Heraklius Orduları Tebük Savaşı’na Hazırlanıyor

Devleti İzleyin – V

Bir filminde Cüneyt Arkın, nice badire ve imkânsızlıktan sonra nihayet sevdiğine kavuşur.

Bu buluşma, kadrajdaki Cüneyt Arkın’ın adamlarını Cüneyt Arkın’dan daha çok mesut eder.

Mahdumların yüzündeki sevinç ifadesi tarifsizdir.

Bu ‘yerine mutluluğun’ bir kök nedeni olmalı?

İnsan, nevrotik bir varlıktır.

Tapmayı ve tapınmayı sever.

Başkasını öncelemenin ve kulluk etmenin maliyeti düşük, tatmini yüksektir.

Birey, yaşamını önce bu metafizik çapraza oturtur sonra yoluna devam eder.

Dini format, insanın yakasını bırakmaz.

Kölesi olacağı bir dava, tapınacağı bir tanrı, mutlak inanacağı bir doktrin ve tartışmaya açık olmayan kutsallar oluşturmadan sükûna ermez.

Yahudilik, Hristiyanlık, iddialarının aksine Pozitivizm, Komünizm, Modernizm ve Liberalizm türü ideolojilerde de format aynıdır.

Batı medeniyeti de esasta; tanrısı, kutsal kitabı, elçisi ve rükünleri olan bir dindir.

Bu nedenle Doğu için Batı, bir ön kabuldür.

Ön iman, ön rıza.

Doğu, önce Batı’nın “hakkını teslim etti.” Sonra “teslim oldu.” Ardından “iman etti.”

Bu anlamda yeryüzünde Laiklik hiç olmadı!

İronik olarak Batıcı Doğu; Batı’yı Batı’nın kendisinden daha güçlü savundu.

Onun adına; daha çok sevindi, daha çok kahroldu.

Ülkemizde bunun her gün onlarcasına tanık oluyoruz.

Öyle ki onların en büyük ideali; Batının başlarını okşaması!

Yüzlerinde öyle bir hayranlık ifadesi var ki tarifi yok.

Batı’yla konuşulur ama bir Batıcıyla konuşulamaz!

Aydınlar, Batı’yı bir din formatında telakki eder.

Tartışmazlar bile.

Anında öfkelenmeleri ve birden parlamalarının nedeni budur.

Bu nedenle, objektif olarak, batıyla buluşmak her zaman bir “risk” taşır.

Batıyla hemhal olanın içine Batıcılık kaçar. Farkında olmadan siner, ruhunu sarar.

Bu ülkede kendini Batıcılık illetinden koruyan sadece halktır.

Toplum sadece aidiyetini savundu, organik bir refleksle vatanı kurtardı.

Sermaye sınıfı, akademisyenler, beyazlar, bürokratlar, siyaset adamları, entelektüeller, sanatçıların ekseriyeti Batıcılığın gizli-aşikâr nöbetçileri.

Onlar da kendi aidiyetlerini savunuyor, tabii olarak Batı safında yer alıyorlar.

Bu sınıfların ideolojik duruşları ne olursa olsun sonuç değişmiyor: Sağcısı, Solcusu, İslamcısı, Kürtçüsü var.

İki asırdır Batı, elitler için mutlak bir paradigma.

Aşılamaz!

Bu iflah olmaz derin kabul; günü gelince onları milli ve yerli mücadelenin muhalifi yaptı.

Kendi olmak, Batı-dışı olmaktır.

Batıcılığın her formu önümüzdeki süreçte de sıra sıra, yerli ve milli olma iradesiyle çatışacak.

Hatta yeni Türkiye bloğu içinde yer alan deşifre olmamış bazı vuvuzela kişilikler, zamanı geldiğinde refleksle bayrağı devralacak.

Şaşırtacaklar.

Yerlilik ve millilik; temel çelişkiyi, “öğrenim görmüşler” ve “toplum” ikilemine taşıdı.

“Batı ilahiyatının” tefsiri hükmündeki eğitim müfredatlarını içselleştiren nesillerin milli bir vasata taşınması zor bir görev.

Demokratik devrim süreci, kendini tam inşa etmek için bundan sonra “okumuş kesimlere” biraz daha temkinli yaklaşacaktır.

Zira Batı’da eğitimini tamamlamış elitler, bir şekilde iflah olmamaktadır.

Uygun koşulu bulunca, bazıları iyi niyetli olduğu halde ülkesi adına fire vermektedir.

Solcu; Batı-içi bir Solculuk tarif etti, yerli olamadı.

Sağcı; Batı içinde kaldı, milli olamadı.

İslamcı; Batı-dahili bir İslamcılık kurguladı, ümmetçi oldu, yerli tekamülü eksik oldu.

Anlı-şanlı ideolojilerin ufkunu; ne alternatif ne eşitlik ne de hak talebi, rafine bir felsefi teslimiyet belirledi!

Ed-Devlet, tam bağımsız olma yolunda ısrar ettikçe daha neler göreceğiz!

Devletin kalp, beyin, şahdamarı bölgesine yuvalanmış saklı, kravatlı, daha nice Batıcı unsur sökün edecek.

“Ülke batıyor, Türkiye çöküyor” şeklinde analiz yapanlara bir bir bakın.

Bir yarısı İslamcı, bir yarısı Türkçü. Bir yarısı Solcu bir yarısı Kürtçü. Bir yarısı Kemalist bir yarısı liberal.

Hepsi okumuş, yazmış, münevver, sanatçı ruhlu insanlar.

Herkesten çok onlar huzursuz!

Değil mi ki dinleri çöküyor.

Tanrıları zaaf gösteriyor.

Kabullerinin temelleri çatlıyor..

Yakın siyasi geçmişimizde de, işte bu temel çelişkinin damgası var.

Bundan sonraki süreci de, bir süre daha bu çatışma belirleyecek.

Kürt sorunu bağlamında Çözüm Süreci’nde, ipin ucunun kaçırılmasında bu içgüdü etkili oldu.

Suriye olaylarındaki pro-aktif pozisyon ve aşırılıkta da öyle.

Burada Batı lehine bir bilinçaltı çalıştı durdu.

Batı; her iki olayda da İslamcılığın ‘felsefi boşluğundan’ ve ‘yumuşak karnından’ yararlandı.

Ed- devlet; “dostlar” üzerinden, Batı’nın profesyonelce oynadığı oyuna karşı önlemini aldı.

Ne PKK ne özyönetim sadece millet dedi.

Ne Baas, İran, Rusya ne NATO, AB, ABD; sadece Suriye halkı dedi.

Çözüm sürecinin yönüne müdahale, Kürt meselesinde açılımı dondurmak değil; gerçekleşmesi mümkün belki mukadder Özyönetim projesini engellemekti.

Fırat Kalkanı ise; teritoryal kazanım elde etmek için değil; zaten kaosa itilen ülkemizi vatana geri getirmek için yapılıyor.

Ed-Devlet, elbette bir bilek güreşinde.

Küresel güce karşı kendi gücüyle mücadele ediyor.

Darbeleri, karşı hamleyle boşa düşürüyor.

Devlet, bayrağı açıktan yükseltmeye doğru zamanda karar verdi.

Ne bırakacak ne yere düşürecek.

Şimdi Batıcı aparatlar konsolide olarak büyük bir sefere hazırlanıyorlar.

İran ve Rusya’nın derin devlet güçlerini de yanlarına alarak tam bir kuşatma yapacaklar.

Ed-Devlet, kendi Tebük Savaşı’na hazırlanıyor.

Rum İmparatoru Heraklius, Suriye ticaret yolundaki Tebuk Savaşı’nı kazanmak zorundaydı. Aksi halde Doğu Roma’nın bölgedeki kontrolü tamamen kaybolabilirdi.

Heraklius bu stratejiyle tarihinin en büyük hazırlığına başladı.

Bugün yeni nesil Tebük Savaşı’na doğru bir ivme var:

– Suriye sınırında savaş.

– İçeride suikast ve sabotaj.

– Eski rejim öğeleri, Avrasyacı ve kripto FETÖ’cü çetelerle askeri kalkışma.

– STK’lar, sermaye, aydın, sanat çevreleri, profilinde Ak Parti rumuzu olan küskün ve kripto Batıcı öncü isimlerle oluşturulan geniş tabanlı muhalefet.

Öldürücü son darbeyi vurmak için hazırlanıyorlar.

Tebük öyle bir savaştı ki, ayet “eğer topluca savaşa katılmazsanız..” ifadesini kullandı.

Kur’an, Resul adına “onun bu en zor gününde” diye uyardı.

Devlet ve milletlerin çetin günleri vardır.

Devlet olan-bitenin farkında.

Mümkün olan en geniş tabanlı bu ittifakı ve koalisyonu izliyor.

Harekete geçtiklerinde, daha önce tanık olmadıkları ve akıllarına getirip üzerinde çalışmadıkları bir karşılık görecekler.

15 Temmuz, iç konsolidasyonun referansı oldu.

Planladıkları topyekûn sefer de dış konsolidasyonun referansı olacak.

Ed-Devlet, Tebük’te ve Heraklius’u bekliyor!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s