Türkiye’yi karalayan Yunan gazetecinin kalbini kırma pahasına da olsa, AB’nin Dış Politika Şefi Kaja Kallas ona dönüp şöyle dedi:
“Türkiye’ye ihtiyacımız var.”
NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılması boşuna değil elbette.
Sahi, n’oldu da durup dururken “Devlet’in” ayağına geldiler?
O mağrur Batı bloku sanılandan daha mı zor durumda yoksa?
Artık biz çok şeyi gözden kaçırıyoruz (!)
Hepsini öyle bir panik sarmış ki insanda yardım etme isteği uyanıyor.
Baksana şunlara; karda yürüyüp izini belli etmeyen, karanlıkların o meşhur siyah karıncası, o sinsi ve herkesin imrendiği “İngiliz siyasetini” bile tamamen terk etmiş görünüyorlar.
Çok da yakışıyordu kendilerine oysa.
Yapısal sorunlarını ve anksiyetelerini ergenler gibi öyle açıktan belli ediyorlar ki.
Bildiğin kendi kendilerine söyleniyorlar artık.
Avrasya blokundaki o jeopolitik türbülansla daha da şiddetlenen, Bering Boğazı’ndan kopup gelen Pasifik fırtınası denizleri aşarak Batı’da bu kadar mı panik yaratıyor, ben çözemedim!
Siz neden karnınızdan konuşuyorsunuz ki?
Çıkıp açıktan desenize “Pasifik rüzgârı bizi yutabilir, önlem almakta fena geciktik” diye.
Sorununuzla dost olun artık, konunun etrafında dolanıp durmayın.
Rusya’yı bahane etmeyi, Hürmüz Boğazı’nı maske yapmayı bırakın.
Hem neden ağaya güç yetiremeyip marabalarına çemkiriyorsunuz ki?
Bu nasıl varoluşsal bir derttir ki sırf sizin gibi mavi gözlü, beyaz benizli olmasına rağmen Ukrayna’yı bile gözünüzü kırpmadan “konjonktür tanrısına” kurban verdiniz!
Bu patoloji nasıl etki ediyor ki Hürmüz boğazında güpegündüz korsanlık yapıyorsunuz.
Dünyanın üçte ikisi medeniliğinize öykünürken, siz dönüp bağımsız devletlerin üstüne çöküyorsunuz.
Bu kurban etme ritüelleri, Karayip korsanlığı ve makro-mafya tutumları nedir böyle?
Sahi, o barbar putperest günlerinize geri mi dönmek istiyorsunuz?
Sizde de hiç şık durmaz, söyleyeyim.
Dünyanın gelmiş geçmiş en deni ticareti olan köle ticaretiyle, sömürgecilikle, katliamlarla ve yerlilere reva görülen jenositlerle elde ettiğiniz o dramatik zenginliğin üzerine uygarlık inşa etmiş bir milletsiniz sonuçta.
Modernliğinizin sırf bu haksız sermaye nedeniyle olduğunu düşünmek bile istemiyoruz!
Sermayeniz azaldığında, o “uygar dünya” adlı kızıl elmanın aynı zamanda bir maske olduğunu fark etmek bizde ağır travmaya neden olacak, yapmayın.
Bir de en az bir yirmi yılı daha var ama o Uzak Asya tektonik levhasının Batı tektonik levhası ile savaşmasının pardon çarpışmasının erken tedirginliği kamuoyunda çok dikkat çekiyor, benden söylemesi.
Kurumsal problemleriniz bildiğimizden daha mı büyük?
Gelin konuşalım, belki kurucu bir fikir veririz.
Devlet’in ayağına bunun için geldiniz sanıyorum, iyi geçsin dilerim muhabbetiniz.
Modernlikte o kadar açık ara öndeydiniz ki, sorunlu yüzünüzü görmezden gelmek zorunda kalıyorduk.
Hatta bazılarımız size iftira atıldığına bile inanıyordu!
Büyük göç dalgasını önlemek için Devlet’e gizliden rüşvet teklif ettiğinize inanmadılar mesela.
Müslüman ülke olduğumuz için ve politik çıkarlar ters düştüğü için değil, güya “gelişmemiş toplum” olduğumuz için bizi AB’ye almadığınıza inanıyoruz hâlâ.
Nasıl bir algıyı yıkmak üzere olduğunuzun farkında mısınız?
Size göre öyle gerici, Ortadoğulu, Asyatik monarşik bir Devlet ki bu..
İçinden çıkan tüm terör örgütleri bile yapısal olarak Devlet’ten daha iyiydi gözünüzde!
Dün tüm kapıları Devlet’in suratına kapatıyordunuz.
Şimdi ya da bir süredir n’oldu size?
Daha fazla ürkütmek istemem ama bu iyi günleriniz!
Rasyonel kader ontolojisinden kaçamayacaksınız.
Üstünüze üstünüze gelecek korkularınız.
Ukrayna’yı yaktığınız gibi Devlet’i de yakacaksınız öyle mi?
Bakın bundan sonraki süreçlerde tek tek şunlar ile karşılaşacağız, yazın kenara:
PKK’nın arkasından tamamen çekileceksiniz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıyacaksınız.
Akdeniz siyasetinde taviz üstüne taviz vereceksiniz.
Ermeni diasporasını fena üzeceksiniz.
Ege’de çizdiğiniz o sanal sınırları bizzat kendiniz yeniden ele alacaksınız.
AB’ye almayacaksınız ama Devlet’e AB’ye almaktan beter yakınlaşacaksınız.
Türk ekonomisini destekleyecek, önünü açacaksınız.
Anlaşma üstüne anlaşma yapacaksınız.
Bir çanta dolusu sakinleştirici ile Tel Aviv’de kulis yapacaksınız.
Filistin’de iki devletli yapıyı kabul edeceksiniz.
N’oldu hani bu ülke diktatörlük ile yönetiliyordu.
Sahi siz bayağı bayağı bir değiştiniz.
Bu hızlı değişim size olan saygıyı törpülüyor.
Peki Devlet n’apacak?
Elbette bu imkândan sonuna kadar yararlanacak.
Ermenistan ile ilişkileri üst düzeye çıkaracak.
Güneyde tam egemenlik inşa edecek.
Özgün bir Türkiye teorisi inşa ederek iç egemenliğini tahkim edecek.
Ekonomisi büyüdükçe büyüyecek.
Bunların hepsi gözlerinizin önünde adım adım gerçekleşecek.
Siz savaş korkusuyla yaşarken, bu korkunuz Devlet’e yarayacak.
Bizim sadece kendi iç dinamiklerle yapmamızın çok zor olacağı o terakkiyi, sayenizde daha hızlı yakalayacağız.
Ama biz bunu yeni bir satranç oyunu olarak göreceğiz.
Biz de bu oyunu oynayacağız.
Çünkü güvenilmezsiniz!
Fransa kadim dostluğumuz üstüne Mısır’ı işgal etmemiş miydi?
On dokuzuncu yüzyıl başında ilk modernleşme çabalarımızı bile engellemeye çalıştığınız kendi arşiv belgelerinizde kayıtlı değil mi?
Cumhuriyeti kurduğumuzda da karalar bağladığınızı bilmediğimizi mi sanıyorsunuz?
İngiltere Vahhabileri üstümüze salmadı mı?
Rusya Özi’de bir şehri çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirerek I. Abdülhamit’in felç geçirip ölmesine neden olmadı mı?
Prusya defalarca anlaşmaları bozmadı mı?
Viyana ittifakı gibi görüşmelerle bize karşı aralıklarla defalarca tek cephe olmadınız mı?
Her fırsatta boğazlara donanma göndermediniz mi?
Sevr anlaşmasını dayatmadınız mı?
Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası vesayet sistemi kurarak siyasetçilerimizi satın almaya çalışmadınız mı?
Her on yılda bir askeri darbelerde sevinç çığlıkları atmadınız mı?
Sayenizde içimizden Frankofiller, Anglofiller, Şensölyefiller, Slavofiller çıkmadı mı?
Daha dün çıkar çatışması nedeniyle ekonomimizi çökertmeye çalışmadınız mı, unuttuk mu?
Sömürgecilik altyapısının ve maddi güç paylaşım savaşlarının ürettiği demokrasi modelini uygarlık diye bütün dünyaya pazarladınız.
Sonra bu putunuzu defalarca, tıpkı bugün Gazze’de olduğu gibi oturup çiğ çiğ yemediniz mi?
Mustazaf halkların başına bela olan emperyalizmi siz var etmediniz mi?
Dünyanın dört bir tarafını acımasızca kana bulmadınız mı?
Etnik ve mezhepsel fay hatlarını operasyonel birer araç olarak kullanıp bu ülkenin Kürt sorununu, Ermeni sorununu, Alevilik sorununu, 6-7 Eylül Rum olaylarını sahne arkasından kaşıyarak, kışkırtarak bizi nice hatalı siyasi pratiğe yönelmek zorunda bırakmadınız mı?
Önce Kemalizm’i inşa edip sonra tasfiye etmeye çalışmadınız mı?
Açılımları, çözüm sürecini sözde bir sivil self kolonizatör örgüte ihale edip, Devlet onları tasfiye edince geri çekilmediniz mi?
Kendi Yeni Türkiye’nizi kuramayınca Devlet’in kurduğu Yeni Türkiye’ye çamur atmadınız mı?
İçimizden geliyor şöyle sakin bir edayla “ne yüzle buradasınız” demek.
Ama Devlet’in misafirisiniz.
Siz burada kaldığınız sürece iyi vakit geçirin.
Milletin bilinçaltının bu olduğunu da bilin.
Evet sizin;
“Devlet’e ihtiyacınız var.”
Bizdeki durum ise şu;
“Biz bu oyunu oynayacağız!”