Babamın bisikleti ve ben

Babamı herkes bisikletli Hasan amca olarak tanırdı. Aslında bisikletini mezarının başucuna bıraksak daha şık olurdu.

Tedaviye mani ataklar ve dayanılmaz acıları nedeniyle bir ay boyunca yoğun bakım ünitesinde uyutuldu ve gitti.

Dört bir taraftan ziyarete gelen, arayan,  taziye veren dostlarımdan Allah razı olsun. Hüznü paylaşarak yükümüzü hafiflettiler.

Şimdi öksüz ve yetim kaldık.

Biraz üzülmek istedik ama bundan hicap ettik, duygumuzu gizlemeyi tercih ettik. Yanı başımızda yakın tarihin en trajik öyküsü Suriye dramı yaşanırken hayatın akışı içinde sıradan olan acımızı öne çıkarmaya gönlümüz elvermedi. Soma’da, 6-8 Ekim’de, Ankara’da ailelerin ocağına aniden düşen ateş sıcaklığını korurken ehvenle sarsılmak yakışık almazdı.

Anne-babam, yaşamla aramdaki boşluktan çekilince hayatın alevi, ilk defa bu kadar sert ve doğrudan yüzüme çarptı. Nasıl devraldığımı bilmediğim bir bayrağı elimde gördüm. O bayrağın, Âdem soyunun bir boyundan bana taşınmaktan, tutamak yerinin iz yaptığını fark ettim. Demek ki bundan böyle soyumdan birinci derecede sorumlu bendim. Kıyamete kadar uzanacak kalabalık bir sülalenin kütüğündeki anlamlı yerimin kıymetini bilmeliydim.

İlk defa; o bayrağı, onur ve izzetle çocuklarıma aktarmanın aslında en büyük ödev olduğunu idrak ettim.

Hayatta başka bir dilin daha olduğunu biliyordum ama kabri için toprakta açılan pencerenin önünde dururken biraz daha yakin oldum.

Bu dili çözmeye çalıştım. Toprakta açılan pencereden içeri sızdım. Günlük hayatın telaşı içinde ihmale gelen bu lisana ait dünyayı keşfe çıktım. Nefesini tam tutamadan göle düşen çocuklar gibi ruhen hazırlıksız toprak pencereden içeri girdim.

İlk durakta fiziki koşulların değil aslında süfli dünyevi duyguların insanı ve toplumu ağır hasta yaptığını gördüm.

Kanser, kalp krizi, felç, otizm, Parkinson, Alzheimer, demans, sara… Bunların tek başına biyolojik bir hastalık olmadığını fark ettim.

Anladım ki, şükür ve takdir olmadığında “sıhhat” geri sayar, çürüme başlar. Gezinti boyunca; baharın yerini pekâlâ sert bir kuraklığa bırakmasının, bereket ikliminin, her şeyi dümdüz eden bir kasırga ile son bulmasının bağlı olduğu pamuk ipliklerini gördüm.

Belli ki Allah; mülkü, gücü, sağlığı ve onuru dilediğine verir dilediğinden alır.

Bu yolculuk öyle bir yolculuktu ki nefis sadece kendine sesleniyordu:

“Ömer!

Bilimsel verileri, olayların matematiğini, sosyolojiyi, reel-politik analizleri bir tarafa bırak. Olaylara yön veren asıl ve üst dili idrak et.

Önce bir mümin gibi düşün. Her durumda, bir Müslüman olaylara nasıl yaklaşır öyle yaklaş. Şahidim ki, düz Müslümanlıktan yeterince uzaksın. Pozitivizm dairesi içinde kalarak İslamcılık yapıyorsun. Rububiyetin aklı kullanma biçimini terk ettiğinde felakete hazır ol! İnsan kendini müstağni görmeye teşne. Hayat sadece bir sınav, unutma! Hanginizin daha iyi işler yaptığını ortaya çıkaracak bir imtihan.”

Bu sesleniş ardından aklım geriye sardı.

Yaşadıklarımı yakın olanlardan başlayarak üst dilin süzgecinden geçirmeye başladım.

Başarı dönemlerinde ilk ve en değerli eylemin; Allah’a olan şükrü artırmak, tesbih ve istiğfar etmek olması gerektiğini kavradım.

Zaferde ‘ödülü hak ettik’ demek haddi aşmaktır. Nasıl ki mağlubiyette inancı sorgulamak zaafiyet ise.

Zafer günlerinde ne yapmalı sorusunun cevabını Zafer Suresi  (Nasr suresi) verir.

Peygamber Aleyhisselam’ın; Mekke şehrine bütün görkemiyle son tepeden inerken hiç kılıç sallamadan müşrikleri tamamen yendiğini, toplulukların fevç fevç Allah’ın dinine girdiğini gördüğü Fetih günü ona ilahi nidanın mesajı şuydu:

“Ey Muhammed, zafer sadece ve daima Allah’ındır.

Başarıyı nefsine yazma. Övünme. Kurumlanma. Kibirlenme. Rabbin yüceliğini tespih et, ona şükret. İndi duygular kalbine yuvalanmasın diye istiğfar et.”

Sema dilinde, tüm güzellikler Rabbe havale edilir. Bütün kötülükler nefse rücu ettirilir.

Bedir Savaşı’nda okunu atıp isabet ettiren Hz. Peygamberdi ama Allah bu olguyu şöyle görmesini istedi:

“Attığında sen atmadın Allah attı.”

Böylece Allah, tam bir arınma mekanizması kurar. Büyüklüğü sadece Allah’a hasredip erdem temelli sıra dışı bir yaşam sistemi inşa eder.

Müminler o kimselerdir ki, başarı anlarında kınayıp durduklarının hatasına düşmezler: “ Siz, şımarıp çalım atan, insanlara gösteriş yaparak bölgelerinden kibirle çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın.”

Müminin bir edebi ve adabı var.

Her fırsatta, Kehf Suresi’ndeki “iki bahçe sahibi”nin öyküsü okunursa hidayet bozulmaz. Mağrur bahçe sahibi, muktedirlik olarak; muttaki bahçe sahibi, rol model olarak kodlanabilir.

Kasım ayında kesin bir zafer, devasa bir iktidar alanı oluştu.

İlahi öyküyü okuduğumuzda, ‘İktidar ve onur açısından en güçlü biziz, vesayetimiz her yeri kapsadı’ demeyiz.

‘Bu sürecin geri döneceğini düşünmüyoruz, bir çöküş yaşanacağına inanmıyoruz, bir yüzyıl daha iktidardayız, gelecekte bundan daha iyi bir kudrete sahip olacağız’ demeyiz.

Bu düşünme biçimi, vahyin tanımıyla alenen Allah’a ortak koşmak olur.

2017, 2023, 2071’in sahibi biz değil Allah’tır.

Her durumda kitabın önerisiyle ‘Allah dilerse olur, maşe-Allah, Allahtan başka güç yoktur’ demeli.

‘Umarız Rabbimiz bize hayır verir, akıbetimizi güzelleştirir, son nefesimizi Müslüman olarak göğe çeker’ demeli.

Güç, kudret, mülk, mevki, itibar, döviz, borsa, yatırım fonları, çekler, senetler, banka kasaları, lüks evler, arabalar, bakanlıklar, müsteşarlıklar ve genel müdürlükler dünya hayatının geçici metalarıdır. “Asıl baki kalacak olan; doğru fiillerdir, bu rabbin katında sevap ve ümit olarak daha hayırlıdır.” (Kehf 46) diye düşünmeli.

Allah, Muhammed’e herkese ‘şu örneği ver’ diye buyurdu. Şimdi bu ayet bizzat nefsimize insin.

“Onlara, suyun gökten inerek yeryüzünü yeşertmesi sonra rüzgârın savurduğu çer-çöp yapması döngüsüne benzeyen dünya hayatını örnek ver.”

Babamı üzerindeki örtünün iki tarafından tutarak toprak pencereden içeri bıraktılar.

Babam girdi ben çıktım.

Pencerenin üzerini toprakla sıkı sıkıya kapadılar.

Serin hava ile buluşan taze toprağın ve 92 numaralı mezar taşının başında, bir elimde emanet bayrak diğerinde bir avuç öğüt, kendimle baş başa kaldım.

Babamın emanet bisikletine binerek daha ne kadar pedal çevirebileceğimi düşünmeye başladım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s