafızi devleti hayali akamete uğradı.

Küresel çapta dönüm noktası ise Rusya’nın Suriye’ye fiilen müdahale etmesinden sonra gerçekleşti. Avrasya jeopolitiği NATO konseptinin sinir uçlarıyla oynadı. Yeni jeopolitik dengeler rüzgârın, Türkiye ve Erdoğan’ın yelkenini doldurmasına neden olacaktır.

Gözlemlediğim kadarıyla, Erdoğan, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinden bir süre önce önlemini zaten aldı. Erdoğan, uluslararası denklemin dışına düştüğünü ve bunun kendisi, milleti ve ülkesi adına bir çıkmaz oluşturduğunu gördü.

O güne kadar elinde tutup açmadığı kartları kullanarak uluslararası sistemle anlaştı. 

Üstelik bunu kendi çizgisinden şaşmadan yaptı,  anlaşma yerine statükoyu kendine çekti.

Siz hiç Erdoğan’ın böylesine kritik bir seçimde ülkeyi bırakıp vaktinin çoğunu yurtdışında geçireceğini aklınıza getirebilir miydiniz?

İç siyasetin yönünü belirleyen ana dinamiğin de uluslararası denklem olduğunu bilmenin rahatlığı bu.

İleride araştırmacılar Erdoğan’ın sıkışmışlıktan nasıl kurtulduğuna dair yaptığı hamleleri izlerken en çok bu fasıl üzerinde duracaklar.

Erdoğan’ın her açıdan kalması gerektiğini düşünüyorum.

Aksi halde darbe kapıda, bildiğiniz, on yılda bir dediğiniz, klasik askeri darbeden bahsediyorum.

Yakın tarihinde Türkiye, darbeye hiç bu kadar yakın olmadı. Biz bunu dışarıdan kuşbakışı ile daha iyi görüyoruz.

Belki farkında değilsiniz, darbe gerçekleştiğinde iki tırpan kullanacaktır.

Birincisi sivil Kürtçülük. İkincisi, sivil İslamcılık.

Militarist olanlarını varın siz düşünün!

Bir devlet, bir ideolojinin bu denli sivrilmesini, özellikle de HDP referansı altında toplanan yabancı istihbaratların vesayetini ve doğrudan  devleti hedef alan düşmanlığı asla taşıyamaz.

Tarihin, Erdoğan’ı bu anlamda bir kez daha göreve çağırması benim için de ilginç bir ironi.

Taşları zaten döşenmiş muhtemel bir darbeyle nelerin kaybedileceğini tecrübelerimle iyi bildiğimden uzun uzun düşündüm, Belçika’dan buraya gelmeden önce oyumu, “neler oluyor hayatta” diyerek AKP’ye attım.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s